Evrimin ip ya da kurdele modeli

Aslında önceki yazılarda kısmen dile getirdiğimiz bir kavramı bu kez farklı biçimde irdelemeye çalışacağız. Bu kısmen aritmetik, kısmen geometrik öğeler içerse de, aslında biyolojik bir sorun. İnsan kendi de dahil gördüğü formları “bugünkü” halleri olarak algılar. Bu durumda ister istemez bunların bir de “önceki” hallerinin olması gerektiğini düşünmez. Bir varlık tanındığı şekliyle algılanıp isimlendirilir. Mesela bir beldeye “kumluca” adı verilmişse, bu oranın kum zemin okumasından kaynaklanır.  “Kızıltoprak” dediğinizde de aslında asfalt ve beton altında kalmış olasılıkla bakırdan zengin topraklardır. Derken insanoğlu merak ve ihtiyaç gereği kazı yapmaya başlar. Kazı yapmak bir nevi geçmişi aramaya benzer, çünkü ne olursa olsun yerçekimi nedeniyle bir öncekinin üstüne iner.

Okumaya devam et “Evrimin ip ya da kurdele modeli”

Walden

Korkunun üstesinden gelinmesi geçen hafta anlattığımız nedenlerden ötürü çok kolay değildir. Hayatı daha geniş çerçeveden gören birey genellikle bu dar alanla yetinir; dolayısıyla dışarıda daha büyük bir dünyanın var olduğunu bilse bile, görebildiği dar alan hala fazlasıyla yeterlidir. Bu durum bir miktar dibi bilinmeyen ormanın içine yürümek gibidir, ortada bir göl ve bitişiğinde orman vardır (Walden), siz gölün kıyısında dolaştığınız sürece kaybolmak imkansızdır. Ancak cesaret bulur da ormanın içine yürümeye başlarsanız bu durumda güvenlik hissi yitirilir. Önce daldığınız kıyı gözlerinizden uzaklaşır, daha sonra manzara artık ağaçlarla kapanır. Yolu bulurum diye bir kaç değişik ağacı bellersiniz, ama sonra bunun gibi aslında çok fazla ağaç olduğunu fark edersiniz. İleri yürümeye devam ettiğinizde önce içinizi korku bürür, orman aslında belirsizlik olarak görünür. İşte sizin korktuğunuz tam da budur, belirsizlik hissinin bir ucunda yorulana kadar yürümek vardır, oysa birazdan, eninde sonunda hava kararır bu kez göremez olursunuz.

Okumaya devam et “Walden”

Korkunun üstesinden gelmek ne demektir?

Kaynaklar korku nesneleri arasında çok fazla şey tanımlar, ancak bunların çoğu fobi sınıfında yer alır. Fobi içine düşünmesi istenmeyen bir nesne, varlık ya da durumdur. Mesela kediden korkmak aslında fobi sınıfındadır, bilinenlerin çoğunda kişi kediyi uzaktan görebilir, kedinin varlığı değil de, yakınında olması kabullenilememektedir. Asansörde kalmak, açık alana çıkmak gibi, toplum önünde konuşmak zorunda kalmak gibi durumlar da yine fobi sınıfında yer alır. Dolayısıyla fobi aslında kaçınılabilen durumları tanımlar, bilirsiniz, öngörebilirsiniz ve korku haline gelmesini engelleyebilirsiniz.

Okumaya devam et “Korkunun üstesinden gelmek ne demektir?”

Korkmak

İnsanların adını koydukları ya da koymadıkları bir şey, durum ya da kavramdan çekinmelerine korku adını veriyoruz. Çekinmenin daha iyi tanımlanmasına karşılık korkmak o kadar açık bir tanım bulmaz. Zira korkunun nesnesi kişiden kişiye değişkenlik gösterir. Çoğu korkunun nedeni bilinmez, psikiyatri ve psikoloji bunları sınıflasa bile, altında yatan gerekçe açısından, mesela örümcek, yılan, kedi gibi korkuların yaşanmış olaylara bağlı bir karşılıkları genellikle bulunmaz. Çoğu kez korkulan öğeyle gerçek bir karşılaşma yoktur, ama imge korkunun oluşması için yeterlidir. Yılandan korkup kemere dokunamayalar olduğu gibi, kediden korkup yılanlarla yüzebileceğini dile getiren örnekler de bulunur. Dolayısıyla korku olarak adlandırılan duygu durumunun “kendini savunmak” dışında bir açıklamasına erişilememiştir.

Okumaya devam et “Korkmak”

Kendini gerçekleştirmenin “dağa çıkmak” biçimi

Kişinin kendini nasıl gerçekleştireceği aslında Maslow tarafından bile tanımlanmaz. Hayata dair bütün beklentilerini tamamlamış olan, sevgi ve saygınlık da kazanan kişinin bir sonraki aşamaya zıplayıp kendini gerçekleştireceğini varsayar. Maslow çok atıfta bulunulan modelini alanlarındaki en başarılı insanları temel alarak kurar. Mesela herkesin tanıdığı kişi olduğunu düşünürsek, Albert Einstein evrenin sırlarına ermiş görünür. Kimsenin düşünemediği kavramlara varmış, madde ve enerji dönüşümünü tanımlamış, hatta bunan çıkan türev ürün, zaten kazanılmış bir savaşın alametifarikası olarak insanlığın hafızasına kazınmıştır. Ama bunlardan hangisinin Einstein’ın kendini gerçekleştirme aşaması olduğu bilinmez. Dünyanın en iyi tanınan ve kabul gören insanlarından biri olmaksa mesele, bunun örneği çoktur. Einstein’ın kendini gerçekleştirme aşaması bana göre aslında gerçekleştirilmiş o bombanın hiç atılmamasını sağlamaktır.

Okumaya devam et “Kendini gerçekleştirmenin “dağa çıkmak” biçimi”

Maslow’un açıklamadığı “kendini gerçekleştirme” eylemi

Maslow piramidinin aslında hiç olmadığı, yayıncının biçimlendirme merakının bir sonucu olarak doğduğu söylense de, basamakların yorumu açıktır. İlk üç basamak, yani temel ihtiyaçlar, güvenlik ve aidiyet kişiye çevresi tarafından sunulur. Sonraki aşama sevgi ve saygı ise kendisi tarafından kazanılır. Ancak ilk beş basamağın geçilmesi kendini gerçekleştirme için yeterli olmadığı gibi, Maslow ilk aşamaların tamamlanmasının mutlak bir kendini gerçekleştirmeyle sonuçlanmayacağını kabullenir. İnsan önceki basamakları geçerken olasılıkla bir şeylerini kaybeder ya da rehin verir.

Okumaya devam et “Maslow’un açıklamadığı “kendini gerçekleştirme” eylemi”

İnsanın var olma sorunu için “Yeni Maslow Geometrisi”

Abraham Maslow (1908-1970) tarafından tanımlanan insanın var olması için gereken ihtiyaçlar hiyerarşisi piramidi (1943) sık başvurulan özgün bir modeldir. Bütün canlılar gibi beslenme gereksinimlerin temelinde yer alır, insan için hayvanların bir kısmının aksine örtünme ve barınma da temel ihtiyaçlar arasında yer alır. İkinci sırada yer alan güvenlik kısmen güvenlik kurumları ve bireysel önlemlerle halledilir, böylelikle şehir (-polis) kavramı doğar. Bu iki aşamayı geçen insanların üçüncü gereksinimi ise ait olma duygusudur. Bir topluluğa üye olma, aynı okuldan mezuniyet, bir takımı tutma ait olma ihtiyaçlarını karşılar. Maslow gereksinimler piramidinin ilk üç basamağı aslında kişinin kendisi tarafından kazanılmaz; insan yavrusu olarak doğmanın doğal sonucudur ve başkaları tarafından verilir.

Okumaya devam et “İnsanın var olma sorunu için “Yeni Maslow Geometrisi””

Zaman gerçekten var mıdır, biz mi öyle sanırız?

Zaman konusunda fazla bir şey bilmediğimizi söylemek akla aykırı gelse de, mantık süzgecinden geçirirseniz geçerli bir savdır. Biz zamanı saatin tik-takları ile ölçer, akışının lineer, yani çizgisel olduğunu varsayarız. Saniyeler, dakikalar, saatler, günler geçerken; yıllar, on yıllar, yüzyıllar ya da binyılların da biriktiği sonucuna varırız. Ölçümün başlangıç noktası Milat ya da Hicret fark etmez, belli bir olaydır. Bu genel hafızanın “sıfır” olarak belirlediği andır, öncesi ve sonrası yine aynı ölçüm birimiyle belirlenir. Bu genel ölçüm biçimi “sosyolojik zaman” açısından bireysel ölçekte de geçerlidir. Okuldan mezun olma, askere gitme, şirketi kurma, evlenme gibi sosyal durumu değiştiren olaylar kişisel milatları oluşturur.

Okumaya devam et “Zaman gerçekten var mıdır, biz mi öyle sanırız?”