Uzun raf ömrünün ekonomisi, kapitalist sistemin gıda cephesi

Size bu satırlarda sık sık sözünü ettiğim ve her fırsatta uzak durulması gerektiğini vurguladığım uzun ömürlü gıdanın bir de ekonomik analizinin yapılması gerekiyor. Konuyu UHT kutu süt üzerinden irdeleyelim, böylelikle meseleyi daha kolay anlatabilirim. Süt mantığı gereği en az işlemden geçirilmesi gereken sıra dışı özellikleri olan bir beslenme unsurudur. Bu kural inek ya da keçi sütü söz konusu olduğunda da değişmez, o da bizim Pastör’den beri bildiğimiz pastörizasyon işlemidir. Süt böylelikle hastalık yapan (patojen) mikroplardan arındırılır. Ancak homojenizayon (sütün 85 derecede 1400 metre su basıncıyla çok ince bir delikten püskürtülerek ‘yağının kırılması) ve sonrasında UHT (ultra high temperature, yani çok yüksek sıcaklık olan 140 derece, süt kaynayacağından düdüklü tencere prensibi gereği buna ulaşabilmek için 50 metre su basıncı) işleminden sonra sütün steril edildiği kabul edilir, bu durumda süt en az 6 ay kutuda kalabilir, ama daha önemlisi açıldığında, yani bulaşma olduğunda da buzdolabı şartlarında rahatlıkla bir ay kesilmeden (ama asla ekşimeden) kalır. Süt endüstrisi UHT kutu sütlere açılmadığı sürece 4 ay raf ömrü vermektedir, bunlar zaten marketlerin buzdolaplarında değil, genel ortamlarında üst üste yığılarak satılır. Okumaya devam et “Uzun raf ömrünün ekonomisi, kapitalist sistemin gıda cephesi”

Şeker kamışı üretiminin yol haritası, yeni bir sömürgeleştirme dalgası

Geçen hafta da vurguladık, şeker kamışının geleceği biyoetanole odaklanıyor. Londra’daki toplantının genel görüntüsü, endüstrinin biyoetanole doğru yönelmiş olmasıydı. Biyoetanol şehir içi ulaşımda olası bir seçenek. Ana sorun ise üretim alanlarının genişletilmesinin gerekli olması, mevcut üretim alanları endüstriyel amaçlar açısından yetmiyor. Lakin şeker kamışı sıcak ortamın bitkisi, kıtanın gelişmiş, enerjiye ihtiyaç duyan bölgeleri kuzeyde yer alıyor. Okumaya devam et “Şeker kamışı üretiminin yol haritası, yeni bir sömürgeleştirme dalgası”

Kamışın şekeri, bir uluslararası yapışkan ticaret zinciri

Geçen hafta Uluslararası Şeker Organizasyonu’nun (International Sugar Organization, ISO) artık gelenekselleşmiş kasım ayı toplantısının yirmi birincisini izlemek üzere Londra’daydık. ISO, Dr. Peter Baron tarafından geliştirilmiş bir birlik, özellikle şeker kamışı ve artık ciddi bir yan ürünü haline gelmiş biyoetanol konusunda görüş alışverişinde bulunulan bir topluluğu oluşturuyor. Herr ‘maechtiger’ Baron (kudretli anlamında) topluluğu ilk oluşturduğunda 33 katılımcıyla başlamış, bugün 70 ülkeden 420’nin üzerinde katılımcıya ulaşmışlar. Okumaya devam et “Kamışın şekeri, bir uluslararası yapışkan ticaret zinciri”

Keratin sentezinin bozulması, saçların incelmesi, tırnakların kırılması

Vücudun yapı taşları konusundaki tartışmamıza bir önceki hafta kaldığımız yerden devam ediyorum. İnsan ve hayvan vücudu kollajen adı verilen bir molekülün değişik bileşimlerinden (kombinasyonlar) oluşuyor. Kollajen aslında etin de pişmesini belirleyen molekül, suda iyi çözülmediğinden, pişirme sırasında eriyerek yemeğin suyuna geçmesi gerekiyor. Böylelikle et de çiğnenebilir kıvama geliyor. Geçtiğimiz hafta toplumdaki kollajen sentezinde bir bozukluk olduğuna dikkat çeken iki ayrı çalışma paylaştım. Bunlardan biri Amerika’dan, diğeri de İngiltere’den yakın zamanda yayınlanan araştırmalardı ve fıtık sıklığında bir artışa işaret etmekteydiler. Kollajen yapısının bozulması kuşkusuz sadece fıtığa neden olmaz, bu molekül damarlardan tutun, karaciğerin yapısına dek her türlü destek dokusunun oluşturulmasından sorumludur. Bu verilere göre Batı toplumlarında ciddi bir beslenme bozukluğunun var olduğunu söylemek de yanlış olmayacaktır. Okumaya devam et “Keratin sentezinin bozulması, saçların incelmesi, tırnakların kırılması”

İstanbul Üniversitesi yönetiminin başarı felsefesi: Ayinesi iştir kişinin… (Cumhurbaşkanımıza bir bilgi ve teşekkür yazısıdır)

Bugünden tam bir ay sonra benim de mensubu bulunduğum İstanbul Üniversitesi Rektör seçimini gerçekleştirecek. Bu nedenle İstanbul Üniversitesi Rektörü Yunus Söylet’le yönetim döneminde yapılanları ana hatlarıyla değerlendirdik, çünkü konu başta sağlık alanında olmak üzere hepimizi ilgilendirmektedir. Rektör Söylet, yapılanları üniversite yönetimi, eğitim, araştırma fonksiyonu ve fiziksel mekanların yenilenmesi açısından dört başlık altında topluyor. Çağdaş yönetimle ilgili birincil olarak dikkat ettikleri şey de “önce insan” felsefesi olmuş; “insanımızı önceleyen, bütün değerlerimizi artırmaya çalışan, ama önce insan değerlerimizi artırmaya çalışan” bir yönetim felsefesini uygulamaya çalışmışlar. Üst yönetimde çeşitliliği ve ortak aklı desteklemişler. Şöyle diyor: “Farklı görüşlerden arkadaşlarımızla birlikte bir alışma süreci geçirdikten sonra bana göre çok uyumlu ve keyifli bir çalışma dönemi geride kaldı. Bu üniversitedeki hangi görüşe sahip olursa olsun herkesin ulaşabileceği bir üst yönetimde arkadaşları vardı ve sonuç olarak her türlü bilgi akışı da en sonunda bana kadar ulaşabildi”. Sonrasında verileri geçmişle de kıyaslayarak, performans verilerini de dikkate alarak mümkün olduğunca doğru ve hızlı kararlar vermeye çalışmışlar ve bir bilişim sistemi oturtulmuş. Buna bağlı olarak İstanbul Üniversitesi ‘network’ açısından son dört yıl içerisinde çok zenginleşmiş. Kalite yönetimi amacıyla Türk Standartları Enstitüsü’yle bir anlaşma yapılarak üst yönetim olarak kendileri de dahil, yaklaşık 7 bin sertifikalı eğitimciler yetiştirilmiş. Rektör Söylet, yaklaşımı şöyle tanımlıyor: “Hem bir kalite yönetimini yerleştirmeye ve şeffaf olabilmeye çalıştık. Bunu şunun için yaptık, üniversite özerkliği ve akademik özgürlük bizim çok böyle konuştuğumuz, ama derinlemesine çok tartışmadığımız bir konu. Benim bu dört yıllık yöneticiliğimde gördüğüm şey şu, eğer siz dışarıdan bakıldığında herkes tarafından görülebilir bir şeffaflığa sahipseniz, ve gerekli kurumlara da çok rahat bir şekilde hesap verebiliyorsanız başka kurumlar da, sizin hakkınızda karar verici kurumlar da dahil olmak üzere sizi daha saygın buluyorlar ve sizin özerkliğiniz ve özgürlüğünüze çok daha saygı gösteriyorlar”. Okumaya devam et “İstanbul Üniversitesi yönetiminin başarı felsefesi: Ayinesi iştir kişinin… (Cumhurbaşkanımıza bir bilgi ve teşekkür yazısıdır)”

Vücudumuzdaki kollajenin durumu, giderek artan fıtık sorunu

Geçtiğimiz hafta kollajenin beslenme açısından çok önemli bir açığı kapattığını anlatmıştık. Günümüz yaşam koşulları bizim kemik suyuna çorba, kapama, paça gibi yemekleri tüketmemizi giderek engelliyor. Peki, bu durum bizdeki kollajene ait bir yapım bozukluğunu beraberinde getiriyor mu, esas sorun bu soruyu yanıtlayabilmekte. Öncelikle belirtelim, gıdalarla alınan kollajenin beslenme eksikliğini gidermesi bir “yerine koyma” tedavisi değildir. Yerine koyma tedavisindeki amaç, vücudumuzda yapılamayan bir maddenin gıdalarla (ya da ilaç olarak) alınmasıdır. Bunun en çok bilinen örnekleri vitaminler ve minerallerdir. Batı tarzı beslenme öğretisi sürekli olarak bunların eksikliğinin giderilmesini söyler, yanlış değildir. Ancak kollajen için durum farklıdır, alınması beslenme eksikliğini giderir, ancak bu bir yerine koyma tedavisi değildir, çünkü kollajen bizim vücudumuzda da yapılmaktadır. Kollajenin besleyiciliği bir olasılık yapı taşlarının yine kollajen sentezinde kullanılabiliyor olmasından gelir. Tamam, bizim kollajen almamızı sağlayan beslenme modelinden giderek uzaklaştık, ancak ortalama beslenen birinin kollajen eksikliğine ya da yapım bozukluğuna düşmesi de beklenemez. Çünkü kollajen denen proteini oluşturan amino asitlerin hemen hepsi (ama tamamı değil) vücutta sentezlenebilmektedir. Okumaya devam et “Vücudumuzdaki kollajenin durumu, giderek artan fıtık sorunu”

Vücudun çatısı, yemeğin jölesi, işte bir kollajen bilmecesi (Günümüz beslenme alışkanlıklarına ‘ağır’ bir eleştiri)

İnsan vücudu her ne kadar birbirinden farklı organlardan oluşmuş gibi görünse de, hatta söylemi daha ileri götüreyim, canlılar alemi birbirinden çok farklıymış izlenimini verse de, aslında yapı taşlarından tutunuz, örüntüye kadar pek çok ortak özelliklere sahiptir. DNA içeriği pek çok canlıda benzerlik gösterir, proteinlerin kodlanması ise bire bir aynıdır. Daha önce yazmıştım, dört baz ve 20 aminoasitle birbirinden çok farklı senfoniler bestelenebilir, yani gamlar farklı, notalar aynıdır. Benzer şekilde, vücudun akciğer, böbrek, kalp gibi dokuları işlev açısından birbirinden farklı olsa da, çatı yapılanması daha büyük örtüşmeler gösterir. Her organın özelleşmiş işlevinden sorumlu bir yapısı olmasına karşılık (mesela böbreğin süzme işlevi), bir de bu yapının içerisine yerleştiği destek dokusu bulunur. Gözünüzde gergef örneğini vererek canlandırmaya çalışayım, iki tahta halka arasına gerilen kumaşa gergef denir, bunun üzerine desen işlenir. Kumaş çatıyı oluşturur, organın işlevi ise desen demektir. Destek dokusu tahmin edebileceğiniz gibi bütün oranlarda üç aşağı beş yukarı aynıdır. Okumaya devam et “Vücudun çatısı, yemeğin jölesi, işte bir kollajen bilmecesi (Günümüz beslenme alışkanlıklarına ‘ağır’ bir eleştiri)”

AB şeker kotalarını 2015’te kaldırmayı hedefliyor

Avrupa’nın en büyük gıda ve içecek toplantısı olan FoodDrinkEurope’un bir gün sonrasında Şekerli Mamul Üreticileri Derneği (ŞEMAD) ve AB Çikolata, Bisküvi ve Şekerleme Sanayicileri Derneği (COABISCO) tarafından şekerin geleceği üzerine bir panel düzenlendi. Toplantının açılış konuşmalarından birini gerçekleştiren TBMM Tarım, Orman ve Köy İşleri Komisyonu Başkanı İbrahim Yiğit, AB mevzuatına uyumlulaşma sürecinde gıda güvenliği konusunun başta geldiğine dikkat çekerek, Türk şekerleme ve çikolata sanayinin güvenli ürünler ihraç etmek konusundaki duyarlılığını dile getirdi. Okumaya devam et “AB şeker kotalarını 2015’te kaldırmayı hedefliyor”

AB’ye giriş vizemiz gıda endüstrisi olacak

Geçtiğimiz hafta Türkiye Gıda ve İçecek Sanayi Dernekleri Federasyonu’nun (TGDF) davetlisi olarak “FoodDrinkEurope 2012” Kongresi’ne katıldık. Avrupa Birliği’nin en büyük gıda ve içecek sektörleri buluşması olarak Brüksel’de gerçekleştirilen kongre, birliğin kuruluşunun 30. yıldönümü olması nedeniyle özel bir önem taşıyordu. TGDF’nin davetine icabet eden konuklar arasında biz basın mensupları dışında, TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı İbrahim Yiğit ve komisyon üyeleri de bulunuyordu. Kongre sonrasındaki günde gerçekleştirilen “Avrupa’da Şekerin Geleceği” başlıklı panelden ayrıca bahsedeceğiz. Bu yazıyı özellikle Avrupa’nın gıdaya bakışına ayırmak istiyoruz. Okumaya devam et “AB’ye giriş vizemiz gıda endüstrisi olacak”