Skip to main content

“Biyolojik mantık ya da etki mekanizması” gibi kavramlar aslında değişkendir

Bu yazıyı özellikle geçen haftaki “Biyolojinin mantığının açıklanmasında ‘işlemsel benzerlik’ neden önemlidir?”  yazısına gelen yorumlara binaen kaleme alıyoruz. Geçen hafta tartıştığımız konuyu madde madde bir kez daha irdeleyelim.

Resim. İdrar kesesi ve ilişkili organların detaylı çizimi. (Wikipedia’dan alınmıştır, “Henry Vandyke Carter - Henry Gray (1918) Anatomy of the Human Body, Gray's Anatomy, Plate 1156 olarak kayıtlıdır).
Resim. İdrar kesesi ve ilişkili organların detaylı çizimi. (Wikipedia’dan alınmıştır, “Henry Vandyke Carter – Henry Gray (1918) Anatomy of the Human Body, Gray’s Anatomy, Plate 1156 olarak kayıtlıdır).
  1. İçine doğulan bir sistem (bizim biyoloji dediklerimizin bütünü) doğan ve yaşayanlar tarafından algılanır, ama anlaşılamaz:

Kişi etrafında gördüklerini öncelikle betimler, detayları görebildiği kadar anlatır, bu konuda kitaplar yazar, resimler koyar, isimlendirmelerde bulunur. Yeni tanımlanmış bir şeye onu araştıran kişinin koyduğu isim genellikle en iyisidir (aşağıda örneğini göreceksiniz), ama ileride daha detaylı bir anlama vakıf olunca daha iyi bir isim de bulunabilir (bu tersine de işleyebilir, yani anlam veren isim değiştirilip, unutulabilir). Konu bir manzara tasviri düzeyinde kaldığı sürece (anatomi biliminin bütünü budur) sorun yoktur, ama işlevin nasıl ortaya çıktığını araştırmaya başladığınızda sistemin kendisi yeterli olmaktan çıkar.

Mesela idrar kesesi örneğini verelim, kesenin tek işlevi idrarı biriktirmek görünmektedir. O nedenle “zaten bir atık olduğu varsayılan idrar neden biriktiriliyor ki?” sorusunun anlamlı bir yanıtı yoktur (sosyal yaşamın kolaylaşması denir, ama aynı kese hayvanlarda da vardır). Bilgi artıp da kesenin aslında steril olmadığını öğrendiğinizde, “idrarın biriktirilmesinin nedeni oradaki bakterilere besin sunmaktır” açıklamasını da getirebilirsiniz. Lakin kesenin ameliyatla alınmasının bilinen bir yan etkisi yoktur, dolayısıyla oradaki bakterilerin mevcudiyet nedeni de tartışılır hale gelir. Bir sonraki çıkarsama ise, bakterilerin orada kendi halinde yaşayan ve bize fayda ya da zarar vermeyen canlılar olduğudur. Dolayısıyla idrar kesesi konusunda son derece detaylı anatomi, işlevi konusunda bir yığın fizyolojik bilgi bilseniz, test yöntemi geliştirseniz de, idrar kesesinin durumu tartışmalı kalır. Kesenin durumunun anlaşılmasına yardımcı olabilecek örnekler ise ayrı bir idrar kesesi olmayan, idrarı doğrudan karın zarı içine boşaltan canlılardır; yani “çalışma prensibinin aynı olması gerektiğini varsayarak” en uç örnekle işlemsel benzerliği bulmaya uğraşırsınız. İşte genler vb. ancak o noktada işe yaramaya başlar, benzer genlerin benzer yerlerde işlev gördüğünden hareketle, gerçeğe en yakın düşünceyi geliştirebilirsiniz (tabi gerçek varsa).

  1. Bir konuda yapılan ilk açıklama bir kere kabul edildikten sonra, diğer olasılıkla artık neredeyse hiç araştırılmaz. Oysa bambaşka mekanizmalar da söz konusu olabilir:

Buna ilişkin örneği de ilaç konusunda verelim. Adriamisin kanser tedavisinde kullanılan bir ilaçtır, en ciddi yan etkisi ise kalp kasının kasılma gücünü azaltmasıdır. İlaç bu nedenle belli bir dozun üstünde verilemez. Şimdi Adriamisin tarihi konusundaki kitabi bilgiyi aktaralım: “Doksorubisin ya da hidroksidaunorubisin (ticarî adıyla Adriamisin) kanser kemoterapisinde kullanılan bir ilaçtır. Bir antrasiklin türevi antibiyotiktir, doğal bir ürün olan daunomisin ile yakından ilişkilidir ve diğer tüm antrasiklinler gibi DNA içine enterkalasyon yapar. Doksorubisin’in tarihi 1950’lerde, Farmitalia adlı bir İtalyan araştırma şirketinin toprak mikroplarından üretilen antikanser bileşikleri bulma girişimine dayanır. 13. yüzyıldan kalma bir kale olan Castel del Monte civarından elde edilen bir toprak numunesinde yeni bir Streptomyces peucetius suşu izole edilmiş ve bu bakterinin ürettiği kırmızı renkli bir antibiyotiğin fare tümörleri üzerinde iyi bir etkinliğe sahip olduğu bulunmuştur. Yaklaşık aynı zamanda bir grup Fransız araştırmacı da aynı bileşiği keşfettiği için bu iki araştırma ekibi ona daunorubisin adını verdiler. Bu ad, İtalya’da bu maddenin keşfedildiği bölgede yaşamış olan Roma öncesi bir kabile olan Dauni ile, bu kimyasalın yakut renginin Fransızca karşılığı olan rubis sözcüğünün birleştirilmesi ile türetilmiştir (Kaynak Vikipedi)”.

yks 30.3.2016 081756

Bu kitabi bilgiden çıkan şudur, ilaç bakteriden elde edilmiştir, bu 1950’de olmuştur (çünkü kanser hastalığında artış ve kemoterapideki arayış 1950’lerde başlar), ama adı doğrudur, ilaç hastalar tarafından da “kırmızı ilaç” olarak bilinir. Buna karşılık bakteriden elde edilen bu bileşiğin “tek etki mekanizmasının” DNA içine enterkalasyon (her ne ise) yapması olduğunu iddia etmek mümkün değildir. DNA 1950’lerde yapısal ve işlevsel olarak tanımlanmış ve hücrenin beyni” yakıştırmasını almış “mistik” bir molekül olduğundan, o zamanlarda bulunan ilaçların varsayılan / öncelikle bakılan etki mekanizmaları da hep DNA odaklı olmuştur. DNA üzerine etki ettiği bilinin en az on kemoterapi ilacı vardır, ama kalpte pompalama gücünün azalması şeklindeki yan etki özellikle Adriamisin için geçerlidir, yani aslında başka bir etki-yan etki mekanizması olmak zorundadır.

Dolayısıyla bilimsel irdelemede işlevin araştırılması (1) ne kadar uç örnekle (mesela hayvan ve bitki) aradaki işlem benzerliklerine yönlenirse, ortaya çıkan açıklama o kadar geçerli olacaktır. (2) Kabul edilmiş işlev, etki mekanizması vb. gibi “yakıştırma” kavramlar her zaman değişime açıktır, yeni bilgilerin eklenmesi, başka başka olasılıkları ortaya çıkarır.

3 thoughts to ““Biyolojik mantık ya da etki mekanizması” gibi kavramlar aslında değişkendir”

  1. Nereye, nasıl ve neden işeyeceğini bilmezsen, nereden, nasıl ve neden işediğini bilemezsin.

  2. Bir kimyasalin tek bir etkisi yoktur.
    Ornegin bir vitaminin yuzlerce gorevi vardir. Ornegin D vitamini kalsiyumun emilmesinde, makrofajlarin aktive edilmesinde kullanilir. Obezlige, seker hastaligina v.s. karsi olumlu etkisi oldugu da soyleniyor. Dogal yollarla fazlaca alinan vitaminin zarari olmaz bildigim kadariyla (zaten vucut kabil etmez), ancak sentetik olarak alinanlar zararli olabilir. Dogal ve sentetik/izole vitaminlerin etkisi tam olarak ayni degil, hatta bazi konularda tam ters olabilir. Dogal kimyasallar patentlenemez, ve fazla para etmez, ve olumlu etkileri fazla olabileceginden Buyuk Eczane musteri kaybeder, Buyuk Mezar’a (simdi uydurdum, ama baya uygun oldu) daha az ceset gider, v e s a t a n i s t l e r i n ajandasiyla tamamen ters bir durum bu. Derler ki, iyi beslenirseniz vitamin hapi almaniza gerek yok. Sanki vitamin hapindaki vitaminle dogal olani ayni seymis gibi.
    Ancak bazi acilardan dogal olan ile yapay ayni veya benzer etki gosterebilir. Ornegin askorbik asit C vitamininden farklidir; cunku C vitaminine vitamin dememize sebep olan bir C vitamini eksikligi hastaligi olan iskorbit, askorbik asit alinarak engellenemez. Ote yandan askorbik asitin yuksek dozda bile (bildigimiz kadariyla) zarar vermeden bir cok olumlu etki yaptigini (oksijen verilmesi gibi) biliyoruz. Antioksidan diye bildigimiz askorbik asit, prooksidan bir etkiyle kanser hucreleri ve zararli mikroplari yokeder. Dogayi olumlu olarak ta manipule edebiliriz, olumsuz olarak ta. Olumlu zannettigimiz manipulasyonun bilmedigimiz olumsuz etkileri de olabilir. Ancak ilac sirketlerinin (Buyuk Eczane) yaptigi manipulasyonlarda her zaman bir kotu niyet vardir. Amac iyilestirmeden hastaligi idare etmektir. Bir kisi omur boyu biriktirdigi varligini hastaliklarina harcayacak, saglik herseyden onemli diyerek buna itiraz da etmeyecek, ve parasi bittiginde hayati da bitecek. Bati karteli icin ideal durum bu. Bu sistemi butun dunyaya yayamaya calisiyorlardi, ancak dogunun supergucleri buna artik dur diyor (saglik anlaminda ne kadar dur diyorlar bilemiyorum, ama askeri ve ekonomik anlamda yapiyorlar bunun en azindan).

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir