Skip to main content

CHP’nin Kılıçdaroğlu’yla sınavı “rüya takımlarının müsabaka performansı” olmamalı!

CHP’nin olağan kurultayı “olağanüstü bir gündemle” geçtiğimiz hafta sonu yapıldı, yeni bir genel başkan ve yeni bir vitrin ortaya çıkmış oldu. Kendilerine üstlendikleri görevlerde başarılar diliyoruz. Böylelikle çok uzun sürmeyecek bir “deneme süreci” de başlamış oldu. Kılıçdaroğlu’nun gerçekten bir lidere dönüşüp dönüşmeyeceği, CHP’nin mevcut sorunlara gerçek çözümler yaratıp yaratamayacağı bu süreç içerisinde belli olacak. Beklentilerin bu kadar yüksek olduğu bir dönemde neden bu kadar temkinli bir bakış açısına sahip olduğum, siyasi zeminin kayganlığıyla doğrudan ilişkilidir. Üç hafta öncesine kadar “CHP’de bir şey değişmez, Baykal sonuna kadar orada kalır” diyenler (ben de dahil) bugün nasıl şaşkınlık içerisindeyseler, bu değişimden çok yüksek beklentileri olanlar da birkaç ay sonra aynı şaşkınlık içerisine düşebilirler. Çünkü bugünkü “güçlü rüzgar” Kılıçdaroğlu’nun estirdiğinin yanı sıra, Baykal’ın 17 yıldır kurduğu setin ortadan kalkmasının da olağan bir sonucudur.

Bu saptamamın ve tedirgin bekleyişimin iki nedeni bulunmakta. Birincisi ve en önemlisi ayağı yere basan bir program yapılması gerekiyor, çünkü CHP bugüne dek “çözüm” üretmek bir tarafa, durum saptaması yapmak aşamasına bile geçemedi. Türkiye gibi veri fukarası bir ülkede durum saptaması yapmak çok büyük bir önem taşıyor. “Kaynaklar ne kadar, mevcut üretim nedir, bunlar arasında nasıl bir değişkenlik hedeflenmektedir, üretimin artması durumunda bunun olası alıcısı kim olacaktır” gibi sorulara mantıklı ve tutarlı cevaplar yaratılması aydınlık bir geleceğin sağlam teminatıdır. Nitekim AKP iktidarının en önemli sıkıntılarından birini, ayağı yere basan “devam programı” geliştirememek oluşturdu. Çünkü halkın şöyle güzel bir özelliği var ki, ‘vitrine aldanmaz’, dükkanın içini de görmek ister. Eğer içeride vitrinle yansıtılandan daha fazlasını (ya da en azından benzerini) bulamazsa bir daha o dükkana girmesi de beklenmez. Bu nedenle kadroların gençleşmesi kadar önemli bir diğer unsur, bu kadroların bugüne dek ne yaptığı değil, nasıl bir program geliştireceği olacaktır. Gazete sayfalarına yansıyan “bilmem neyin başkanı, falanca üniversitenin öğretim üyesi” tanımlamaları ne yazık ki iş yapabilirliğin göstergeleri değildir. Peki bu durum Baykal yönetiminde de böyle değil miydi? Elbette böyleydi, ancak Baykal’ın hedefi de zaten iktidar değildi.

İkinci ciddi sorun ise CHP’nin değişen parti meclisindeki yeni isimlerin mevcut rüzgardan ne kadar eğildilerse, rüzgarın hafiflemesiyle birlikte önceki pozisyonlarına da o kadar çabuk dönecekleridir. Siz ne düşünürsünüz bilmiyorum, ancak “Baykal bizim tutkalımızdır” söylemi ile 17 yıl geçirebilen partinin “iş yapmak, çözüm üretmek” konusunda olağanüstü atılım gerçekleştirmesi bana çok kolay gelmiyor. İşte burada Kılıçdaroğlu’nun kendisi belirleyicidir. Cüneyt Ülsever Ağabeyimizin yakın zamanda dile getirdiği “liderlik kavramı” saptaması burada da aynen geçerlidir: “topluluk lideri hem kendinden olarak algılayacak, ama beri yandan üstünlüğünü de kabul edecek”. Kılıçdaroğlu bu tanımın halk ayağındaki “kendinden olarak algılatma” kısmında başarılıdır, ancak “üstün olduğunu da kabul edecek” kısmında henüz sınav verme aşamasındadır. Bu sınavın “sorunlu” jürisi ise toplum değil, parti vitrinine koyduğu isimlerdir. Zira vitrin ekibinin büyük bölümü derin hissiyat olarak “aslında kendi şahsını parti başkanı olarak görmek” beklentisindedir, rüzgarın etkisi geçtiğinde ilk boy gösterecekler de yine onlar olacaktır. Zira CHP değişiminden çıkartılacak en büyük ders belki de siyaset erbaplarının “dönme” konusundaki olağanüstü kıvraklığıydı. Baykal’ın istifasını gözyaşları ve ölüm oruçlarıyla karşılayan kesim sadece birkaç gün sonra yeni başkanı ayakta alkışlayabiliyorsa, ciddi bir güven sorunu kendiliğinden doğar.

Sözün özü, Türkiye’nin muhalefetsiz kalmasından kaygı duyan kitleler, CHP’deki değişiklikle derin bir nefes almış oldu. Görevimiz bu durumun olası bir rehavet sonucu gevşemesinin önlenmesidir. Parlak bir vitrin değişikliği sonucunda belki de bir “rüya takımı” oluşturuldu. Ne var ki rüya takımlarının müsabaka performansları genellikle umulanı vermez, bizden şimdiden hatırlatması…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir