Skip to main content

Eğitim denince anlatılması gereken bir örnek: Le Rosey

Önceki yazılarımızda da değindiğimiz gibi eğitim ve öğretim ayrı kavramlardır. Biz günümüzde okulları her ne kadar öğretim çıkmazına soksak da, okulların esas amacı eğitim verilmesi, yani genç bireyin bilgilerle de donatılarak gerçek yaşam şartlarına hazırlanmasıdır. Bunu yapmayı beceremeyen kurumların öğrenciyi ne kadar bilgiyle donatırlarsa donatsınlar, gelecekte başarıya eriştirmeleri olasılığı zayıftır. Temel amaç bireyi insan olarak yetiştirmek, günlük yaşam becerilerini, toplum içindeki davranış modellerini kazandırmaktır. Bu modellerin ayrılmaz bileşeni bizim erdem olarak tanımladığımız unsurlardır; dürüstlük, iyi ahlak sahibi olmak, sadakat gibi kavramlar eğitimle kazandırılır. Bu yönden bakıldığında okullar arasında öğretim konularına bazı farklılıklar bulunsa bile, yani bir okul fende iyiyken, diğeri sosyal bilimler alanında özelleşse bile insan kalitesinde bir zayıflama olmaz.

Resim: Le Rosey’de toplantının da gerçekleştirildiği Carnal Hall, aslında Bernard Tschumi Mimarlık tarafından tasarlanmış tam donanımlı bir konser salonu.

Okullar beri yandan homojen, yani kendi içinde farklılık göstermeyen bireyler de yetiştirmez. Eğitim herkes için gereklidir ve aynı mantıkla işler. Bunun alıcısı olanlar, okula çocuklarını gönderen veliler evlatlarını bu nedenle okulun disiplinine “emanet” ederler. Emanet sözünün ne olduğu açıktır, veli çocuğunu okula gönderirken görünmez bir akit imzalar, çocuğunun gönderildiği standartlara kendi de uyacağına dair söz verir. Bu noktadan sonra “çocuğum üzülüyor, çok gerilime girdi, okul aşırı disiplinli” demek hakkı yoktur, öyle hissediyorsa çocuğu emanet ettiği o okuldan almak zorundadır.

Esas olan eğitimdir, bilgi her şekilde kazanılabilir

Hepimiz öyle ya da böyle etrafımızdaki okullar konusunda bilgi sahibiyiz. Bazı okullar öğrenciyi bireyselliği ön plana çıkararak hayata hazırlarken, bazıları daha toplumcu bir eğitim modelini hedef alırlar. Bunların hangisinin o öğrenci için en doğrusu olacağı ayrı bir değerlendirme konusudur. Biz burada velilerin “parasını veriyoruz nasıl olsa” yaklaşımı için gördüğümüz en uç örneği paylaşarak açıklamaya çalışacağız. Sekiz-10 Mart tarihleri arasında, hastanede tedavi gören çocukların daha mutlu hissetmeleri amacıyla kurulan Theodora Vakfı’nın 25. seneyi devriyesi için İsviçre’ye konuşma yapmaya gittik. Vakıf annelerinin adını yaşatmak amacıyla iki kardeş tarafından oluşturulmuş, Sevgi Doktorları olarak adlandırılan profesyonel sanatçıların yetiştirilmesi ve hastanelere gönderilmesi misyonunu üstlenmiş. Biz de ister istemez etkinliğin yapıldığı ortamın neresi olduğunu anlamaya çalıştık.

Institut Le Rosey olarak adlandırılan okul Cenevre’de bulunmakta. Eskiden bir şatonun bulunduğu çok geniş alana 1880’de kurulmuş ana kampus (Cenevre Gölü’nün kıyısında olan yaz yerleşkesi) ve diğeri ise Gestaad’ta bulunan kış kampusu olarak faaliyet göstermekte. Beş öğrenciye bir eğitmen düşmekte, iki yabancı dil mükemmel seviyede kazandırılmakta, ama beri yandan bizim için çok uç sayılabilecek yelken, kayak, müzik gibi beceriler de çok büyük bir titizlik ve disiplinle öğretilmekte. Okulun yıllık ücreti, ek harcamalar hariç, 133 bin dolar, yani yaklaşık 650 bin lira mertebesinde. Okul tahmin edileceği üzere “hanedan okulu” olarak tanımlanmakta, yani öğrenciler daha çok ülkelerinin veliaht prens ya da prensesi, köklü kalburüstü ailelerinin çocukları, imkanı olan sanatçı çocuklarından meydana gelmekte. Böylelikle farklı kültürler de aynı potada eritilip karıştırılmakta.

Resim: Le Rosey yaz yerleşkesi, öğrenciler kış kampusunda bulunduğundan yollar boş
Resim: Odaların iç mekanı, basit ve yalın.

Disiplin olmaksızın eğitim olmaz

Böyle bir ortamdan ne beklersiniz, uşaklar, hizmetçiler, yardımcılar mı; hayır. Bilakis verilen şey öğretimin yanında sadece disiplin. Öğrenciler bütün işlerini kendileri yapmakta, buna bulaşıkları toplamak, çarşaflarını serip, nevresimlerini geçirip, kirlendiklerinde çıkarıp çamaşır torbasına atmaya kadar her şey dahil. Nitekim biz de aynı kurallara tabi olduk, çarşafları yayıp, çıkarken kirliye attık, bulaşıkları itinayla ayırdık. Mevcut konser salonu en iyilerin performans gösterebilecekleri kadar özel bir mimariye ve donanıma sahip. Konaklama en fazla iki katlı binalarda, son derece mütevazı koşullarda gerçekleşiyor. Kim olduğuna bakılmaksızın herkese aynı muamelede bulunulmakta. Zaten şah ya da kral olacak bir çocuğun bunlara ihtiyacı var mı, elbette, hem de herkesten fazla var. Öyle ortamlardan gelen birine disiplinli çalışma, donanım ve tevazu özelliğinin kazandırılması, ilerideki göstermesi beklenen başarılı yönetimin de anahtarını oluşturuyor.

Dünyada Le Rosey benzeri az sayıda okul var, toplasanız beş okul bu seviyeye erişmez, zaten bizim de gücümüz yetmez. Ama herkes için çıkarılması gereken çok önemli bir ders var, okulu okul yapan sadece verdiği bilgiler, sınav başarısı ya da ücreti değil, kazandırdığı disiplin ve hayat eğitimidir. Eğitim disiplini olmaksızın gerçek birey yetiştirilmesi asla mümkün değildir.

2 thoughts to “Eğitim denince anlatılması gereken bir örnek: Le Rosey”

  1. Yaşamım boyunca hiçkimseye ait hiçbirşeyi kıskanmadım, ne Tanrının bahşettiği güzellik zeka nede paranın gücün verdiği ayrıcalık.
    Birtek şeyi kıskandım ıyi eğitim imkanlarına erişebilmiş insanları, tabiki bunun maddi imkanlar ve fırsatlar ile ilgisi mutlaka vardır, kimbilir belkide şansla, belkide akıllı ebeveynlerle.
    Herne olursa olsun beni üzen tek şey eğitim eksikliğim.
    Okulun sadeliği ve birey olarak verilen disiplin ,
    kurallar vede eşitlik bunlar çok değerli unsurlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir