Greyfurt denince ne anlamalıyız?

Greyfurt aslında portakalla pomelo denen bir başka bitkinin tozlaşmasıyla ortaya çıkan bir ara formdur. İçerik portakala göre daha az tatlı, ekşiye yakın ve buruktur. Ama besin değerine bakıldığında A vitamini ve C vitamini açısından zenginleşmiş bir biçimi oluşturur. Doğruya doğru, buruk, ekşi ve hatta ağızda bıraktığı acılığı aslında doğrudan tüketimini kısıtlar. Ama bunun çözümü kolaydır, suyu içilecekse, ki bu da yeterince besleyicidir, portakal suyuyla karıştırılır. Böylelikle içerikteki yoğun A ve C vitamininden yine faydalanılmış olur. Geleneğin bulduğu diğer çözüm ise reçele dönüştürmektir. Bakın bu özellikle önemlidir, zira reçel dendiğinde esas kabuklar kullanılır. Biz mesela portakalın ya da limonun kabuğunu da yemeyiz, ama o ince sarı katman kurabiyelere karıştırılarak besin değeri geri kazanılabilir. Okumaya devam et “Greyfurt denince ne anlamalıyız?”

Bitkinin hayvanla benzerliği, uyum ve dengenin önemi

Bitkinin ve bitki tümörlerinin kanser için ne kadar geçerli bir model oluşturacağı elbette tartışmaya açıktır. Bitki ve hayvan birbirinden tamamen farklı iki canlı gibi düşünülmektedir, ama sistemlerin nasıl işlediğine bakıldığında reddedilemeyecek benzerlikler vardır. İnsan kalın bağırsağının aslında bitkinin köküne karşılık geldiği kabullenildiğinde bu işlemsel benzerlik için istenen anahtar da elde edilmiş olur. Ana hatlarıyla hatırlarsak: (1) Bağırsak bakteri örtüsü (mikrobiyota) kök küresinin içine çekilen bakterilere karşılık gelir. (2) Kök şekerli bileşikleri salgılayarak bakterileri besler, bağırsak da şekerli bileşikleri (müsin, mukopolisakkaridler) salgılayarak mikrobiyotayı destekler, sentez aradaki gri zonda gerçekleşir. (3) Bitkide sentezlenen maddeler meristeme ve buradan da bitkinin damar sistemiyle uçlara taşınır, aynı işlev hayvanlarda “karaciğerde” gerçekleşir. Dolayısıyla, “Biyolojinin mantığının açıklanmasında ‘işlemsel benzerlik’ neden önemlidir?” başlıklı yazıda yer alan “meristem neye karşılık gelmektedir” sorusunun yanıtı “karaciğer” gibi görünmektedir. Okumaya devam et “Bitkinin hayvanla benzerliği, uyum ve dengenin önemi”

Bilim ilerliyor, ama kanser artıyor, bu nasıl iştir?

Kim ne derse desin, ülkemizin genel hastalık yükü ciddi bir artış göstermektedir ve bunun altından tedavi etmeye çalışarak kalkılması mümkün değildir. Önemli olan hastalıkları henüz oluşmadan önlemektir. “Erken tanı hayat kurtarır” sloganıyla “check-up” yaptırarak hastalığı henüz başlangıç aşamasında saptamak yeterli değildir. Çünkü erken tanıdığınızda bile artık bir hastalık var demektir, yani tedavi amaçlı girişimlerin çoğu uygulanır, önemli olan hastalığı tümden önlemektir. “Peki neden bu kadar çok hastalık var?” sorusunun yanıtını ise beslenme biçiminin değişmesi dışında aramak mantıksızdır. Kanser gibi önemli bir hastalık için ileri sürülen sigara ve alkol gibi etkenlerde bundan 20 yıl öncesine göre belirgin bir değişiklik yoktur, buna karşılık yediklerimizin içeriği tümden değişmiştir. Okumaya devam et “Bilim ilerliyor, ama kanser artıyor, bu nasıl iştir?”

Nişasta bazlı şekerde varılan nokta: Endüstri halkı kobay yerine koymuş!

Nişasta bazlı şeker (mısır şurubu) konusundaki tartışmalar olasılıkla sizin de izlediğiniz gibi ciddi bir biçimde sürüyor. Endüstri her zaman olduğu gibi “ürününün doğal” olduğunu ileri sürerek savunma yapıyor, benim savım ve uyarım ise früktozun insan metabolizması için kesinlikle uygun olmadığı üzerine dayanıyor. Elimizdeki mevcut klinik ve temel bilim araştırmaları nişasta bazlı şekerin pankreas kanserine neden olduğunu çok güçlü bir biçimde gösteriyor. Ne var ki tartışmanın bir ucunda metabolik sendrom denen durum da var. Metabolik sendrom bütün dünyada hızla artış gösteren ciddi bir sağlık sorunu. Bu sendromun üç ayrı bileşeni bulunmakta, obezite, bozulmuş şeker metabolizması (diyabet hastalığına dönüşüyor) ve kalp hastalığına zemin hazırlayan hipertansiyon (bu da damar daralmasına nende oluyor). Sorunun ciddiyeti bütün akademik camia tarafından kabul edildiği gibi, düzenlenen kampanyalar sayesinde halkın da haberi var. Şeker yükleme testleri çok daha genç yaşlarda normalden sapma gösteriyor, tansiyon normalin üstüne çıkıyor, bunlara obezite de eşlik ediyor. Okumaya devam et “Nişasta bazlı şekerde varılan nokta: Endüstri halkı kobay yerine koymuş!”

Nişasta bazlı şeker konusunda okurlardan gelenler: Bütün yollar Cargill’e çıkar!

Nişasta bazlı şekerin (mısır şurubu şekeri, NBŞ) sağlık açısında zararları konusunda yazdığımız rapora ve yazıya çok sayıda e-posta geldi, okurlarımıza verdikleri destek nedeniyle çok teşekkür ediyorum. Bunların bir kısmını sizinle paylaşacağım, ancak görünen odur ki, meselenin kanser, diyabet gibi olağanüstü sakıncalı boyutlarının dışında bir de ciddi ekonomik boyutu bulunmakta. Mısır şurubundan elde edilen şeker, ekonomik porte olarak çok ciddiye alınması gereken bir ölçüye ulaşmış. Çok ciddi bir ikinci sorun da aynen GDO’lar için söz konusu olduğu üzere, kanundaki şeker tanımlamasından dolayı, etikete bakarak hangi ürünün içerisinde hangi şeker bulunduğunu bilememeniz. Yani tüketiciye seçme şansı da tanınmıyor. Okumaya devam et “Nişasta bazlı şeker konusunda okurlardan gelenler: Bütün yollar Cargill’e çıkar!”