Skip to main content
yks 28.3.2016 082030

‘TAVUK’ DAVASI: “Ilık suda 20 dakikada” kaybedilmiş bir itibar öyküsü

(Endüstri ve Batı akademisinin davalarla ve ısrarlarla vardıkları nokta)

Beyaz et endüstrisi 22 Mart 2016’da düzenlediği bir toplantıyla “tavuğa itibarını iade etmek gerektiğini” açıkladı. Oysa tavuk itibarını zaten hiçbir zaman kaybetmemişti, itibarını hem bilimsel hem de manevi anlamda kaybeden piliç / beyaz et endüstrisiydi. Halk “ılık suda 20 dakikada haşlanan beyaz şeyin” tavuk olmadığını artık biliyor (ifade metroda karşılaştığım bir öğretmen hanıma aittir), daha doğrusu tavuğun ne olduğunu çoktan hatırladı. Konunun bilimsel detaylarını defalarca anlattığım için yeniden değinmeyeceğim. Ama bu vesileyle piliç ve yumurta endüstrilerinin bugüne dek açtıkları davaların sonuçlarını paylaşmadan da geçemeyeceğim. Esas vurgu ise “ucuz beyaz et” yanılsamasının sosyal sonuçlarına yönelik olacaktır. Lütfen dikkatle okuyun (kolaylık olması için dava gerekçelerinin puntolarını küçültüyorum, dileyen okusun). Önce davalar: (daha&helliip;)

kg1947

Kuş gribi beyaz et ya da tavuk yemekle bulaşmaz

Kuş gribi geçtiğimiz günlerde yeniden gündeme geldi. Basından yansıyan, Balıkesir’in Bandırma ilçesinde üç üretim tesisi karantinaya alınarak dezenfeksiyon uygulandı. Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu da zaten gereken önlemlerin alınmış olduğunu vurguladı. Biz de bu yazıyı tavukçulukta ve endüstriyel piliç üretiminde zaman zaman yaşanabilen bu durumun (işin fıtratında var desek), önlem alındığında tamamen kontrol altına alındığını vurgulamak amacıyla yazıyoruz. Ve daha başında belirtelim, kuş gribi tavuk ya da beyaz et yemekle bulaşmaz. (daha&helliip;)

Bilimde “somut delil” kavramı ve “temkin” ilkesi

Piliç başta olmak üzere yazdıklarıma ya da söylediklerime gelen eleştirilerin odak noktasını “somut delil” kavramı oluşturuyor. Öncelikle vurgulamam gerekir ki, ilim ve bilim birbirinden farklı kavramlardır. Bilim verilerden bilgi üretir, ilim ise bilimin ürettiği verileri, komşu alanlarla da karşılaştırarak bir sonuca varır. Bilim veri üzerine kuruludur, ama ilim verilerin ötesinde emareleri, yani başlangıçta gözleme dayalı ve ölçülme niyeti olmayan bulguları da değerlendirerek bir sav ileri sürer. Örneğin Newton’un elmanın başına düşmesiyle fark ettiği durum bilim değil, ilimdir, “cisimler arasında çekim gücü” olduğunu var saymış, sonrasında sınamalarla bunun doğru olduğunu ve matematiksel kanunlarla da ifade edilebileceğini bulmuştur. Newton’un başlangıç noktası “emarelerden yola çıkmaktır”, bunu kurallaştırarak “bilim” olarak ifade etmiştir. Bugün uzaya yollanan uydular ve mekikler Newton Kanunları’na dayanarak ivmelendirilmek zorundadır, aksi takdirde yer çekimi kuvvetinden kaçamazlar. Buna karşılık, kanun erişilmesi mümkün olmayan gezegenler için de geçerli olduğundan, olası yörüngeler hesaplanmakta; bunlardan sapmalar olduğunda kanun (tahminen) evrensel olduğundan (hala tahmindir, çünkü “somut delil” üretilemez) olası başka gezegenlerin ya da uydularının da arada var olduğu kabul edilmektedir. Dolayısıyla kanunun evrensel olduğu “kabul edilerek” yine emarelerle, yani ilmen çıkarıma varılır (Ve elbette, (1) kütle yapısı farklı gezegenler için kanunun değişebileceği unutulmamalıdır. (2) “ilim” kelime kökeni eski olsa da, dini bir kavram değildir.). (daha&helliip;)

Veteriner arkadaşlarımız için genel bir değerlendirme

Piliç konusundaki açıklamalarım sizin mesleğinizin sorgulanması amacını taşımamaktadır. Zira meslek sorgulaması yapılacak olursa, muhtemelen ilk sırada doktorlar gelecektir, bunu da her gereken durumda, odalar da dahil olmak üzere ifade ediyorum. Ancak meslekler erbabı olarak farkına varmamız gereken ilk unsur endüstrilerin meslek öğretilerinin çok ilerisinde olduğudur. Bugün tıp alanında her yıl en az 500 milyar dolar araştırma yapılmasına rağmen, hastalıkların bırakın tedavisi, artmasının engellenmesi bile mümkün olmamakta, buna karşılık ilaç satışları da olağan üstü düzeyde artmaktadır. Elle tutulur birkaç gelişme varsa bile, bunlar yine ilaç endüstrisinin sınırları içerisindedir, sonuç olarak tıp endüstrileşmiştir. (daha&helliip;)

Gıdada durum değerlendirmesi (II): Piliç endüstrisi sarsılan güveni yeniden kazanabilir görünmüyor

Geçtiğimiz yıl en büyük değişikliklerden biri de kuşkusuz pilice olan talebin azalmasında görüldü. Ülkemizde “kuş gribi hezeyanıyla” yaktırılan 2.5 milyon tavuğun boşalttığı her yere yerleşen piliç endüstrisi, aslında durumdan zarara uğramış görünse de, orta ve uzun vadede fazlasıyla avantajlıydı. Ne var ki beklemedikleri bir şey gerçekleşti, sattıkları hayvanların pek de sağlıklı olmadığı konusunda yaptığımız uyarılarla aniden toplumsal bir ortak görüş oluşuverdi. Bunun nedeni de elbette halkın hafızasında tavuk kavramının hala taze olmasıydı. Endüstriyel firmalar arasında zaten tavuk diyen yoktu; piliç, beyaz et ya da bakanlıktaki karşılığı olarak “kanatlı” aslında tavuk dışında bir şeyi tanımlamaktaydı. Bu hayvanların ortak özellikleri normal tavuk 1.5-2 saatten önce pişmezken 20 dakikada dağılacak biçimde haşlanmaları, lezzetsizlikleri ve haşlama suyunda jöle oluşturamamalarıydı. Konu elbette aslında en başta yine piliç endüstrisiyle görüşülmüştü. Ritz Otel’de gerçekleştirilen toplantıda sekiz firmanın temsilcisi ve BESD-BİR ile bir araya gelmiş ve üretim yöntemlerini gözden geçirmeleri gerektiğini dile getirmiştik. Buna karşılık endüstri ne GDO soyanın yem olarak kullanılmasından, ne de insafsız yetiştirme metodundan vazgeçmedi. Normal tavuğun bir yılda kesilebilir boya gelmesine karşılık, endüstriyel piliçler 40-45 günde 2.5 kilo ağırlığa ulaşmaktaydı, ama bir farkla, bu hayvanlar sağlıklı değillerdi. Bütün bilimsel araştırmalar hayvanlarda kalp krizi, vücutta sıvı toplanması, eklem dejenerasyonu ya da tümör gelişimini gösterse de, endüstri bunları 45 günde kestiğinden hastalıktan ölmeden önce market raflarına gönderebiliyordu. Nitekim endüstri birkaç cılız açıklama dışında 45 gün-1 yıl farkını bilimsel gerekçelerle anlamlandıramadı. Veterinerler de harcıalem “bunların soyları geliştirilmiş, çabuk pişiyorlar, çünkü körpeler” dışında elle tutulur bir bilimsel açıklama getirmediler. Konuyla ilgili bir veteriner arkadaşımız, söylemini “halkın ucuz protein ihtiyacından” başlattı, “bir miktar tümör çıkabilirle” sürdürdü ve “zaten çok kaliteli et değil” ile sonlandırdı. (daha&helliip;)