“For your eyes only”: Bir UHT kutu süt tarihçesi

Üç hafta önceye, “Süt için kutu değil, kutu için süt: Kutu süt” yazısının dip notuna, yani “hastalıktan ari işletme” mantığına dönerek başlayalım.

mmetin rumuzlu okurumuz şu yorumda bulunur:

“Hocam ambalaj endüstrisi için bu kadar acımasız olmanızı anlamıyorum. Zira arz talep (ihtiyaçların giderilmesi-maliyet hesabı) toplumun tüm kesimi tarafından (homo-economicus) yapılmaktadır. Açık süt (baldızım bin bir zorlukla satmaktadır) üretim, yem, yol maliyeti artık ambalajlı süt fiyatına gelmiştir. Yakın zamanda baldızımda üretimi bırakıp mahalledeki müşterilerini Tetra Pak’a teslim edecek. Bunun sebebi yereli öldüren, enternasyonali öne çıkaran hükümetler-üstü kapitalizm ‘& tüketim & reklam’ endüstrisidir.”

Okurumuz bence de haklı, ipi çekerseniz, ucu doğrudan ambalaj endüstrisine gider. Ama hikaye; buluşlar, kötüye kullanmalar, satın almalar (her iki anlamda) ve tekelleşme ile süregelen bir “ari soy” mantığına dayanır.

Anneliese Marie Frank; doğumu 12 Haziran 1929 Frrankfurt, ölümü 1945 Bergen-Belsen Toplama Kampı
Anneliese Marie Frank; doğumu 12 Haziran 1929 Frrankfurt, ölümü 1945 Bergen-Belsen Toplama Kampı

Sadece insanlar değil, elbette hayvanlar da hastalanır, veteriner hekimler de hayvan hastalıklarıyla mücadele etmek için vardır. “Ari” kelimesi ise sağlıklı anlamına gelmez, Sanskritçe “asil” veya “onurlu” anlamındaki “arya” kelimesinden türetilmiştir, ancak zaman içerisinde anlamı “hastalıktan muaf” olarak farklılaşmaya, “iyileştirilmiş soya” dönüşmeye başlar. Dr. Jerry Bergman’ın 1 Kasım 1999 tarihli makalesine göre, Darwin’in “soyların doğal seçilimi” mantığı, Hitler’in yardımcısı Rudolf Hess’in ifadesiyle “uygulamalı biyolojiye” dönüştürülür. Önce okullarda alkol, sigara ve frengiyle (sifiliz) eğitim mücadelesi başlar, 1935 Ekiminde Evlilik Sağlığı Yasası (Marital Health Law) ile sağlıklı bireylerin evlenebileceği, akabinde “Kanın Korunması” kanunu çıkarılır. Derken 1936’da Homoseksüellik ve Düşükle (olasılıkla kürtaj) Mücadele Merkez Ofisi kurulur. Alman polis örgütü başkanına göre “iyi bir ırka sahip olmakla birlikte çok az çocuğu olanlar, ‘mezara tek yön bilet almış’ sayılmalıdır”. Ancak iş orada da kalmaz; şizofreni, manik-depresif hastalık, genetik epilepsi (sara), körlük, sağırlık, ağır fiziksel bozukluk ve kronik alkol kullanımı gibi durumlar da geçirilen yasayla “kısırlaştırma” kapsamına alınır. Bugün tahmin edildiği kadarıyla 400 bin Alman bu nedenlerle kısırlaştırılır ve ırkın korunması gerekçesiyle Avusturyalı Yahudilerin Almanya’dan uzaklaştırılmaları kanuni zorunluluk sayılır (Kristallnacht, kristal gece; 6-7 Eylül olaylarının bir benzeri). Bundan sonrası ise doğrudan “Holocaust” olarak bilinen soykırım dönemidir. Yahudiler Auswitz benzeri toplama kamplarına sürülür, ironiktir kapısının üstünde “Çalışmak özgür kılar” (Arbeit macht frei) yazar.

yks12

Hitler Almanya’sının “iyileştirilmiş soy” mantığı aslında Amerika’da da “öjeni” olarak karşılığını bulur. 1920’lerin Büyük Buhran yıllarıdır, “iyi soy” mantığı kutu süt endüstrisini son derece yakından ilgilendiren bir mantıkla Finlandiya, Norveç ve İsveç’e yayılır. Malum, Hitler’in gönderme yaptığı Aryan soy aslında İsveç’i anlatmaktadır. Nitekim İsveç İkinci Dünya Savaşı’nda taraf olmaz. Rivayet edilen, Auswitz’de sökülen altın dişleri işlemeye başlar. Oysa ari soy zihniyeti bir kere bulaşmıştır, İkinci Dünya Savaşı sonlanıp Hitler intihar etse de, “ari ırk” kavramı birden besicilik endüstrisinin merkez dogmasına dönüşür. “Soylar verimi çerçevesinde seçilip iyileştirilmeli, “hastalıktan muaf” tutulmalıdır. Bu seçilmişliğin ve muafiyetin de elbette “soykırım” benzeri bir mantığı vardır. Yeni hedef “sözüm ona” bakterilerdir.

Süt işleme teknolojisinin geçmişi

İsveç ve dünya süt işleme teknolojisi Carl Gustaf Patrik De Laval’le başlayan bir geçmişe sahiptir. De Laval Fransa’dan İsveç’e göç etmiş bir ailenin 8 Mayıs 1845’te doğan çocuğudur. “Savaşçı” olarak bilinen büyük İsveç generali Gustavus Adolphus’u da yetiştirmiş (isimler nedense benzerdir) ailenin mensubu olduğu kabul edilmektedir. Oysa De Laval mühendislik okur ve sıvıların merkez kaç kuvvetiyle bileşenlerine ayrılmasını sağlayan bir yöntem geliştirir. Bunu olanaklı kılan makine sütün kremasından ayrılmasını sağlar, ama fazlasıyla yavaştır. Derken işlemin “sürekli akan süte de uygulanarak hızlandırılabileceği” anlaşılır, ortaya çıkan yeni makineye ise “Continuous Centrifugal Cream Separator.” (sürekli ayrıştırıcı) adı verilir, artık saatte yaklaşık 150 litre süt kremasından ayrıştırılabilmektedir.

De Laval buluşunu 1879’da İngiltere’de sergiler ve İngiltere Kraliyet Tarım Kurumu tarafından ödüllendirilir. İsveç kralı da geri kalmaz, Wasa Liyakat Kraliyet Haçı (Cross of the Order of Wasa) takar. 1886’da Bilim Akademisi üyesi, 1896’da İsveç Tarım Akademisi “onursal üyesi” olur ve nihayetinde 1904’te de geliştirdiği akım türbinleri nedeniyle Alman Mühendis Cemiyeti (Engineers’ Society of Germany) madalyasını alır. Geliştirdiği ayrıştırıcılar 250 dolar bedelle ABD Wisconsin’e götürülür. Amerikalılar unu beyazlatmayı başarmış olmakla birlikte, sütün kremasını ayırabilen bu makineye hayran kalırlar. Çünkü Amerika’da krema sütten yeterince ayrıştırılmadığı için yılda 35 milyon dolar kayıp olduğu hesaplanmaktadır (o zamanın ekonomisinde devasa bir rakam). De Laval’in buluşu bu kaybın ortadan kalkmasını sağladığından olağanüstüdür, kapital şahlanmıştır.

UHT teknolojisinden, enerji işine

Sütün ayrıştırılması alanındaki mucit kariyeri, elektriğin ayrıştırılmasında bir deha olan Nicola Tesla’dan farklı olmayan De Laval, aynı derecede kötü bir işadamıdır. 1913’te öldüğünde, aldığı 92 İsveç patenti ve kurduğu 37 şirkete ve “Yüksek Hız Adamı” (“The Man of High Speed”) olarak adlandırılmasına rağmen, yaşamak için hala borçlanmak zorundadır, son çalışması ise “süt makinesi” üzerinedir. Oysa 1883’te Oscar Lamm ile ortak kurduğu AB Seperator Amerika’da The De Laval Cream Separator Co.’ya dönüşür, adı daha sonra Alfa Laval olarak anılacaktır. Zira 1889’da Alman mucit Clemens von Bechtolheim, “alfa diskleri” olarak adlandırılan konik diskleri geliştirir, böylelikle sütü kremasından ayrıştırma kapasitesi katlamalı artar. Alfa Laval 1890’da “sürekli akım süt pastörizasyonunu” kullanıma sunar. Şirket 1916’da “yağ saflaştırmasını” gerçekleştirir, 1933’te Berlin’de “hermetik ayrıştırıcıyı” tanıtır (Hermetic Seperator, ne olduğunu anlamadım). 1938’da ise ilk sıcaklık değiştirici (“heat exchanger”, aslında UHT) “Pontus Hytte” lanse edilir, Lund’da ilk sıcaklık değiştiricilerin üretimine başlanır. 1951’de ilk “kendini temizleyen” santrifüj ayrıştırıcılar kullanıma sunulur (bu aslında bize Brüj Bira Müzesi’nde anlatılan “kendini temizleyen bira tanklarının” esasıdır). İkinci Dünya Savaşı atom bombaları nedeniyle tahmin edilenden erken biter, oysa çok miktarda et, süt tozu ve margarin stokları vardır. Bunlar Marshall yardımlarına dönüşerek “savaşa katılmayı reddetmiş” ülkemize gönderilir. Gözden kaçan diğer unsur ise, Hitler Almanya’sından kalan bilim gücüdür. Yahudiler üzerinde gerçekleştirilen deneylerin tek uygulayıcısının Dr. Mengele olamayacağı açıktır. Geri kalanların hiçbirinin, Nüremberg mahkemelerinde yargılanmakları şöyle dursun, ne oldukları bile belli değildir.

1958’de İsveç’te ilk CIP (Cleaning-In-Place, yerinde temizleme) ekipmanı kurulur. 1961’de İtalya’da kurulan “sterilizasyon proses sistemi” (steril işlem sistemi) ise, süt ve likit (akışkan) gıda işleme endüstrisinin düşlerini gerçekleştirir, Parmalat doğar. Oysa yaygın işlem için hala AB Rosenblad patentleri gereklidir, 1962’de bu alınır ve şirket adını Alfa-Laval AB olarak değiştirir (Alfa disklerin adıdır, Laval ise Gustav de Laval’e atfen verilir). 1965’te İsviçre’de geliştirilen komputerize sistem, üretimin merkezi kontrolünü olanaklı kılar. 1971’de Danimarka kökenli Lavrids Knudsens Maskinfabrik (LKM) ile “sıvı işleme işi” (fluid handling business) başlatılır. !976’da İspanya’da ve 1981’de Japonya’da “sıcaklık değiştirici” işine girilir.

Ve derken işlem tamamlanır: Süt ve meyve suyu kutu ile buluşur

Ve derken 1991’de “daire (circle) başlangıç noktasına dönerek” kapanır, Alfa Laval, Rausing Ailesi’ne ait kutu üreticisi Tetra Pak ile birleşir, böylelikle 1993’te Tetra Laval Group adına, “çiftlikte süt üretimden ambalajlamaya kadar” hizmet veren bağımsız bir endüstri doğar; Alfa Laval Agri. Fransız plastik ambalaj devi Sidel ile de ortaklık söz konusu olunca, Avrupa Birliği Mahkemesi’nce müdahale edilir. Alfa Laval Stokholm Borsası’na ancak 2002’de geri döner. Oysa büyüme devam eder, Danimarka Ayrıştırma Sistemleri (Danish Seperation Systems) ile ortaklığa gidilerek ilaç endüstrisi için çok önemli olan membran (zar) ayrıştırma işine girilir, “gelişmiş tank temizleme sistemleri” olarak kabul edilen Toftejorg Group ile işbirliği yapılır. 2003’te “sıcaklık transferinde” (heat exchanger) yeni bir aşama olan AlfaNova doğar, 2004’te Alfa Laval ve araç teknolojisinin önde gelen kuruluşu Haldex ile Alfadex AB kurulur, yeni hedef enerji sektörüdür. 2005’te sisteme petrol, gaz ve rafineri “sıcaklık değiştiricileri” alanında dünya çapında bir endüstri olan Fransız Packinox S.A. (SA kısaltması nedense benzerdir) katılır. 2006’da Alfa Laval’in Tetra Pak meyve suları ünitesi işin içine girer. 2007’de Hollanda kökenli Helpman ve Fin Fincoil (her ikisi de hava sıcaklık değiştiriciler alanında önde gelen kuruluşlardır) katılır ve derken 2010’da Şangay Dünya Fuarı’nda Alfa Laval “Beter City, Beter Life” sloganıyla boy gösterir (“daha iyi şehir, daha iyi yaşam”; kutu da zaten “iyi olanı saklar”). 2011’de ise Alfa Laval deniz alanında faaliyet gösteren Aalborg ile birleşir, bu zaten tarihindeki en büyük birleşmedir.

UHT steril süt soykırımın karton kutuda sunulan şeklidir

İşte bütün bu birleşmeler ayrıştırılmış ve steril UHT kutu sütün öyküsüdür. Önce “ayrıştırma” kavramıyla ortaya çıkar, sonra “steril” hale getirir ve ardından “ari çiftliklerin ari ırkına” dönüşür.  Bütünüyle tekeldir ve amaç süt için ambalaj, kutu için steril süt üretmektir. Benzer biyolojik mantığı kullanan zihniyet de Hitler Almanya’sında ve Wisconsin Amerika’sında karşılık bulmuş, Auswitz’in kurulmasıyla sonuçlanmıştır. İnsanlar kamplarda kondanse edilirler (yoğunlaştırılırlar), üzerlerinde besleme deneyleri yapılır, lizin eksikliği, suretlerinden de anlaşılmaktadır, “vücutları erise bile, yüzleri erimez, avurtları çökmez”. Bu fotoğraf, bir sohbette aktarılan “Türkiye süt tozu” deneyinin insan biçimidir.

yks13

Gelelim benim bakış açıma; “holocaust“, yani “soykırım” mantığı hiç ölmez, hep sürer.  “Sıcaklık değiştiriciler” aslında “sabun makineleridir”, “konik plaka” ya da “spiral” olmaları bir şeyi değiştirmez. Dün insanları “kırmıştır”, bugün de sütü “kırar”; “Ari ırk” çiftliklerinde “yeniden” yaşam bulur:  “Ari çiftliklerin ‘kutu sütü’ sterildir, ama köylünün ineği hastadır ve sütü mikrop saçar (!)”

O nedenle okul sütü, meyve suyu kampanyaları düzenletilir, hiçbir şeyden haberi olmayan bakanlık kamu spotlarında açık sütü kötüler. Koskoca veterinerler çıkıp, mesleklerini unutup,  “sokak sütü mikrop saçıyor” derler. Anlı şanlı beslenme uzmanları UHT steril sütü önerirler. Kutu nasıl oluyorsa çevrecidir, bir de ödül verilir.

yks14
Auschwitz ve UHT tipi sıcaklık değiştiriciler

İşin en “garip” yanı, bu zihniyet yine “ulusal süprüntülerinde” ve “kafa tokuşturan milliyetçilerinde” karşılık bulur. Gıda mühendisleri, “sen çocuğuna güğüm sütü içir, ama halka kutu süt tavsiye et” derler; Amerika’dan gelen Holstein seçilmiş inekler, yabancı boğanın sağılmış üstün spermiyle suni döllenir. Yeminin GDO soya ya da mısır katkısı, işletmeyi kuran İsveçli “heat-exchanger kutu süt rafinerisi” ne kadar rekabetçi ve çevreciyse, bunlar da o kadar ulusalcı ya da milliyetçidir. Kafa tokuştururlar, zaten boynuzları en baştan köreltilmiştir, ama konuşulmasını da sevmezler.

O yüzden yazının başlığı kendiliğinden ortaya çıkar: “Sadece senin gözlerin için Anne Frank”, bütün soykırımların anısına, yazdığımı geri alsam da seni asla unutmam.

Bildiğimi söylemekten geri durmam; beni baron zihniyetli adamlar yetiştirmiştir.

““For your eyes only”: Bir UHT kutu süt tarihçesi” için 8 cevap

  1. “UHT steril süt soykırımın karton kutuda sunulan şeklidir”
    görmezden geldiğin gerçek, gün gelecek soyunu kurutacak..

    yazıyı okuyup hüzünlenmemek mümkün değil..

    “merak etme!”
    “sorgulama!”
    “düşünme!”
    diye uyutulanlar bir de bu pencereden baksınlar..

    hocam çok etkileyici bir yazı, tespitleriniz içimi acıttı..

    çok teşekkür ediyorum sayenizde düşünmeye başladım olanı biteni..
    sevgi ve saygılarımla..

  2. Allah insanlara hırs vermiş ama akıl da vermiş. Kur an’ın ilk sözü oku oku ki doğruyu bulasın.Ayırt edesin. Ama nerde bilen de bilmiyor şu anda bilmeyen de bilmiyor.

  3. Ilginc baglamalarin yapildigi bilgi verici bir yazi olmakla birlikte, yer yer ofke ve umitsizlik icerigin onune geciyor.

    Karsi kulturun basarisinin asil kaynagi Nazi bilim insanlari degil, gunumuzde de uygulanan bir metod: insanlari korku ile delibozuk bir moda getirdikten sonra daha cazip gelecek bir kurguyu onlerine surup, ustune atlamarini beklemek. Kutu sut orneginde oldugu gibi bu metod ile uzun zamandan beri sure gelen gelenekler kisa zamanda radikal sekilde degistirilebiliyor; savaslara ve IMF dayatmalarina kilif saglanabildigi gibi.

    Elestirel bir yazinin yazilma nedeni nedir, yarattigi uzun vadeli etki nedir, dusunmek gerek. Bu yaziyi okuduktan sonra kac kisi, sunulan bilgilerden ilham alarak hayatinda radikal bir degisiklige gidecek acaba?

    Hayatimiz bu gibi bir cok ornek ile kusatilmisken, ezilmemek, pes etmemek icin once derin bir nefes alip, nese ve yaraticiligi yalin bir dil ile birlestirerek birbirimize ilham kaynagi olmaliyiz. Dunya’ya ne kadar kizgin oldugumuzu gostererek yasamak bizi katilastirir, oysa yeni zorluklarin, felaketlerin arasindan su gibi akip gecmeliyiz. Daha alacak cok yol var.

    1. Yazılar güzel olsa da üslup ve edebi derinliği hafifletilmelidir. Bu yazıları halk da sıkılmadan okuyup anlamalıdır. Sanat halk için olmalıdır. Anladıklarım:
      1. Nazi zihniyeti ile bizim kafa tokuşturanlar aynı sepete konmuş. Anladığım kadarıyla ikisi de emperyalizmin hizmetindeymiş.
      2. Bilim sermayeyi doğurur, büyütür, yayar. Bilim emperyalisttir.
      3. Bilim insanlarında da para hırsı olur. Ya bir şey icat eder, ya da kitap satar.
      4. Kanser ilaçları ve tedavi gafları konusunda binlerce sayfa yazı yazabilen kişiler neden gıdaya sığınır. Çünkü orada halk var, yoksullar var, tün serveti cebindeki para olanlar var. Onlar o paradan 5-10 lirayı loto-toto’ya verdiği gibi onlardan bahsedenlerin, onların sesi olanların kitaplarına da verir. Yazılanlar kısmen doğru olsa da, kazancın bu türlüsü haramdır bence.

  4. Hijyenik gıda mühendisleri ile steril veterinerlerin yukarıdaki satırlara verecekleri mantıklı ve doyurucu yanıtları merakla bekliyorum.

    1. Doyurucu ve mantıklı yanıtlar, daima gerçek ve doğruları içermeyebilirler. Hocam bir firma ile ilgili çok düşündürücü bilgiler vermiş. Doğrudur yanlıştır henüz araştırmadım. Ben bilgi sahibi olduğum kısımla ilgi paylaşımlarda bulunmak istiyorum. Nasıl ki bir hekim, derme çatma, babadan kalma yöntemlerle, sağlık riski oluşturabilecek şartlarla üretilen bir ilacı hastasına tavsiye etmez, nazilerle çalışmış, ancak gayet iyi kalitede ve standardize üretim yapan alman firmanın ilacını hastasına önerir ise, bir gıda teknikeri, mühendisi, veterineri de kimseye sokak sütünü tavsiye etmez. Hocam iyi bilir. Onkoloji enstitüsüne girince sağda eskiden kullanılan radyolojik cihazların sergilendiği küçük bir sergi vardır. O sergideki nadir tarihi cihazlardan biri de, içinde gamalı haç olan bir katot tüpüdür. Bir röntgen cihazı. Amerikalılar hep x-ray dediler ama… Demek istediğim teknolojiyi kimin ürettiğine değil, daha iyisini, daha sağlıklısını üretmeye odaklanmamız gerekir. UHT süt, hiç kusura bakmayın ama başarılı ve sağlıklı bir uygulamadır ayrıca antibiyotikle alakası bile yoktur. Elbette kaynağını görmediğiniz, yalnızca güvene dayalı alışveriş yaptığınız, yağ, su ve kuru madde oranı standardize olmayan, sadece kaynatarak hijyen sağlayabileceğiniz bir süt almak isterseniz orası size kalmış. Saygılarımla.

  5. Emeğinize sağlık sayın Dizdar.

    Tarihsel gelişimiyle, süte uygulanan soykırım yazınız çok çarpıcı.

    Saygılarımızla…

  6. Kutu sütlerinin gördüğü işlemler nedeniyle yapısının bozulduğu açıktır. Bunun en somut göstergesi evde mayalanan yoğurtlardır. Açık sütle yoğurt mayalababiliyorken kutu sütünde kesinlikle yoğurt mayalanması olmamaktadır. Bence insanların içecekleri sütü seçmeye hakkı vardır . Hijyen endişesi olanlar birtakım denetim mekanizmalarını getirebilirler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir