Skip to main content

Gerçeklik durumunun erişilemez hali: Yumurta örneği

Felsefi soru sormak ve buna yanıt aramak biyoloji alanında da kaçınılmaz bir durumdur. Geçen yazıda anlattığımız “memenin anneye mi yoksa bebeğe mi ait olduğu” sorusu bunlardan biridir. Bizim rutin gündelik düşünce biçimimizde sorunun yanıtı “anneye ait” gibi görünmektedir, zira memenin salgıladığı süt bebeğe ait olsa da, doku annededir. Oysa sütün salgılanması doğumun gerçekleşmesiyle başlar, annenin bebek konusundaki düşünceleri, ruhsal hali (kabullenme-kabullenememe) sütün içeriğini ve miktarını etkiler. Bebeğin ağlaması gibi sesli uyaranların da sütün salgılanmasını değiştirdiği genel gözlemdir.

Resim: Zeno paradoksu, Aşil kaplumbağaya hiçbir zaman erişemez (çizim https://memim.com/zeno%27s-paradoxesachilles-and-the-tortoise.html adresinden alınmıştır).

Buna benzer başka felsefe gerektirecek sorular da vardır. Örneğin bebeğin anne rahminde gelişimi, onu saran zarlar (doğum bunların yırtılmasıyla başlar); yavrunun dışarıda kuluçkada geliştiği yumurta örneğinde de benzerdir. Yumurta ile kuluçkadaki kuş ilişkisi sıcaklık ve hareketi kapsar, ama süt gibi bir sıvı transferi yoktur. Oysa yumurtanın sarısının (embriyo bunun üzerine yapışarak gelişir) etrafını saran beyaz da sütün genel özelliklerini gösterir. Bundaki temel molekül yine albümindir, canlının kanındaki albümine karşılık bu ovalbümin (yumurta albümini) olarak adlandırılır. Ovalbüminin sütteki karşılığı ise laktalbümindir, yani sütte de anneden farklı bir albümin yine bulunur. O halde yeni gelişmekte olan canlıya aktarılan albümin canlının kendisinde var olandan farklıdır. Yumurtanın özelliği ovalbüminin daha yumurta oluşturulurken sarının etrafında sarılmış olmasıdır. Ortak çıkarım ise ister meme, isterse süt olsun, bunu hazırlayan beden arayüzünün canlının kendisinden farklı (davranıyor) olduğudur. Doğum sırasında ortaya çıkan değişiklikler annenin kendisinden çok bu arayüzün değişikliklerini kapsar.

Resim: Saf alkole kırılmış yumurtanın (soldan sağa) çökmüş, az ve çok çalkalanması durumunda “sütümsü” hal alması. Yumurtanın sarısı soldaki fotoğrafta dipte seçilebilmektedir.

Gözlemde kullanılan yöntem gerçeği etkiler

Biz yumurtayı yemek için tavaya kırıp kızarttığımızda ya da haşladığımızda farkı gözlemlememiz mümkün olmaz. Albümin sıcaklığın da etkisiyle katılaşır ve diğer bileşenlere karışır. Neredeyse herkes yumurta kırıp kızartmıştır, sarının etrafını saran mukoid (sümüksü) kılıf ise sıcaklıktan daha az etkilenir, eğer tavanın kapağını kapatmazsanız doğal yapısını kaybedip beyazlamaz (bu kısım anlaşıldığı kadarıyla yumurtanın göbek bağını oluşturacak olan allantoistir). Yumurtanın sarısını beyazından ayırmaya çalışanlar, aslında bu kısmı şeffaf beyazın kolayca akıp çıkmasına rağmen yumurtadan en son ayrılan mukoid yapı olarak gözlemler. Ne var ki gözlem neyin gözlemlendiği bilinmediğinde işe yaramaz. Bir şeyi gözlemlenebilir hale getirmenin yolu ise işlemi başka bir biçimde gerçekleştirmektir. Mesela yumurtayı saf alkole kırarsanız, ovalbümin “kar manzarası” biçiminde gözlemlenebilir hale gelir görünmektedir. Alkol proteini sabitler, ama ısıl işlemdeki gibi yapıştırmaz (çılbırda gerçekleşmez).

Bilimsel araştırmada amaç Dulcinea arayışıdır

İyi deneysel sistemin basit olması gerektiğini hep vurguluyoruz. Bu anlattıklarımız ise deney aşamasına gelmeyen, sadece umut vadeden gözlemlerdir. Felsefe bunları “gerçeğin aranması” biçiminde de betimler. Gerçeklik halinin anlaşılması ortam koşullarına bağlıdır, her zaman erişilemeyebilir. Aslında gerçeklik halinin de tam bir sonlanma noktası yoktur, erişilmeye çalışılan ama erişilemeyeceği bilinen hedeftir, doğru yöntem uygulanırsa daha çok yaklaşılır, ama asla temas edilemez. Bu son cümleyi Aşil ve kaplumbağanın yarışı örneğiyle (Zeno Paradoksu) açıklamaya çalışalım, Aşil hızlı hareket etmesiyle tanınır, kaplumbağayla yarışa sokulur, kaplumbağaya avans verilir. Düz mantıkla “başla” dendiğinde, Aşil çok hızlı olduğundan kaplumbağanın bulunduğu noktaya erişebilecek ve yakalayacak sanılır. Oysa Aşil’in hedefi olan nokta (A olsun), kaplumbağa yavaş da olsa hareket ettiğinden A’ haline gelecektir, çünkü kaplumbağa da bir adım atmıştır. Aşil çok yaklaşır, sonraki “başla” komutu ise kaplumbağanın A’’ konumuna geçmesiyle sonuçlanacağından Aşil kaplumbağayla teorik olarak asla aynı noktaya varamaz. Yani gerçeklik görseniz bile erişilemez, deneyimlenemez bir hal alır. Bilimle uğraşan için amaç kaplumbağanın yakalanması değildir. “Amaç” erişilmeye çalışılan ama gerçek olmadığı zaten bilinen Don Kişot’un “Dulcinea”sına dönüşür.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir