Skip to main content

Gıdada durum değerlendirmesi (II): Piliç endüstrisi sarsılan güveni yeniden kazanabilir görünmüyor

Geçtiğimiz yıl en büyük değişikliklerden biri de kuşkusuz pilice olan talebin azalmasında görüldü. Ülkemizde “kuş gribi hezeyanıyla” yaktırılan 2.5 milyon tavuğun boşalttığı her yere yerleşen piliç endüstrisi, aslında durumdan zarara uğramış görünse de, orta ve uzun vadede fazlasıyla avantajlıydı. Ne var ki beklemedikleri bir şey gerçekleşti, sattıkları hayvanların pek de sağlıklı olmadığı konusunda yaptığımız uyarılarla aniden toplumsal bir ortak görüş oluşuverdi. Bunun nedeni de elbette halkın hafızasında tavuk kavramının hala taze olmasıydı. Endüstriyel firmalar arasında zaten tavuk diyen yoktu; piliç, beyaz et ya da bakanlıktaki karşılığı olarak “kanatlı” aslında tavuk dışında bir şeyi tanımlamaktaydı. Bu hayvanların ortak özellikleri normal tavuk 1.5-2 saatten önce pişmezken 20 dakikada dağılacak biçimde haşlanmaları, lezzetsizlikleri ve haşlama suyunda jöle oluşturamamalarıydı. Konu elbette aslında en başta yine piliç endüstrisiyle görüşülmüştü. Ritz Otel’de gerçekleştirilen toplantıda sekiz firmanın temsilcisi ve BESD-BİR ile bir araya gelmiş ve üretim yöntemlerini gözden geçirmeleri gerektiğini dile getirmiştik. Buna karşılık endüstri ne GDO soyanın yem olarak kullanılmasından, ne de insafsız yetiştirme metodundan vazgeçmedi. Normal tavuğun bir yılda kesilebilir boya gelmesine karşılık, endüstriyel piliçler 40-45 günde 2.5 kilo ağırlığa ulaşmaktaydı, ama bir farkla, bu hayvanlar sağlıklı değillerdi. Bütün bilimsel araştırmalar hayvanlarda kalp krizi, vücutta sıvı toplanması, eklem dejenerasyonu ya da tümör gelişimini gösterse de, endüstri bunları 45 günde kestiğinden hastalıktan ölmeden önce market raflarına gönderebiliyordu. Nitekim endüstri birkaç cılız açıklama dışında 45 gün-1 yıl farkını bilimsel gerekçelerle anlamlandıramadı. Veterinerler de harcıalem “bunların soyları geliştirilmiş, çabuk pişiyorlar, çünkü körpeler” dışında elle tutulur bir bilimsel açıklama getirmediler. Konuyla ilgili bir veteriner arkadaşımız, söylemini “halkın ucuz protein ihtiyacından” başlattı, “bir miktar tümör çıkabilirle” sürdürdü ve “zaten çok kaliteli et değil” ile sonlandırdı.

Yarı-kimyasal et üretimi, gerçek tavuğu üretmek pahalı ve meşakkatli

Takke bir kere düşmüştü. Piliç etinin ucuz olmasının nedeni yeme dayalı, aslında yarı sentetik bir et özelliği göstermesiydi. 1.7 kilo yem, dünyada hiçbir canlıda olmayan bir biçimde 1 kilo ete dönüştürülebiliyordu. Hayvanlar koruma amaçlı antibiyotik (büyütme amaçlı antibiyotik kullanımının 2006’da sonlandırıldığı söylense de, gerçeği ne kadar yansıttığı tartışmalıdır), yarı sentetik amino asit, GDO soya karışımı bir yemle besleniyor, organlarının çoğu gelişemiyordu. Nitekim esnaf lokantalarında tavuk ciğer yemeği yiyenler, çok küçük kalpleri olduğuna zaten aşinadır. Ama ambalajlara boyunların konamıyor olması, olasılıkla güdük kalmış olmalarına bağlıdır. Nitekim bir firmanın billboardlara verdiği ilanlardaki hayvanlarda da bu açıkça görülür.  “Tıknaz, boynu kısa, ayakları çok büyük ve ibiği yok denecek kadar güdük” mutant kuşlara ne kadar tavuk denebilirse, reklam da o kadar gerçeği yansıtmaktadır. Bugün artık firmalar yaptıkları işin gerçekte ne olduğundan haberdar olduklarına inanıyorum. Tavuk üretmek pahalıdır, ama daha önemlisi tavuk bu şifasının doğal sonucu olarak 2 saatten önce pişemeyeceğinden “akşam eve giderken bir tane kapar, 20 dakikada hazır ederim” zihniyeti ortadan kalkmaktadır ve bu endüstri için hız kısıtlayan basamaktır. Nitekim endüstri üretim metodunu değiştirememekte uzun süre direndi ve ardından “organik” kavramına dönmek zorunda kaldı. Buna karşılık tüketiciler organik kavramının karşılığı olarak uzun sürede pişmeyi ve jöle içeriğini kıstas almayı öğrendiler.

yd_tavuk

Nitekim durumu incelemek amacıyla gerçekleştirdiğim bir İngiltere seyahati, oradaki tavukların etiketlerinde ne kadar sürede piştiğinin yazdığını gösteriyordu, “1 saat 40 dakika”. Anlaşılan piliç alanında çalışan veterinerlik akademisi ciddi bilgi zaafı gösteriyordu. Bugün artık kendi söylemlerine inandıklarından da kuşkuluyum.

Giderek daha fazla sorgulanan yumurta

Bu arada yumurta da aslında hak ettiği kadar incelenmeden sorgulanır bir hal aldı. Bunun bir nedeni, piliçte 45 günde yetiştirmeyi başaran endüstrinin yumurtada da tamamen masum olamayacağı varsayımıydı. Buna karşılık ben yumurta konusunda konuşmaktan özellikle kaçındım, lakin bir gazeteye verdiğim röportajda endüstrinin bilimsel olarak çok ileri olduğunu kast etmek için söylediğim “günde 2-3 yumurta alabiliyorlarmış” söylemi bile dava konusu olunca, daha fazlası olması gerektiğini doğrudan anladım. Birincisi piyasada bulunan ucuz bembeyaz yumurtaların bir açıklaması olmak zorundaydı, zira yumurta bembeyaz olamazdı. Bunun klorlu bileşiklerle yıkanmaya bağlı olduğunu endüstrinin kendi hazırladığı “hijyenik üretim” tanıtım filmlerini izledikten sonra anladım. Klor yumurtanın içine geçtiğinden, kokuşmasını da önlüyor, ama en önemlisi çocukların tercihi bu kokusuz yumurta yönünde oluyordu. Diğer ciddi sorunlar da hayvanların kapatıldıkları dar kafesler ve yem olarak GDO soyaya olan bağımlılıktı. Hayvanın ışıkla oynanırsa günde 2 yumurta verebileceği zaten yapanlar tarafından aktarılmıştı.

25 thoughts to “Gıdada durum değerlendirmesi (II): Piliç endüstrisi sarsılan güveni yeniden kazanabilir görünmüyor”

  1. Prof. Dr. Ahmet Ergün: Tavuk Eti Gerçekten Suçlu Mu ?
    —————————————————————————–
    “5 – “Yumurtada ne var ki ?” Günde iki-üç defa yumurtlatabilmek için tavuğa mutlaka bir şey yapmak zorundasınız. Çünkü bu kadar yumurtlama hayvanın doğasının dışında bir şey.” Ben bu ifadenin bir şaka olduğunu düşünüyorum. Yoksa biyoloji bilen hiç kimse bunu ciddi olarak söylemez, söylememelidir. Tavuklarda yumurtalıktan yumurta kanalına düşen bir yumurta sarısının yumurtlamaya kadar geçen süre 24.5- 25 saattir. Bu sürenin yalnız 11 saaati yumurta kabuğunun oluşumu sırasında geçer. Ve bir yumurta yumurtlanmadan bir sonraki yumurta kanalına düşmez. Hormon vererek dahi bunu gerçekleştirmek mümkün değildir. Bir ticari yumurtacı melez yumurta tavuğu bir yılda, 365 günde 320 yumurta ancak yumurtlar. Bir başka ifade ile ancak 10 günde 9 yumurta verebilir. “Günde ik-üç defa yumurtlatılabilmektedir” ifadesi kesinlikle mümkün değildir.”

    http://www.veterinary.ankara.edu.tr/?mdl=haber&haber_id=491

  2. Sayın Yavuz hocam, sizi sürekli takip ediyorum. söylediklerinizin çoğuna hak veriyorum. ama çok büyük zarar verdiniz tavukçuluğa. dünyada çok daha ileri tavukçuluğa sahibiz.
    sizin yüzünüzden arkadaşımın babası iflas edecek.

  3. Yavuz dizdar, sen yetersiz bilgiyle fikir sahibi olmaya çalışan sözümona bilimadamımsı takılan bişeysin. Başarısız bir onkolog olarak alanın dışındaki konulara saldırıp medyatik olma çabasındasın. Bilgine güveniyorsan bu alanda uzman veteriner hekim, gıda mühendisi gerçek bilimadamlarının karşısına çıkıp savun tezini. Ya da uğraşma, bir şivava yavrusu bir de golden retriever yavrusu al. Doğduklarında az çok aynı boydalar. Bir de 2 ay sonra ve 6 ay sonra bak. Ondan sonra gel bana bu tavuklar hormonlu da ondan geç büyüyo de. Azcık zootekni, ırk bilgisi vs.öğren. Halkın kafasını bulandırma!!!

  4. Yard. Doç.Dr. Dizdar, siz sanırım kendi alanında akademik ilerleme yerine tavukla kafayı bozmuşssunuz. Size tavsiyem psikolojik destek almanız. Mutfaktaki resminizde zaten gıda hijyenini ne kadar hafife aldığınızın kanıtı. Lütfen herkes kendi işine baksın. Hayatında kümes görmemiş ve piliç kelimesinin anlamını TDK sözlüğüne bakmadan yorumlayan insanların yorumlarına karnımız tok bizim. Bilgisi olmadan fikri olan en şarlatan kişisiniz. Doğru olan bu.

  5. Dr. Dizdar;
    Yorumlarınızı gerçekten hiçbir dayanağa bağlanmadan yaptığınızı düşünüyorum.Bu konuda yapılan bilimsel makaleleri, uzmanların görüşlerini hiçe sayarak halkı yanlış yönlendiriyorsunuz. Prof. Dr. Ahmet Ergün’ün açıklamalarını bir zahmet okumanızı tavsiye ederim.

    1. Sayın Yavuz bey,
      Yazılarınıza ve yorumlarınıza baktığımda şu kanaat oluştu. Aşağıdaki soruları sorarak cevap arıyor ve tezinizi bu sorular üzerinden haklı çıkarmaya çalışıyorsunuz. Herkesin anlayacağı şekilde yazıyorum. Ancak bilim adamı olmanız nedeniyle bir tez, hipotez sunduğunuzda bunu bilimsel gerçeklerle desteklemeniz gerekmekte ki evrensel geçerliliği olsun. Geçelim sorularınıza,
      S1-Normal doğal yaşantıda tavuğun 1 senede ulaştığı ağırlığa neden 40 günde ulaşıyor diyorsunuz?
      C1- Bir tıp hekimi olmanız nedeniyle sanırım “Islah” konusunda bilginiz yok. Anlayacağınız şekilde açıklayayım. Doğada birden çok tavuk ırkı var. Bilim adamları ıslah çalışmalarıyla değişik ırk tavukları dölleyerek değişik özellikleri yönüyle üstün ırklar keşfetmişlerdir. Bu işlem 1-2 senelik değil. 100-200 senelik belki daha fazla çalışmanın ürünüdür. Gerek hastalığa dayanıklık konusunda gerekse yemi ete çevirme kapasitesi yüksekliği bakımından yeni ırklar keşfedilmiş. Bu gün et tavukçuluğu endüstrisinde kullanılan tavuklar bu verimi yüksek hayvanlardır. Bu duruma doğaya göre 10 kat daha hızlı yetişiyor diye olumsuz yaklaşmanız bilimsel mantığa aykırı. Kaç kata kadar doğa kabul ediyor. Bunu kim belirlemiş . Neyse konuya dönelim. Yüzyılların capraz döllemesiyle oluşmuş ırklar bunlar. Tabi bu kısa sürede gelişme ve et tutumu sadece genetik kapasiteylede anlatılamaz çevresel şartların optimizasyonu besleme rejimleri gibi faktörlerde son derece etkili. Yani 10 kat hızlı gelişme yılların çalışması sonucu elde edilen genetik kapasite ve buna ilave olarak yetiştiricilik ve besleme tekniklerinin üst düzeyde uygulanmasıyla şekillenmektedir. Olayı insanda simülte edelim isterseniz. Genetik kapasite açısından Nusaybinde yaşayan ve normal imkanlarla eğitim alan IQ’su yüksek bir öğrenciyele İzmir’de başarısı yüksek bir okulda eğitim alan IQ’su yüksek öğrenciği ele alalım. İksinin üniversite başarısı aynı olması beklenir mi? Demogoji yaparsak ne alaka diyebilirsiniz. Ama gerçekte beklenmez. Aksine aynı imkanlara sahip IQ’su farklı öğrencilerde aynı başarı beklenmez. Özetle Senelerin ıslah çalışması ve yetiştiricilik besleme teknikleriyle bu şekilde hızlı gelişen bir ırk gelişmiştir.
      S2- Neden bizim piliçler 15 dakikada pişiyorda İngilizin tavuğu 1,5-2 saatte pişiyor?
      C2- Kendiniz cevap veriyorsunuz aslında öküz etiyle genç dana eti aynı zamanda mı pişiyor? İngiliz vatandaşına kartımış eti yediriyorsa sorumlusu tavukçuluk endüstrisi mi? 18 yaşındaki bir insanla 70 yaşındaki insanın kas yapısı aynı mı? Tabiki değil. Süt kuzusu ile tekenin aynı mı? Tabiki değil.
      S3- Soru değil ama iddia diyelim. Hormonla bu oluyor deniliyor.
      C3- Geliştirmeyi hızlandırıcı hormon ne kadar biliyor musunuz? 1 hayvana hormon enjekte etmenin maliyeti nedir bilginiz var mı? Neyse araştırmanıza gerek yok. Hormon tavukçuluk endüstrisi için maliyetli bir uygulama. Haa tavuğunu bedavaya satacaklara sözüm yok onu bilemem. :))
      Özetle Yavuz hocam düşünmek fikirler ileri sürmek bilimin sonuçta insanlığın gelişmesi açısından önemlidir. Ancak tek taraflı fikirleri okuyup bunun üzerinde tek doğruymuş gibi ısrar etmek yanlış diye değerlendiriyorum. Empati yaptığımda belki bende aldığım eğitimin gereği böyle konuşuyorum diyorum. Ama tezlerinize verdiğimiz cevaplar mantıklı değil mi sizce.
      Gelin biz endüstri şeklinde üretilen tavuk etine çamur atmayalım. Endüstriyel tavuk yetiştiriciliğinde “HAYVAN REFAHI” na dikkat çekelim. Binlerce tavuğun yediğini ete çevirsin diye nerdeyse hareketsiz bırakılmasına karşı çıkalım. Civcivlerin uğradığı insanlık dışı muameleye karşı çıkalım.
      İnananlar için sonuçta bu hayvanlar insanlar için. İnanmayanlar içinse hayat bir seleksiyon güçlü olan insan yapacak bişey yok. Lütfen “Hayvan Refahını” ön plana çıkaralım.
      Saygılarımla

  6. Sağlık Bilimleri eğitimi almış birinin, kaynak göstermeden ve bilimsel çalışma yapmadan salt kendi düşüncesini kamuoyuna aktarması ahlaki değildir ve almış olduğu eğitimin karşılığı değildir. Buradan tüm Veteriner Hekim meslektaşlarıma, kanatlı sektörü paydaşlarımıza, Veteriner Fakültelerimize, TVHB ve meslek odalarımıza, Türk Tabipler Birliği ve Tabipler odalarına, STK lara yasal girişimlerde bulunulması konusunu ivedilikle yaşama geçirmelerini öneriyorum. Gerçekten bilimsel çalışmalarda kanatlı sektöründen elde edilen ürünler sağlık riski oluşturuyorsa tasfiye edelim bitirelim bu işi. Ekonomik hayvansal protein kaynağı olan kanatlı sektörü, bugün geldiği noktadan geriye götürülmek arzularının konusu olamaz olmamalıdır. Lütfen bilimselliğe yönelelim. Ampirik düşünceler sahibini küçültür.
    Saygılarımla…
    Dr.Veteriner Hekim
    Mustafa EKEN

    1. Vegan yazmaniz durumunda youtube ta yalniz tavuk degil diğer çiftlik hayvanlarininda nasil yetiştiği ile Ilgili görüntülu pek cok bilgi alabilirsiniz .. bacaklari bile tutmayan ayakta duramayan canlilari yediriyorlar bize ..Yavuz Bey’e katiliyorum .. hayvansal gida yemenin dunyanin sonunu getirecek en buyuk felaketlerden biri olacagina dogal kaynaklari ozellikle suyun nasil harcandigini ve kirlendigi ile ilgilili bir cok bilgi edinebilirsiniz

  7. Sevgili Veteriner Hekim meslektaşlarım,
    Akademik geleceğini kendi branşı üzerine değilde, bihaber olduğu konular hakkında fikir beyan ettiğini ?… düşünen birine cevap vererek prim yapmasına katkıda bulunmayalım…LÜTFEN

    1. Gercekten sasiyorum size elstiri yapilabilir kaynak gosterek fakat ben Yavuz bey e muayene olmus biri olarak hastanede ne kadar yogun oldugunu ne kadar hastayla ilgilendigini gormus biri olarak surada daha genis kitlelere ulasip bilgilendirmeye calisan dinlenmeye ayiracagi zamani buraya aktaran bir insani kendi kus beyinleriyle elestiren insanlari esefle kiniyorum .. o kadar beyfendiki sizler gibi kendini bilmez iftiraci sistem oyuncularına bile uslubunu bozmadan cevap veriyor..
      Kardesim adam isini yapiyor tavuk yeme kanser olma sonra bana gelsen ne olur diyor problemin köklerinden birine egiliyor git diyorsunuz ya ne kadar cahil bir milletiz ya Rab sen bize akil ihsan eyle ..

  8. Sayin Dizdar, Turkiye’de tavukcukuk sektoru gercekten dunya standartlarindadir. Kus gribiye mucadelede veteriner hekimlerimiz Avrupa’ya ornek olmuslardir. Butun Avrupa aman ithalatimiz dusmesin isletmecilerimiz zarar gormesin diye enfekte tavuk sayilarini bile aciklamaktan kacinmistir. Turkiye ise kus gribi mucadelesini seffaflikla surdurmus ve bu illetten kurtulmustur.

    Ornek verdiginiz İngiltere en ufak bir zoonoz salgininda ureticisini korurken siz neden Turk tavukculuguna darbe vurmayi kendinize is edindiniz? Tavuk eti sagliklidir gonul rahatligiyla yiyiniz. Kanserin bir cok nedeni vardir onlenebilmesinin tek yolu da simdilik beslenme gibi gozukmektedir. Ama broiler piliclere ve tavukculuk sektorumuze bu kadar camur atmak insafsizlik.

  9. Sayın Dizdar ,yazılarınızdan okuduğum kadarı ile insanların doğal ve zarasız et ve et ürünleri yemesini dile getirirken bilgi yetersizliğine bağlı olarak modern kümeslerde tavukçuluk yapan veTüm dünya ya Özellikle Avrupa ya tavuk eti ihraç eden bir sektörü karalayarak yapıyorsunuz.Bu davranışınız adının başına DR konmuş bir insan olarak etik değil.İnsanlara en büyük zararı bilgisizlik verir.Bu konuda sektörde çalışmış ben de dahil olmak üzere bir çok bilim adamı sizin bilgi yetersizliğinizi giderebilir.Bence önce bu konuda kendinizi tamamlayın sonra doğru eleştirilerinizi yapın.

  10. Sayın DİZDAR,
    bilim araştırmalar ve somut bilgiler ile yapılır. Gerçekler ile uzaktan yakından ilgisi olmayan iddialarınıza karşı bilimsel ve kanıtlara dayalı bilgiler aşağıdaki linkte verilmiştir. İddialarınızı her ortamda karşılıklı olarak tartışabiliriz.

    http://www.banvit.com/haberler.html#

    1. YAVUZ DİZDAR TÜRKİYE KANATLI ET SEKÖRÜNE NEDEN İFTİRA ATAR?
      Sayın Yavuz Dizdar İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü’nde çalışan mütevazı bir uzman akademisyendir. Kendisi doçentlik tezini hazırlamak için uğraşacağına, işini gücünü bırakıp kanatlı et sektörünü araştırmaya yönelmiştir. Bu konuda, internetteki kişisel blokta ve kitapevlerinde çeşitli makaleleri yayınlanmaktadır. Kanatlı et sektöründeki yatırımcı ve çalışanlardan büyük tepki alan, yüklü tazminat davaları ile karşı karşıya kalan Sayın Dizdar, mesleğinde intihal yolu ile çok çabuk yükselebileceği gibi, bol bol kemoterapi ilaçları yazarak sevilen, aranan bir doktor olabilirdi. Fakat bu yolu seçmedi.
      Kitap okuma oranının 0,01. olan ülkemizde, kitaplardan kazandığı geliri, özellikle kanatlı hayvan sektörüne iftira atarak, kolay ve çabuk zengin olma yolunu seçmiş olabilir mi? Hayır. Olamaz. Eğer kolay yolu tercih etmiş olsaydı, intihal yolu ile mesleğinde yükselmek daha kolay ve riski az olurdu. Zor olan ise kitap okuma alışkanlığı yerleşmemiş toplumumuzda, her on kitapçıdan ancak birinde bulunabilen kitabını, 20 TL. fiyat ile satıp, halkı bilinçlendirmek için çaba gösterebilmesidir.
      İFTİRA sıfatı çok zengin olan siyasi literatürümüzde biraz da su katarak, kibarca “çamur atmak” olarak tabir edilir. Çamur atmak gelişmekte olan toplumlarda çok sık kullanılır, değişik yöntemleri vardır.
      İşte size, bir çamur atma hikayesi daha
      Minik bir kuş kıştan kaçıp ılıman bir iklime ulaşmak için güneye doğru uçuyormuş. Fakat uçtuğu güzergah o kadar soğukmuş ki, havada donmuş ve bir taş gibi tarlanın ortasına düşüvermiş.
      Yarı bilinçli bir şekilde tarlanın içinde yatarken, bir inek gelip kuşun üzerine dışkısını bırakmış.
      Sıcak tezek, kuşun donan kanatlarını, kaslarını yumuşatmaya başlamış.
      Ölümün kenarından dönen kuş, çok keyiflenmiş bu işe, tezeğin içinde sevinçli bir şekilde kıpırdanmaya başlamış. Keyiflendikçe keyiflenmiş; Başlamış bir şarkı söylemeye…
      O sırada tarlanın yanından geçmekte olan bir kedi, bu neşeli şarkının nereden geldiğini araştırmaya başlamış. En kısa bir zamanda da tezeğin içindeki kuşu bulmuş tabi…
      Bir hamlede, kuşu tezeğin içinden çıkarmış. Sonra da afiyetle yemiş.
      Not: Bu kıssayı anlatmaktaki amacım çıkarılacak 2 derstir.
      Üzerinize pislik/ çamur attığını DÜŞÜNDÜĞÜNÜZ! birisi DÜŞMANINIZ! Olmaya bilir.
      Ve, sizi pisliğin içinden alıp çıkaran herkes DOSTUNUZ! Olmaya bilir.
      Bu yazım kanatlı et sektöründe, namusu ve alın teri ile 7/ 24 çalışıp evine ekmek götüren tüm emekçi dostlarıma; Sayın Yavuz Bey’in söylediği “HAKKANİYETLİ, BAĞIMSIZ VE SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR YAŞAM ” dileği ile itilaf olur.
      Gerçek vatansever aydınlar, bilgilerini paylaşırlarsa rahatlar…Sayın Dizdar onlardan sadece biri !

  11. Turkey has a modern chicken industry with about 80 per cent of chicken production in fully integrated facilities where HACCP (Hazard Analysis and Critical Control Point) and GMP (Good Manufacturing Practices) are practiced. The Turkish poultry industry has grown enormously and in 2009 broiler meat production was estimated to reach 1.25 million metric tons (MMT), up almost 17 per cent from a year earlier when production totalled 1.07 MMT. In 2010, broiler production is forecast to reach 1.3 MMT. Turkish poultry production capacity is 1.5 MMT/year. Commercial egg production was 10.5 billion eggs in 2007, 11.5 billion in 2008 and 12.0 billion in 2009. In 2007, egg production in Turkey ranked 10th in the world by value, 11th by volume.
    Poultry feed costs represent 70 per cent of total production costs. Most feed is imported, leading to higher production costs that make Turkey less competitive. In CY 2008, Turkey imported 4.96 MMT of feed ingredients, including 1.23 MMT soybean, 530,971 MT corn gluten feed, 521,855 MT dried distillers grains with solubles (DDGS) and 359,000 MT of soybean meal. On 26 October 2009, the Ministry of Agriculture and Rural Affairs published a regulation covering biotechnology in food and feed. The regulation prohibited the importation of all genetically modified (GM) products. This will lead to even higher feed costs.
    In 2009, Turkey’s poultry exports rose 44 per cent over 2008, mostly due to increased exports to Iraq, which is now Turkey’s largest export market for poultry. In 2009, Turkey also resumed exports of poultry to China, which had been banned in 2008 due to avian influenza worries. At the same time, exports of chicken meat to Azerbaijan fell almost 50 per cent.
    Turkey gained access to the EU market in March 2009 when SANCO (the EU’s Directorate General for Health and Consumers) published a list of Turkish companies whose products could be imported into the EU and the relevant health certificate on its web page. The seven companies listed have a 70 per cent market share in Turkey and they are approved to export poultry products processed at more than 70°C. Turkey started exporting in August 2009 but total exports to the EU only reached 60 MT.
    The Russian Veterinary and Plant Quarantine Service (FVBKS) inspected Turkish poultry establishments in August and September 2009. Six plants were approved as eligible to export to Russia. Turkish Prime Minister Erdogan visited Russia on 12 to 13 January 2010 and during this visit, Russian authorities declared Russia was interested in importing up to 500,000 MT of poultry meat from Turkey. Turkish producers estimate that Turkey could supply Russia with no more than 55,000 MT of chicken meat annually.

    USDA FAS GAIN Report; EU Directorate-General for Health and Consumers; TURKSTAT; news wires

    Source: newsroom – meattradenewsdaily.co.uk

  12. Hocam, bu ülkede her meslek gurubundan insanların yaptığı hilelere yolsuzluklara. Nerede ise her gün şahit oluyoruz. Nedense bu tavuk tüccarları evliya edasıyla ortalıkta dolaşıyor . Biraz daha konuşsalar insanlar dininden vazgeçip tavukçuluğa inanacak. Her sektörde şarlatan üretiminde birinciliği hiçkimseye bırakmamış bir ülke olarak nedense tavukçularımız çok masum. Hergün hormonlu gıdalarımız gümrük kapılarından geri dönerken. Nedense tavukçularımız evliya olmuş. size yapılan saldırılardan ne kadar doğru tespitler içinde olduğunuzu daha da iyi görüyoruz. Bizleri aydınlattığınız ve tüm şarlatanlıklara karşı cesurca uyardığınız için kalbi teşekkürlerimi sunuyorum.

  13. Sayın hocam,4 gramlık draje sakızda 22 kalem katkı maddesi var.Gerek ticari kaygılarla, gerekse başka sebeplerle sizi eleştiren insanlara acıyorum.Çünkü onlar kanser denen illetin ne olduğunu,kollajen’in ne olduğunu bilmiyorlar.En önemlisi ise (Allah korusun) kanser olmayacaklarını düşünmeleri.Gelişmiş ülke marketlerinde kutu süt satılmamasını; pişirme süresi yazmayan tavukların satılmamasını; ambalajlarında peynirin olgunlaşma derecesinin neden yazdığını ve 40-45 günden sonra kesilmeyen tavukların akıbetinin ne olduğunu AÇIKLAYAMADIKLARI sürece sadece konuşmuş olurlar.Zorluklarla dolu yolunuzda bizleri aydınlatan bilim ışığının hiç sönmemesi dileğiyle.

  14. Bu sahsiyet o kadar iyi bi aciklama yapti ki bilimsel verileri makaleleri dan diye yuzunuze vurdu ki donup kaldiniz galiba Yavuz hocam:-)
    Merak etmeyin biz tuketiciler olarak bu tarz insanlara “tuketmiyoruz iste sen tuketebilirsin” cevabini veriyoruz. Siz agzinizi bile yormayin

  15. Yayınlarınızı okuyup inceleyebiliyoruz ama paylaşma izniniz yok galiba, imkan mı yok, yoksa bir zaruretmidir? Bağışlayınız efendim, saygı ve selamlarımla.

  16. Aydinlatici bir yazi. Tavuklara kendi leslerinin yedirildiginden (deli tavuk hastaligi sebebi) bahsetmemissiniz, ama
    baska bir platformda daha yakin bir zamanda bahsetmistiniz; ben de bunu buraya ekleyeyim.

    Oyle midir boyle midir diye tartismak yerine, butun buyuk tesislerin her tarafina kamera konsun, herkesin hayvanlara ne verildigini
    kontrol edebilme sansi olsun, tartisma da burada bitsin. Cep telefonlari, bilgisayarlar ve televizyonalar uzerinden yatak odalarimiz bile 24 saat gozetlenirken, biraz da tavuklarin mutfaklari gozetlensin. Zaten bunu yaparsak buyuk bir ihracat potansiyelimiz de olur. Cok mu zor hayvanlara gdosuz yem vermek, dogal yasamalarini, temiz ot yemelerini saglamak, sonra da normalin iki kati fiyatina satmak. Sagligini dusunen 1 kilo yerine yarim kilo alir, daha cok vitamin ve mineral alir, ve turlu turlu toksin kapmadigini bilir. Bu konuda lutfen bir referandum yapilsin da halkin ne istedigini tam olarak bilelim. Bence chp hayali olarak boyle referandum anketleri yapip halkin nabzini tutmali, ve gonlunu kazanmali.
    ….
    Urunlerin organik olmasi yetmez, islenmemis olmasi da onemlidir, cunku islenen urune son anda, ve muhtemelen kasten zehir katilabiliyor. Mesela Abdde bebekler icin cesitli sebze karisimlarindan yapilmis cam kapta organik konservemsi yiyecekler vardi. Sonra haberlerde cikti ki, bunlarin icinden ricin cikmis.
    Ricin ise kastor fasulyesinde bulunan ve siyanurden kat kat daha zehirli bir madde.

    Kendi evimizde cesitli toksinlerin besinlerimizde ne kadar oldugunu olcecek bir alet yok mu.
    Yoksa boyle seylerin kotu amacla kullanilacagindan korkuldugu icin mi kimsenin haberi yok.
    Mesela tavugun gdolu olup olmadigini anlamak icin glifosat var mi diye bakardik.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir