Skip to main content
Resim: Wonder Women, bilimkurgu sinemasının yeni kimerik karakteri (resim https://www.wired.com/wp-content/uploads/2015/09/wonderwoman.jpg adresinden alınmıştır.)

Bileşik form (kimera) sadece yapıya değil, işlev ve kişiliğe de yansır

Geçen hafta sözünü ettiğimiz insanın kimera modelini destekleyen pek çok önermede bulunabilinir. Genel kısıtlılık “içine doğulan dünyayı anlamak” olduğunda önermeler de aslında insandan değil, hayvan ve bitki modellerinden gelir. Bunlar aynı örüntünün farklı biçimleridir, dolayısıyla biçim doğru bakış açısına oturtulursa arkada yatan anlam ortaya çıkar. Ancak öyle ya da böyle açıklanması çok zor “özgül” durumlar vardır. Mesela, yaşamının ilk dokuz ayını anne karnında, oksijeni de damar yoluyla alan canlı nasıl olur da bir anda akciğer solunumuna adapte olur, bunun açıklanması zordur. Benzer durum işi kan pompalamak gibi görünen kalp, var olduğumuzu algılamamızı sağlayan beyin gibi organlar için de geçerlidir, çünkü bunlar özgüldür, benzeterek açıklamak bu nedenle mümkün olmaz. (daha&helliip;)

Resim: Pan’ın Labirenti adlı filmden alınmıştır (http://www.indymedia.ie/attachments/jan2007/pan2.jpg)

İnsanın kimera modeli

İnsanın kimera (birden fazla canlının dış görünüş özelliklerini taşıyan) modeli kavramı aslında çok eskidir. Mitolojide geçen pek çok figür kimera özelliği gösterir. At gövdeli, kuş başlı, kanatlı figürler hep kimeraları tanımlar. Kimeralar onu görenlerin aklında hayranlıktan dehşete çok farklı duygular ortaya çıkarır. Bunun bir örneği Leonardo Da Vinci için anlatılır. Henüz çocukken, resme olan yeteneği bilindiğinden, babasının bir arkadaşı kalkanının üzerine düşmanı korkutacak bir figür çizmesini ister. Leonardo kırlara çıkar, akrep, yarasa, insanda korku oluşturacak ne kadar erişilebilir canlı varsa toplar ve bunların parçalarını birleştirir. Sonuç çok başarılıdır, resmi ısmarlayan kişi kalkanı görünce korkar ve elinden atmak zorunda kalır. (daha&helliip;)

Resim http://broccolicity.com/wp-content/uploads/2017/04/brain-and-tree-shutterstock_96225641-2.jpg adresinden alınmıştır.

Algı / kanaat nasıl değiştirilebilir?

Tıbbın algı dinamiğinin çok zor değişmesinin nedeni, daha önce sık sık dile getirdiğimiz gibi, “içine doğulmuş sistem” olmasıdır. İnsan içine doğduğu, yani bilinçsiz olarak yola çıktığı bir dinamiğin nasıl işlediğini kolay anlayamaz, anlayamadığında da kendi yaptıklarıyla örneklemeye çalışır. Kongreler mevcut algı üzerine kuruludur, doktorlar bunu temel alırlar, hastalar ve toplum algısı da buna göre şekillenir.

(daha&helliip;)

Resim http://www.abc.net.au/radionational/image/5768676-3x2-700x467.jpg adresinden alınmıştır.

Tıbbın algı / kanaat dinamiği çok zor değişir

Toplum başta tıp olmak üzere biyolojik bilimleri “pozitif bilim” kapsamında kabul etmek eğilimindedir. İşin kötüsü bu düşünceye en çok da doktorlar inanır. Oysa tıp pozitif bilim olmanın başlıca gereksinimi olan “tekrarlanabilir olmaktan” hayli uzaktır. Örneğin hastalıkların tedavisinde bir yaklaşım (cerrahiyi bir kenara koyacak olursanız) her zaman aynı sonucu vermez. Mesele kanser olduğunda patologların “aynı” tanı grubuna soktukları hastaların hepsi benzer seyretmez. Hatta aynı kişi aynı tedaviye iki farklı zamanda aynı yanıtı vermez, bir keresinde işe yarayan diğerinde yaramayabilir. (daha&helliip;)

Resim: Kuşta “crest” yapısı (Kaynak: https://en.wiktionary.org/wiki/crest#/media/File:Balearica_regulorum_portrait_3.jpg)

Ekose düşüncenin anayasa ile ilişkisi

Önceki üç yazı ile tartıştığımız “dokunun ekose hali” düşüncesinin özeti şudur: Gelişmekte olan embriyo aslına karında sindirim tüpü ve sırtta da sinir tüpü olarak gelişmeye başlar. Bu iki tüpün birbirlerine uzunlamasına temas hattının yanlarından gelişen mezoderm ise kas ve kemik gibi dokuları meydana çıkarır. Ne var ki bu dokular kendi başlarına kaldıklarında biçimsiz kütle yığınlarına dönüşecektir. Oysa sinir tüpünden kaynaklanan nöral krista hücreleri bir göç gerçekleştirerek bu şekilsiz kas-kemik yığınını biçimlendirir, kas kirişleri, kalbin kapakçıkları, beş duyu gibi bütün işlevsel özelliklerin ortaya çıkmasını sağlar. “Ekose desen” ile anlatmak istediğimiz budur, böylelikle sinir sistemi istemli bütün kaslara bütünüyle, istemsiz olanlara da düzenleyici biçimde hakim hale gelir. Örneğin mimik kaslar olarak adlandırdığımız yüz kasları, eller, kollar ve daha az olmak üzere bacaklar bu kontrol altındadır. Böylelikle kişinin hissiyatının ne olduğu özellikle yüzüne yansır, “el-kol hareketi yapma” dedirtecek kadar kendini hissettirir. İstemli kasların aksine, nöral krista daha çok kişinin ruh halini yansıtan kas gruplarını kontrol eder. (daha&helliip;)

yks_5.4.2017 135710 (Medium)

Ekose düşünceden “kimerik” biçime

İnsan vücudunun “ekose” özellik göstermesi bazı hastalıkların, daha doğrusu sendromların açıklanmasında önemlidir. Sendrom “belli belirtilerin birlikte göründüğü (yani ekose desen oluşturduğu) tablolardır”. Örneğin Marfan sendromu dediğinizde göz merceğinin yerinden çıkması, kalp kapakçıklarının gevşek olduklarından kan kaçırmaları gibi birbiriyle alakasız görünen değişiklikler bütünü ifade edilir. Hastanın dış görünüşü de ayırt ettirecek kadar karakteristiktir. İşte ekose sistem mantığı açıklanamamış bu belirtiler bütününe ışık tutar. Özelleşmiş dokular, daha genel olanların birbirini etkilenmeleriyle ortaya çıkar, aynen sıralı bir deste kartın belli bir mantıkla karılması sonrası dağılımın ne olacağı tahmin edilebilirse, bu düzenleme de nihai biçimin ne olacağını öngörmeye olanak tanır. (daha&helliip;)

yks ekose 29.3.2017 090730 (Medium)

Ekose sistemin işleyiş prensipleri

Ekose (tartan) özgün renklerde, paralel ya da birbirine dik kesen çizgilerden oluşan desenlerdir. Çizgilerin tek başlarına bir anlam taşımamalarına karşılık, ekose form karakteristik biçimi verir, dolayısıyla desenler çıkış yerleri olan İskoçya’da belli klanların ifadesine dönüşür. Vücudun ekose hali derken ifade etmek istediğimiz budur. Aslında hiçbir doku tek bir biçimsel özellik göstermez, başlangıçta ayrı olsalar da nihayetlerinde birbirinden farklı dokuların bileşiminden oluşur. Bu biçimlendirici öğenin ne olduğu uzun süre düşünülmüş, sonunda sırttaki sinir sisteminin hemen komşuluğunda gelişen “crista neuralis” (sinir ibiği) adı verilen hücrelerin biçimlendirmeyi yaptıkları sonucuna varılmıştır. Bu hücreler ileride beyin ve omuriliği geliştirecek sinir tüpünden göçerek nihai yerlerine vardıklarında çevre dokuyla etkileşime girerler ve biçimi ortaya çıkarırlar. Ortaya çıkan biçim ise kısmen benzer, ama başlangıçlarının sinir dokusu olduğu düşünüldüğünde karmaşıktır. Örneğin yüzdeki mimik kaslar, kafatasının tabanı, kalbin kapakçıkları, sindirim sisteminin sinir ağı, tene rengini de veren melanositler gibi pek çok hücre ve doku nöral kristanın vücuda göçü sayesinde ortaya çıkar. (daha&helliip;)

yks_ 22.3.2017 091848 (Medium)

Vücudun ve dokuların “ekose” hali

Bu yazıların temel amaçlarından biri insan vücudunun işleyiş ilkelerinin anlaşılmasıdır. Bizim bir organı anatomi, çerçevesinde yapısal olarak betimlememiz ya da işleyişinin genel kurallarını bilmemiz sistemin nasıl çalıştığını anlamamızı sağlamaz. Aslında sistemin nasıl çalıştığının anlaşılması da mümkün olmayabilir. Bazı durumlarda açıklanamayan bir kanaat vardır, ama betimlenemez. Yine de bazı genel bilgileri yeniden gözden geçirmek olasıdır: (daha&helliip;)

yks 10 rat

Toplumsal yapıyı çözmenin basit ve güvenli yolları: “The beautiful ones” (Güzeller)

John B. Calhoun’un fareler için cennet (ütopya) olarak planladığı, yiyecek ve koşulların  tamamen yeterli olması ve tehdit de bulunmasına rağmen çöken Universe 25 deneyi, beraberinde “The Beautiful ones” (Güzeller) olarak adlandırılan bir alt grubun doğmasına neden olur. “Güzeller” adının verilmesi çağrıştırsa da aslında bir güzelleme değildir. Bu grup olan bitenle hiç ilgilenmeyen erkeklerden meydana gelir. Bunlar diğerleri gibi çatışmaya girmemekte, sadece karınlarını doyurmakta ve kendilerine bakmaktadır. Diğerleri yara bere içinde kalırken (façanın çizilmesi, kuyrukların kopması vb.), Güzeller katılmayıp sadece kendilerine baktıklarından güzel kalırlar. Sorun bu gurubun toplumda bir karşılığının olup olmadığının açıklanmasındadır. (daha&helliip;)

Resimler: John B. Calhoun deney ortamında (http://www.insanokur.org/wp-content/2016/11/2.png adresinden alınmıştır)

Toplumsal yapıyı çözmenin basit ve güvenli yolları (II): Fareler nasıl öldü?

Geçen hafta yazamaya başladığımız Universe 25 Deneyi, yöntem ve bulgular konusunda açıktır, ama sonuçların yorumlanması nedense doğrudan dar alanda nüfus artışının etkilerine odaklanmıştır. Deneyi ve gözlemleri yeniden hatırlayalım: “Yaklaşık 2.5 metreye 2.5 metre tabanı ve 90 cm duvar yüksekliği olan bir kapalı kutu düzenekte, her duvarda zeminden 50 cm yüksekliğe kadar dikine çıkan, duvara yapışık 16 tane tünel ve her tünelde 4 adet oda, toplam 256 oda kurulur. Isı kontrollü ve sürekli gıda eklenen bu ortama sağlıklı 4 dişi 4 erkek fare bırakılır ve gözlemlenir” (deneyin detayını http://www.matematiksel.org/bir-toplum-nasil-yok-olabilir-universe-25-deneyi/ sayfasından okuyabilirsiniz). (daha&helliip;)