Maslow’un açıklamadığı “kendini gerçekleştirme” eylemi

Maslow piramidinin aslında hiç olmadığı, yayıncının biçimlendirme merakının bir sonucu olarak doğduğu söylense de, basamakların yorumu açıktır. İlk üç basamak, yani temel ihtiyaçlar, güvenlik ve aidiyet kişiye çevresi tarafından sunulur. Sonraki aşama sevgi ve saygı ise kendisi tarafından kazanılır. Ancak ilk beş basamağın geçilmesi kendini gerçekleştirme için yeterli olmadığı gibi, Maslow ilk aşamaların tamamlanmasının mutlak bir kendini gerçekleştirmeyle sonuçlanmayacağını kabullenir. İnsan önceki basamakları geçerken olasılıkla bir şeylerini kaybeder ya da rehin verir.

Okumaya devam et “Maslow’un açıklamadığı “kendini gerçekleştirme” eylemi”

Hafıza denen garip işlev

Uzun süredir uzaklaştığımız biyoloji sularına yeniden girmek, kaçınılmaz fırtınalardan korunacak dingin bir liman gibi. Tamam liman dingin, ama suyun dibini görebilen de henüz olmamış. Ancak su bu kez daha derin, çünkü hafızadan söz etmek istiyoruz; yani öğrenilmiş ya da yaşanmış bir şeyi akılda tutma yetisi. Üzerine milyonlarca araştırma, yüzlerce cilt kitap yazılmış olsa bile aslında ne olduğunu bilen, daha doğrusu kavrayan yok. Bizim hafızayla ilgili sorunumuz saklanamamasından kaynaklanıyor. Hatta unutulduğu bile şüpheli, mesele öğrenilenlerin bilinse bile hatırlanamamasında. Bu öylesine kötü bir dert ki, en iyi tanıdığınız arkadaşınızın adından tutun, ev anahtarlarınız nereye konduğunun bulunamamasına kadar geniş bir çerçevede ortaya çıkıyor. Oysa bazen hiç olmadık zamanda hatırlayıveriyorsunuz. O halde sorunun tamamen unutmak mı olduğu, yoksa hafızaya geri çağrılmakta zorlanmayla mı kendini gösterdiği de meçhul. Okumaya devam et “Hafıza denen garip işlev”

Dut nasıl bir meyvedir?

Dut aslında bir meyveden ziyade aynen incir gibi içinde çok sayıda meyveyi barındırır. Meyve grubu bir sapla ana dala bağlıdır, sapın kopması olgunlaşmayla olur. Meyve en olgun hale geldiğinde “ayrışma” (absizyon, doğum anlamında bakıldığında halas) kendiliğinden gerçekleşir. Bu meyvenin nihai formudur, o nedenle dut toplanmaz, ağaç silkilerek hasat yapılır. Olgun form olduğundan çok lezzetlidir, ama bunun ötesinde vitaminler açısından da depo özelliği gösterir. Silkeleme sırasında yeterince olgunlaşmış olan meyvelerin sapları daldan ayrılır ve altına gerdiğiniz çarşafın üzerine dökülür. Aslına bakarsanız İstanbul’un çoğu zaten dutluktu, zaten dut kolay yetişir. Ama büyük kısmı yapılaşmayla kesildi ve ortadan kayboldu. Bugün baktığınızda çoğu yerin eskiden bağ ya da dutluk olduğunu görürsünüz, mesire yeri olarak kullanılır, hatta ağaç altı kiralanırmış. Okumaya devam et “Dut nasıl bir meyvedir?”

Seçimlerimize dair bir film analizi: “Okyanus Sekizlisi” (Ocean’s 8 )

Başkahramanımız (1) beş yılı aşkın bir süredir içeride yatmaktadır. Çalmış, durum anlaşılmış, ama ortağı gammazladığından içeri o girmiştir. Gün gelip serbest bırakıldığında planı hazırdır. Dünyanın en büyük elmas şirketinin (Cartier ) kasasında duran 150 milyon dolarlık gerdanlığı çalacaktır. Plan hem karmaşık, hem de basittir: “New York Metropolitan Sanat Müzesi yararına, her yıl olduğu gibi bir moda gecesi tertip edilecektir, gecenin sunucu starı (8) bellidir. Mücevher, ancak o star bu büyük organizasyon için isterse kasadan çıkarılabilir. Çalma işlemi yemekte herkesin gözü önünde gerçekleşmek zorundadır. Plan işleme konur.
Başkahraman eski çalışma arkadaşlarından birini (2) bularak işe başlar. Mücevher gecenin salak sanılan parlak starına bir modacı tarafından talep ettirilebilir. Bulunur. Modası geçmiş modacı zaten batıktır (3), teklifi geri çevirmez. Ama başkaları da gereklidir. Bilişimden çok iyi anlayan biri müzenin kameralarını kontrol edecek (4), eli maharetli bir diğeri gerdanlığı starın boynundan çıkaracak (5), babadan kuyumcu üstüne düşeni yapacak (6), iletişimden sorumlu biri de yemek organizasyonuna sızıp alanı yönetecektir (7).
Senaryo şu şekilde akar:
I. Üç kiloluk elmas gerdanlık, elli yıldır durduğu şirket kasasından çıkarılıp yıldızın boynuna takılır, şirketin iki güvenlik görevlisi yıldızı yakın takibe alır.
II. Gala yemeğinin ortasında gecenin yıldızı bir vesile lavaboya koşar.
III. Çıktığında boynu boştur, güvenlik çıngar çıkarır, salonu boşaltıp aramaya başlar.
IV. Gerdanlık bir anda bulunuverir (filmi izleyin…).
Mücevher şirketi kısa bir kaybolma anı dışında her şeyin yolunda olduğunu düşünmektedir, teslim aldığında durumu fark eder…
Fakat parlak sunucu star, güzel olmakla birlikte aslında aptal değildir. Ekibin zafer kutlamasını basar, arıza çıkarmaz, diğer yedisine katılır. Artık yedi değil, sekiz işbirlikçi vardır (Okyanus Sekizlisi böylece oluşur).
Şirketin sigorta müfettişi başkahramanı önceden de tanıdığından durumu anlar (filmi izleyin…)
Seyretmek isteyenler için tadı kaçmasın, anlattıklarım bir hırsızlık filmi için zaten standart, keyif verici detayları siz seyredin.

Gelelim bu film seçiminden çıkarımlara:
a. İntikam ve çalma tutkusu hapis ortamında bile yeni coşkulara dönüşebilir.
b. İnsanlar her şeyi görseler bile inanmak istedikleri biçimde algılarlar.
c. Gerçek ortaya çıktığında, çalınan şirket malıysa, paylaşmayı bilirsen sorun çıkmaz.
d. Kurgu bazen çok saçma olsa bile, Hollywood sürükleyici kılar.
e. O filme gitmeyi de ücretini verip biz seçeriz. Senaryoya müdahale edemeyiz, ama izlemek keyifli, şaşırtıcı ve ufuk açıcı olabilir.

Meraklısına açıklamalar:

Ocean’s dizisi 11 olarak başlamış, 12 ve 13 olarak devam etmiştir.
Cartier, Louis Cartier tarafından 1914’te kurulan, ama Jeanne Toussaint tarafından ruhuna kavuşturulduğu kabul edilen Fransız elmas / pırlanta, moda tasarım ve ticaret şirketi.
New York Metropolitan Museum of Art dünyanın önde gelen ve çok iyi korunan sanat müzelerinden biri.

Filmin künyesi:
Yönetmen: Gary Ross
Yapımcı: Steven Soderbergh, Susan Ekins
Senaryo: Gary Ross
Yapım yılı ve gösterim tarihi: 2018, 8 Haziran
Prodüksiyon şirketi: Warner Bros
Oyuncular (yazı içindeki karşılıklarıyla)
(1) Başkahraman: Sandra Bullock
(2) Eski çalışma arkadaşı: Cate Blanchett
(3) Modası geçmiş modacı: Helena Bonham Carter
(4) Becerikli “hacker”: Rihanna
(5) Eli hafif yankesici: Awkwafina
(6) Babadan mücevherci: Mindy Kaling
(7) Organizasyon elemanı: Sarah Paulson
(8) Gecenin sunucu starı: Anne Hathaway

Twitter neden 140 karakterle sınırlıdır?

Geçen hafta bir kitabı tanıtmamız sadece bilgilenmek isteyenleri haberdar etmek değil, okuma alışkanlığının azaldığına da vurgu yapmaktı. İnsan adaleleri nasıl çalıştıkça güçlenirse, aklı da çalıştıkça keskinleşir, hayal gücü genişler. Bunun klasik örneği olarak satranç ustalarıdır. Aslında 64 kare ve herkesin açıkça gördüğü, blöf ya da şans unsuru barındırmayan 32 bileşene sahip oyunda, usta seviyesine gelmek her gün saatlerce çalışarak yıllar alır. Okumaya devam et “Twitter neden 140 karakterle sınırlıdır?”

Çikolata mutluluk ve sağlık kaynağıdır

Herkesin her şey için elbette bir yorumu var, kaliteli bir çikolata gerçekten mutluluk kaynağıdır. Ancak bu “mutluluk verici etkinin” çikolatanın hangi bileşeninden, kakao, süt ya da şeker, kaynaklandığı açık değildir, bu bir deneyimdir. O nedenle bir değerlendirme yapacaksak kakao ve çikolatanın da birbirinden ayrılması gerekir. Kakao Orta Amerika Maya ve Aztek kültüründe sağlık etkileri nedeniyle “tanrıların içeceği” nitelendirmesiyle tüketilmişken, çikolata Amerika’nın keşfi sonrasında kakaonun Avrupa’ya taşınmasıyla ortaya çıkmıştır. Kakao, ağacın meyvesinin çekirdekleridir, aynen kahve gibi, aslında “tıbbi” yakıştırması yapılabilecek bir üründür. Okumaya devam et “Çikolata mutluluk ve sağlık kaynağıdır”

Tıbba “anlam” temelinde bakmak açıklamayı değiştirir

Tıpta modelleme ciddi bir sorundur, bunu sık sık ifade ediyoruz. İnsanın içine doğduğu ve bugün artık molekülünün detayına kadar inceleme becerisine sahip olduğu biyolojik sistemi, yani yaşayan canlıları anlaması olasılığı ise çok düşüktür. İnsan görebildiklerini bu nedenle kendi yapabildiklerine (motor, boru vb.) benzeterek açıklar. Oysa meselenin felsefi kısmı daha derindir. Meme örneğini vererek açıklamaya çalışalım, meme erkeklerde de bulunan, ama dişilerde süt verme özelliği gösteren bir dokudur. Bu doku dişinin adet döngüsünden, ama memelilerde özellikle hamilelik halinden etkilenir. Bebeğin anneden ayrılmasıyla birlikte süt salgısı başlar. İlk salgıya kolostrum adı verilir, süte çok fazla benzemez, büyüme faktörleri ve bağışıklık moleküllerinden çok zengindir. Süt bundan sonra gelmeye başlar. Felsefi soru ise şudur: “Meme dokusu annededir, ama işlev olarak yeni doğanın beslenmesini sağlar. Bu durumda meme kime aittir, anneye mi bebeğe mi?” Okumaya devam et “Tıbba “anlam” temelinde bakmak açıklamayı değiştirir”

Olan biten, aslında kendi içinde gerçekleşmektedir

Yukarıda olan, nasıl aşağıda da varsa ve nasıl sürekli tekerrür ederse tarih, olmakta olanlar da aslında birbirlerinin biçim değiştirmiş benzerleridir. Ne var ki tutukludur insanının aklı, kapısı açılsa bile çıkamaz hücresinden ve “açıklamak” olduğunda mesele bağlarını çözemez zihin; “anlamın” derin sularına dalacağına, yani hücresinden sonsuz bir hürriyetle çıkacağına, yerinden kıpırdamaz, “aklına uydurmakla” yetinir. İnsanın doğaya ait olayları inceleme mantığı öncelikle akla uydurma, ama beri yandan kendi yapabildikleriyle benzerlik kurma üzerine kuruludur. Bu algılama biçimi başka yorum olasılıklarını ortadan kaldırmakla kalmaz, gözlemlediklerini ister istemez anlayabildiği algı biçimine oturtur. Oysa olan biten ne varsa aslında kendi içinde de gerçekleşmektedir.  Bu nedenle akıl son derece kullanışlı olsa da, aslında bir o kadar da yanıltıcıdır. Okunanın düz haliyle anlaşılması başkadır, görünenin (zahiri) ardında yatan diğer anlamların (içrek) anlaşılması bambaşkadır. O nedenle yapılabileceğin en iyisi, bilgiyi gönül imbiğinde damıtmaktır. Çöktüğünde akıl tortusu, geriye kristal berraklığında bir bilgi kalır. Akıl gözüyle okunamayanlar, ancak gönül gözüyle anlaşılır. Bilgi vardır, aşikardır, ancak onu anlamlandırmak bambaşka bilgilerin varlığını ister. Mesela harfleri herkes bilir, bu Mısır hiyeroglif alfabesinden, Latin biçimine kadar kavramlar bütünü olarak aslında farklı değildir, ancak o harfin hangi sese karşılık geldiğini, o sesin ne anlam verdiğini kimse bilmemektedir. Okumaya devam et “Olan biten, aslında kendi içinde gerçekleşmektedir”

Dengesiz gıda kilo aldırır

Resim

Değişen beslenme alışkanlıkları içerisinde özellikle çocukları bekleyen en büyük tehlike “junk food” olarak adlandırılan, bol kalori içermelerine karşılık besleyici özellikle olmayan endüstriyel hamburger gibi yiyecekler, şekeli mamuller, cips vb. yağa doyurulmuş atıştırmalıklardır. “Atıştırmalık” adı bizim bulduğumuz bir kavram değildir, zaten çocuklar ve bu tür ürünlere ilgi gösteren erişkinler tarafından türetilmiştir. Ay çekirdeği gibi çerezler bunun dışında kalırlar, zira atıştırmalıkların genel özelliği kolay tüketilebilmeleri, tat olarak ise özellikle yağ ve şeker duyusunu uyarmalıdır. Dolayısıyla “atıştırmalık” tekrarlayan yeme eylemine neden olan ve paketten birden çok sayıda çıkan cips benzeri ürünler, ambalajlı kekler gibi ürünleri kapsar.

Okumaya devam et “Dengesiz gıda kilo aldırır”

Vücut anatomisinin farklı halleri, doku enerjisinin saklanma biçimleri

Canlının anatomisini biz hep dokuların yerleri olarak değerlendiririz. Böyle bakıldığında anatomi hiç değişim göstermeyen statik bir bilim dalı olarak görünür. Kaşın, gözün yeri nasıl belliyse, karaciğerin de yeri hep aynıdır. İşin ilginç yanı, dokuların yerleşimleri diğer omurgalılarda da pek değişiklik göstermez, peki ama gerçekten hepsi bu kadar mıdır? Saf bir bilimsel merakla ve giderek uç örnekleri okumaya başladığınızda durum değişiklik gösterir, yeter ki siz doğru soruları bulup peşinden gidin. Evrim teorisi canlıların dış görünüşündeki farklılıkları açıklamada “olunan durumun avantaj sağladığı” düşüncesine sığınır, farklılaşma sonucu doğal seçilmenin çok uzun bir sürede gerçekleştiğini kabul eder. Okumaya devam et “Vücut anatomisinin farklı halleri, doku enerjisinin saklanma biçimleri”