Ders vermenin esasları

Ders “edinilmiş bilginin başkalarına aktarılması” biçiminde tanımlansa da herkeste farklı bir karşılık çağrıştırır. Kelime Arapça kökenlidir, anlamı “bir metnin cümle cümle açıklanmasıdır”. Aramicede ise “yorum” kavramı eklenir, yani “Tevrat’ı cümle cümle yorumlayarak öğretme” olarak karşılık bulur. Bunlardan anlaşılacağı üzere daha çok kutsal metinlerin anlamlarının açıklanması olarak yorumlanır. Oysa ders günlük yaşamda başka başka karşılıklar bulur. Bir örnekten yola çıkarak kendine bir şeyler çıkartma da (kıssadan hisse) derstir. Buna akademik camiada “take-home messages”, yani eve götürülmesi gereken nihai çıkarımlar ifadesi yakıştırılmıştır.

Okumaya devam et “Ders vermenin esasları”

Ruh emicilikten nasıl korunulur?

Ruh emicilik aslında kişilerin bilinçli seçimi değildir. İnsanlar birbirlerini tüketmekten özellikle haz duymaz, ama “ömür törpüsü” denen durum istemeden de gerçekleşebilir. Kişi karşısındakini genellikle kendinden kaynaklanan nedenlerle didikler, bu bir yansıtma durumudur. Örneğin saçlarının döküleceği endişesini taşıyan erkek, çevresindeki hemcinslerini ister istemez saçlarına takılarak didiklediğinde, “senin de saçların seyrekleşiyor galiba” sözü sık duyulacaktır. İthama maruz kalan saç konusunda takıntılı değilse sorun ortaya çıkmaz, ama “insan insanın kurdudur” gereği aslında kemirilecek çok fazla alan vardır. Dolayısıyla bir başka örnek, simetri hastalığı olan biri dağınık ortamda ister istemez söylenici ve düzenleyici konuma geçer. Bu durumda da ketum kalmak çok kolaydır. O halde ruh emicilikten korunmakta aslında çok ciddi bir sıkıntı yoktur, verebileceğiniz en ağır karşılık aslında dikkate almamaktır.

Okumaya devam et “Ruh emicilikten nasıl korunulur?”

Ruh emiciliğin diğer aşamaları

İnsanlar arası ilişkilerin dinamiklerinin farklı olduğundan geçen hafta söz etmiştik, bunun yaygın görülen biçimlerinden biri ruh emiciliktir. Özetle, bir grup insan kendini geliştirebilmek için okur ve kültürel donanımını artırır. Kültürel donanımı artmış olan insan var olabilmek için yine de başkasına gereksinim duyar; ama bu gereksinim almaktan değil, vermekten kaynaklanır. Bir küpü sürekli doldurduğunuzu düşünün, taşmaması için başkalarına (toplumun) aktarılır. Doğru olan yaklaşım budur, birinin kendini çok geliştirmesi, ileri götürmesi, aslında fayda sağlamasıyla dengelenir.

Okumaya devam et “Ruh emiciliğin diğer aşamaları”

Evrimin ip ya da kurdele modeli

Aslında önceki yazılarda kısmen dile getirdiğimiz bir kavramı bu kez farklı biçimde irdelemeye çalışacağız. Bu kısmen aritmetik, kısmen geometrik öğeler içerse de, aslında biyolojik bir sorun. İnsan kendi de dahil gördüğü formları “bugünkü” halleri olarak algılar. Bu durumda ister istemez bunların bir de “önceki” hallerinin olması gerektiğini düşünmez. Bir varlık tanındığı şekliyle algılanıp isimlendirilir. Mesela bir beldeye “kumluca” adı verilmişse, bu oranın kum zemin okumasından kaynaklanır.  “Kızıltoprak” dediğinizde de aslında asfalt ve beton altında kalmış olasılıkla bakırdan zengin topraklardır. Derken insanoğlu merak ve ihtiyaç gereği kazı yapmaya başlar. Kazı yapmak bir nevi geçmişi aramaya benzer, çünkü ne olursa olsun yerçekimi nedeniyle bir öncekinin üstüne iner.

Okumaya devam et “Evrimin ip ya da kurdele modeli”

Walden

Korkunun üstesinden gelinmesi geçen hafta anlattığımız nedenlerden ötürü çok kolay değildir. Hayatı daha geniş çerçeveden gören birey genellikle bu dar alanla yetinir; dolayısıyla dışarıda daha büyük bir dünyanın var olduğunu bilse bile, görebildiği dar alan hala fazlasıyla yeterlidir. Bu durum bir miktar dibi bilinmeyen ormanın içine yürümek gibidir, ortada bir göl ve bitişiğinde orman vardır (Walden), siz gölün kıyısında dolaştığınız sürece kaybolmak imkansızdır. Ancak cesaret bulur da ormanın içine yürümeye başlarsanız bu durumda güvenlik hissi yitirilir. Önce daldığınız kıyı gözlerinizden uzaklaşır, daha sonra manzara artık ağaçlarla kapanır. Yolu bulurum diye bir kaç değişik ağacı bellersiniz, ama sonra bunun gibi aslında çok fazla ağaç olduğunu fark edersiniz. İleri yürümeye devam ettiğinizde önce içinizi korku bürür, orman aslında belirsizlik olarak görünür. İşte sizin korktuğunuz tam da budur, belirsizlik hissinin bir ucunda yorulana kadar yürümek vardır, oysa birazdan, eninde sonunda hava kararır bu kez göremez olursunuz.

Okumaya devam et “Walden”

Korkunun üstesinden gelmek ne demektir?

Kaynaklar korku nesneleri arasında çok fazla şey tanımlar, ancak bunların çoğu fobi sınıfında yer alır. Fobi içine düşünmesi istenmeyen bir nesne, varlık ya da durumdur. Mesela kediden korkmak aslında fobi sınıfındadır, bilinenlerin çoğunda kişi kediyi uzaktan görebilir, kedinin varlığı değil de, yakınında olması kabullenilememektedir. Asansörde kalmak, açık alana çıkmak gibi, toplum önünde konuşmak zorunda kalmak gibi durumlar da yine fobi sınıfında yer alır. Dolayısıyla fobi aslında kaçınılabilen durumları tanımlar, bilirsiniz, öngörebilirsiniz ve korku haline gelmesini engelleyebilirsiniz.

Okumaya devam et “Korkunun üstesinden gelmek ne demektir?”

Korkmak

İnsanların adını koydukları ya da koymadıkları bir şey, durum ya da kavramdan çekinmelerine korku adını veriyoruz. Çekinmenin daha iyi tanımlanmasına karşılık korkmak o kadar açık bir tanım bulmaz. Zira korkunun nesnesi kişiden kişiye değişkenlik gösterir. Çoğu korkunun nedeni bilinmez, psikiyatri ve psikoloji bunları sınıflasa bile, altında yatan gerekçe açısından, mesela örümcek, yılan, kedi gibi korkuların yaşanmış olaylara bağlı bir karşılıkları genellikle bulunmaz. Çoğu kez korkulan öğeyle gerçek bir karşılaşma yoktur, ama imge korkunun oluşması için yeterlidir. Yılandan korkup kemere dokunamayalar olduğu gibi, kediden korkup yılanlarla yüzebileceğini dile getiren örnekler de bulunur. Dolayısıyla korku olarak adlandırılan duygu durumunun “kendini savunmak” dışında bir açıklamasına erişilememiştir.

Okumaya devam et “Korkmak”

Kendini gerçekleştirmenin “dağa çıkmak” biçimi

Kişinin kendini nasıl gerçekleştireceği aslında Maslow tarafından bile tanımlanmaz. Hayata dair bütün beklentilerini tamamlamış olan, sevgi ve saygınlık da kazanan kişinin bir sonraki aşamaya zıplayıp kendini gerçekleştireceğini varsayar. Maslow çok atıfta bulunulan modelini alanlarındaki en başarılı insanları temel alarak kurar. Mesela herkesin tanıdığı kişi olduğunu düşünürsek, Albert Einstein evrenin sırlarına ermiş görünür. Kimsenin düşünemediği kavramlara varmış, madde ve enerji dönüşümünü tanımlamış, hatta bunan çıkan türev ürün, zaten kazanılmış bir savaşın alametifarikası olarak insanlığın hafızasına kazınmıştır. Ama bunlardan hangisinin Einstein’ın kendini gerçekleştirme aşaması olduğu bilinmez. Dünyanın en iyi tanınan ve kabul gören insanlarından biri olmaksa mesele, bunun örneği çoktur. Einstein’ın kendini gerçekleştirme aşaması bana göre aslında gerçekleştirilmiş o bombanın hiç atılmamasını sağlamaktır.

Okumaya devam et “Kendini gerçekleştirmenin “dağa çıkmak” biçimi”