Kendini gerçekleştirmenin “dağa çıkmak” biçimi

Kişinin kendini nasıl gerçekleştireceği aslında Maslow tarafından bile tanımlanmaz. Hayata dair bütün beklentilerini tamamlamış olan, sevgi ve saygınlık da kazanan kişinin bir sonraki aşamaya zıplayıp kendini gerçekleştireceğini varsayar. Maslow çok atıfta bulunulan modelini alanlarındaki en başarılı insanları temel alarak kurar. Mesela herkesin tanıdığı kişi olduğunu düşünürsek, Albert Einstein evrenin sırlarına ermiş görünür. Kimsenin düşünemediği kavramlara varmış, madde ve enerji dönüşümünü tanımlamış, hatta bunan çıkan türev ürün, zaten kazanılmış bir savaşın alametifarikası olarak insanlığın hafızasına kazınmıştır. Ama bunlardan hangisinin Einstein’ın kendini gerçekleştirme aşaması olduğu bilinmez. Dünyanın en iyi tanınan ve kabul gören insanlarından biri olmaksa mesele, bunun örneği çoktur. Einstein’ın kendini gerçekleştirme aşaması bana göre aslında gerçekleştirilmiş o bombanın hiç atılmamasını sağlamaktır.

Okumaya devam et “Kendini gerçekleştirmenin “dağa çıkmak” biçimi”

Yine bir mayıstı

Kendimi ilk bildiğimde bir mayıstı. Masmavi bir gökyüzüne açmıştım gözlerimi. Çetin geçen bir kışın ardından hava çabucak ısınmıştı. Bir meşenin gölgesinde oturuyordum, etrafım yoncalarla bezeli bir çayırdı. Geçen yıl gelinciklerin olduğu yere bu mayıs rezeneler taşınmıştı. Toprak nemine doygun, etraf çimen kokuyordu. “Ah” dedim içimden, “bu ne güzel bir bahar; oysa geride bıraktığım koca bir karakıştı.” Eteğimi kemiren çekirgelere inat çiçeğe yeni durmuştum, ortası siyah, tacı mor, her bir dalımda taşıyamayacağım kadar bol, leylaklara rakip bir menekşeydim. Güneşi derin derin içime çektim, ah ne güzel bir mayıstı kendimi bu ilk bildiğim.

Okumaya devam et “Yine bir mayıstı”

21. Yüzyıl için 21 Ders: İnsanın konum sorunu

Ailesinin çiftçi olmasından utanmak Mercedesli gencin hatası değildir, sorun bu algıyı oluşturan bizde. İnsan okuyunca bir diploma edinir, daha ileri götürürse meslek kazanır, yaptığı iş mesleğinden tamamen farklı olabilir; ama konumun meslek, mevki ya da parayla kazanıldığı algısını biz oluştururuz. Üstelik bu algı bile işlerin çoğunun makinelere devredildiği günümüz dünyasından artık geride kalmıştır.

Okumaya devam et “21. Yüzyıl için 21 Ders: İnsanın konum sorunu”

Ailesinin çiftçi olmasından utanan Mercedesli genç

Bize çocukluğumuzdan beri yanlış anlatılan bir kavram var: Toplum içindeki konumumuzu meslek seçiminin belirleyeceğine inanıyoruz. Sık sık okul konuşmalarına katılıyorum, öğrencilere hangi mesleği seçmek istediklerini işin bir parçası olarak soruyorum. Doğal olarak bir kısmı doktor, mühendis, mimar, hukukçu olmak isterlerken, çok daha sınırlı bir kısmı da sanatla uğraşmak istediklerini belirtiyorlar. Benim anlattıklarım daha çok beslenme ve sağlık çerçevesinden başlıyor, sonra meslek ve kariyer alanına yönleniyor. Son okul konuşmalarını İstanbul dışında yapınca, bu kez aynı soruyu “ileride çiftçi olmak isteyenler kim?” diye dile getirdim. Cevap, elbette neredeyse hiçti, yüzlerce çocuktan ileride çiftçilik yapmak isteyen sadece bir kişi çıktı. Okumaya devam et “Ailesinin çiftçi olmasından utanan Mercedesli genç”

Televizyonun geleceği ne olacak?

Televizyon yaşamımıza 1970’lerde girer, TRT tekelinin kırılması 1980’lerin ikinci yarısında gerçekleşirken, günümüzde ise artık izlenemeyecek kadar çok kanal sayısına erişir. Televizyonculuk aslında pahalı bir iştir. Kaliteli işler ya yapanın kalitesine bağlıdır, ya seyircinin ekran başından ayrılmaması için daha bilindik yüzler gerektirir ya da yapımdaki atraksiyon artırılır. Ne var ki yeryüzünde yazılmış senaryolar aşağı yukarı tüketilmiş olduğundan yeni ve başarılı senaryo oluşturmak o kadar kolay değildir. Sonuçta özel televizyon kanalları için artan maliyetleri karşılamanın sadece iki yolu kalır. Kanal ya sadece yayıncılığa odaklanarak seyirciyi tutar, bağımsız duruşunu sürdürür, bunun karşılığını reklamla görür. Okumaya devam et “Televizyonun geleceği ne olacak?”

Televizyon kanalı sayısının artması neden gereklidir?

Derken 1980 sonrası TRT’nin yayın tekelin “Anayasa bir kere delinmekle bir şey olmaz” diyerek ortadan kaldırdığında diğer kanalların da yolu açılmış oldu. Artık tek dillilik, yani akşamları ortak seyredilen bir dizi yoktu. Televizyon kanalları birbiri ardına yeni dizileri gösterime sokarken, ister istemez ertesi günün gündemini de çeşitlendirmeye başladılar. Bu dönem sadece kanal çeşitlenmesiyle kalmadı, gece kuşağında yayınlanmaya başlayan, daha sonra “kırmızı nokta” ile işaretlenen “Gece Jimnastiği” gibi yayınların da başlamasıyla sonuçlandı. Bu aslında muhafazakar olduğu düşünülen, her yılbaşı gecesi “acaba dansöz çıkacak mı?” diye günlerce tartışılan bir ülke için seçeneklerin çok hızlı genişlemesi anlamına geliyordu. Okumaya devam et “Televizyon kanalı sayısının artması neden gereklidir?”

Televizyon yayınları nasıl gelişti?

Geçen haftaki yazının görselini Kaçak dizisinden seçmemiz nedensiz değildi. Kaçak Türkiye’de uzun süre ilgiyle izlenen yabancı dizilerden biri olarak hayatımıza girdi. Küçük Ev, Uzay Yolu, Görevimiz Tehlike ya da Komiser Kolombo gibi diğer yabancı dizilere benzer olarak her bölümünde ayrı bir konuyu işlese de, Kaçak kaçmayı sürdürdü. Günümüz dizilerinin, özellikle yerli yapımlarının aksine, gerçek bir final ile sonuçlandığı gece sokakların boş olması rastlantı değildi. İlgiyle izlenen dizi, hele hele elinizde tek bir televizyon kanalı varsa doğal olarak ertesi günün gündemini de oluşturuyordu. Yani TRT’nin tek kanalı aslında aynı dili konuşuyor olmanın da bir yöntemiydi. Okumaya devam et “Televizyon yayınları nasıl gelişti?”

Televizyon denen sihirli kutu

Medyanın yaşamımızı belirleyen önemli unsurlardan biri olduğunu ileri sürsek sanırım çok fazla çelişkili bir iddia olmayacaktır. Ülkemizde çok değil, bundan yaklaşık otuz yıl önce televizyonun etkinlik alanı genişlemeye başlar. Bu genişleme kuşkusuz kanal sayısının artmasıyla ilişkilidir. Benim çok fazla kanallı yayın konusundaki ilk kişisel deneyimim 1994’te kısa bir ABD gezisine dayanır, yüzlerce kanalın olduğunu görmek, bunların bir kısmının ücretli sinema kanalı olduğunu anlamak çok şaşırtıcı olmuştur. Evde oturup zaman geçiren biri için bu olağanüstü çeşitlilik mutluluk verici görünür. Uzaktan kumanda kavramının bile o yıllar için yeni sayılacağını düşünürseniz, şaşırmamak elde değildir. Okumaya devam et “Televizyon denen sihirli kutu”

Bilimsel tutukluğun açıklanmasında anahtar-kilit örneği

Bilimsel gelişmenin orijinal düşünce geliştirmesi aslında “kale ya da yale” anahtar mantığına benzemez. Kale anahtar genellikle odalarda kullanılan basit dişler içerir, eksen dişlerin karşılıklarının sabit olması mantığına bağlıdır. Yale anahtara ise anahtarın ayrıca eksensel girintileri, daha sık ve değişken yivleri vardır. Bu sistem açmayı sağlayacak uygun pozisyonu çok daha yüksek bir kombinasyona sokar, dolayısıyla ekseni girintilerden oluşan anahtar her deliğe girmediği gibi, yivlerle birlikte çok farklı kombinasyonlar içerebilir. Yine de genel mantık aynıdır, İtalyan olarak adlandırılan anahtarlar ise iki eksen içerdiğinden bu olasılıkları katlar. Okumaya devam et “Bilimsel tutukluğun açıklanmasında anahtar-kilit örneği”