Ailesinin çiftçi olmasından utanan Mercedesli genç

Bize çocukluğumuzdan beri yanlış anlatılan bir kavram var: Toplum içindeki konumumuzu meslek seçiminin belirleyeceğine inanıyoruz. Sık sık okul konuşmalarına katılıyorum, öğrencilere hangi mesleği seçmek istediklerini işin bir parçası olarak soruyorum. Doğal olarak bir kısmı doktor, mühendis, mimar, hukukçu olmak isterlerken, çok daha sınırlı bir kısmı da sanatla uğraşmak istediklerini belirtiyorlar. Benim anlattıklarım daha çok beslenme ve sağlık çerçevesinden başlıyor, sonra meslek ve kariyer alanına yönleniyor. Son okul konuşmalarını İstanbul dışında yapınca, bu kez aynı soruyu “ileride çiftçi olmak isteyenler kim?” diye dile getirdim. Cevap, elbette neredeyse hiçti, yüzlerce çocuktan ileride çiftçilik yapmak isteyen sadece bir kişi çıktı. Okumaya devam et “Ailesinin çiftçi olmasından utanan Mercedesli genç”

Televizyonun geleceği ne olacak?

Televizyon yaşamımıza 1970’lerde girer, TRT tekelinin kırılması 1980’lerin ikinci yarısında gerçekleşirken, günümüzde ise artık izlenemeyecek kadar çok kanal sayısına erişir. Televizyonculuk aslında pahalı bir iştir. Kaliteli işler ya yapanın kalitesine bağlıdır, ya seyircinin ekran başından ayrılmaması için daha bilindik yüzler gerektirir ya da yapımdaki atraksiyon artırılır. Ne var ki yeryüzünde yazılmış senaryolar aşağı yukarı tüketilmiş olduğundan yeni ve başarılı senaryo oluşturmak o kadar kolay değildir. Sonuçta özel televizyon kanalları için artan maliyetleri karşılamanın sadece iki yolu kalır. Kanal ya sadece yayıncılığa odaklanarak seyirciyi tutar, bağımsız duruşunu sürdürür, bunun karşılığını reklamla görür. Okumaya devam et “Televizyonun geleceği ne olacak?”

Televizyon kanalı sayısının artması neden gereklidir?

Derken 1980 sonrası TRT’nin yayın tekelin “Anayasa bir kere delinmekle bir şey olmaz” diyerek ortadan kaldırdığında diğer kanalların da yolu açılmış oldu. Artık tek dillilik, yani akşamları ortak seyredilen bir dizi yoktu. Televizyon kanalları birbiri ardına yeni dizileri gösterime sokarken, ister istemez ertesi günün gündemini de çeşitlendirmeye başladılar. Bu dönem sadece kanal çeşitlenmesiyle kalmadı, gece kuşağında yayınlanmaya başlayan, daha sonra “kırmızı nokta” ile işaretlenen “Gece Jimnastiği” gibi yayınların da başlamasıyla sonuçlandı. Bu aslında muhafazakar olduğu düşünülen, her yılbaşı gecesi “acaba dansöz çıkacak mı?” diye günlerce tartışılan bir ülke için seçeneklerin çok hızlı genişlemesi anlamına geliyordu. Okumaya devam et “Televizyon kanalı sayısının artması neden gereklidir?”

Televizyon yayınları nasıl gelişti?

Geçen haftaki yazının görselini Kaçak dizisinden seçmemiz nedensiz değildi. Kaçak Türkiye’de uzun süre ilgiyle izlenen yabancı dizilerden biri olarak hayatımıza girdi. Küçük Ev, Uzay Yolu, Görevimiz Tehlike ya da Komiser Kolombo gibi diğer yabancı dizilere benzer olarak her bölümünde ayrı bir konuyu işlese de, Kaçak kaçmayı sürdürdü. Günümüz dizilerinin, özellikle yerli yapımlarının aksine, gerçek bir final ile sonuçlandığı gece sokakların boş olması rastlantı değildi. İlgiyle izlenen dizi, hele hele elinizde tek bir televizyon kanalı varsa doğal olarak ertesi günün gündemini de oluşturuyordu. Yani TRT’nin tek kanalı aslında aynı dili konuşuyor olmanın da bir yöntemiydi. Okumaya devam et “Televizyon yayınları nasıl gelişti?”

Televizyon denen sihirli kutu

Medyanın yaşamımızı belirleyen önemli unsurlardan biri olduğunu ileri sürsek sanırım çok fazla çelişkili bir iddia olmayacaktır. Ülkemizde çok değil, bundan yaklaşık otuz yıl önce televizyonun etkinlik alanı genişlemeye başlar. Bu genişleme kuşkusuz kanal sayısının artmasıyla ilişkilidir. Benim çok fazla kanallı yayın konusundaki ilk kişisel deneyimim 1994’te kısa bir ABD gezisine dayanır, yüzlerce kanalın olduğunu görmek, bunların bir kısmının ücretli sinema kanalı olduğunu anlamak çok şaşırtıcı olmuştur. Evde oturup zaman geçiren biri için bu olağanüstü çeşitlilik mutluluk verici görünür. Uzaktan kumanda kavramının bile o yıllar için yeni sayılacağını düşünürseniz, şaşırmamak elde değildir. Okumaya devam et “Televizyon denen sihirli kutu”

Bilimsel tutukluğun açıklanmasında anahtar-kilit örneği

Bilimsel gelişmenin orijinal düşünce geliştirmesi aslında “kale ya da yale” anahtar mantığına benzemez. Kale anahtar genellikle odalarda kullanılan basit dişler içerir, eksen dişlerin karşılıklarının sabit olması mantığına bağlıdır. Yale anahtara ise anahtarın ayrıca eksensel girintileri, daha sık ve değişken yivleri vardır. Bu sistem açmayı sağlayacak uygun pozisyonu çok daha yüksek bir kombinasyona sokar, dolayısıyla ekseni girintilerden oluşan anahtar her deliğe girmediği gibi, yivlerle birlikte çok farklı kombinasyonlar içerebilir. Yine de genel mantık aynıdır, İtalyan olarak adlandırılan anahtarlar ise iki eksen içerdiğinden bu olasılıkları katlar. Okumaya devam et “Bilimsel tutukluğun açıklanmasında anahtar-kilit örneği”

Yaşam sürprizlere açıktır, yeter ki algınız açık olsun

Bilim dogmanın sorgulanması üzerine kuruludur. Oysa varlığını her zaman sürdüren dogma, “işte yeni bilim budur” diye öne sürülen ve coşkuyla karşılanan yeni algıyı kısa sürede ele geçirir. Mesela bilimde asıl olan bulgudur, ama “ölçülebilir” olmasını ister. Kanıt diye bir kavram aslında hiç olmasa da, “ölçülebilir değişkenlik” kanıt olarak kabullenilir. Oysa ilimde esas olan algıdır, yani ölçülebilir olması yeğlense de, mevcut olandan yeni bakış açısını türetir. Newton ve elma örneğiyle açıklamaya çalışalım; elmanın düşmesi gerçeklik durumunu oluşturur. Cismin bırakıldığı yerden zemine erişme süresi (yani hızı), hızının artma eğiliminde olması (ivmesi) hesaplanabilir olduğu için pozitif bilimdir. Siz cismi serbest düşmeye bırakmayıp fırlatsanız bile kanun geçerli kalır. Ancak bunun “cisimlerin kütleleri mertebesinde birbirlerini çektiği” sonucuna çevrilmesi ilimdir. Çünkü Newton’un  yeryüzünün kütlesini hesaplama şansı yoktur, elmanın kütlesinin de karşılaştırıldığında “sıfır” olacağı açıktır. Newton yine de bir şekilde evrensel çekim kuralını bulabilmiştir, hesaplanabilir olanın ötesine geçmiştir. Okumaya devam et “Yaşam sürprizlere açıktır, yeter ki algınız açık olsun”

Bilim nasıl ilerler: İki aşamalı antibiyogram örneği

İlim ya da bilimde tek dogma vardır, o da düşüncelerin değişime açık olduğudur. Bununla birlikte düşünce değişikliği nadiren çok kolay gerçekleşir, çünkü öncesinde yerleşmiş olan düşünce dogmayla sonuçlanır. Bunun iyi bilinen örneklerinden birini yeniden hatırlatalım. Uzak deniz seferlerinin başladığı keşifler döneminde tayfalar iskorbüt denen hatalıkla karşılaşırlar. Uzun süre denizde olmak gerektiğinden taze sebze ve meyve alınması söz konusu değildir. Gemilere erzak olarak tuzlanmış et ve peksimet, bunun yanı sıra da su ve rom yüklenmektedir. Gemi açıldıktan sonra kıyıya yanaşıp taze ikmal yapılmıyorsa diş etlerinde çekilme ve kanama, sonrasında deri kanamalarının da iştirak ettiği ve ölümle sonuçlanan iskorbüt tablosu yolculuğun kaçınılmaz bileşeni haline gelir. Çoğu gemi sorunu fazladan tayfa alarak çözmeye çalışır, çünkü hastalık daha çok tayfaların sorunu gibi görünmektedir, Rütbeli mürettebat az miktarda da olsa ya da kıyıya yanaşıldığında taze sebzeleri tercih etmektedir. Durumun ayırtına giden Kaptan James Cook ve Dr. James Lind tarihin olasılıkla ilk klinik araştırmasını yaparak narenciye verilen gemide iskorbüt görülmediğini saptar. Bu sonucu tıbba kabul ettirmeleri yaklaşık kırk (40) yıl alır. Tıp ya gemicilerin sorunlarıyla ilgilenmemekte ya da açıklamayı dinlemez görünmektedir. C vitamin ve işlevinin keşfi ise daha iki yüz (200) yıl bekler. Okumaya devam et “Bilim nasıl ilerler: İki aşamalı antibiyogram örneği”

Bilimsel düşüncenin değişiminde dostluğun önemi

Biz üç boyutlu bir koordinat sisteminin varlığı üzerinden eğitim alırız. Üç boyutlu uzayda herhangi bir yerin tarif edilebilmesi, üç boyutlu yönlendirmeyi zorunlu kılar. Aslında bu sistem bile üç boyutlu değildir, bir noktanın tarif edilebilmesi için erişimin başlangıcını bilmek gerekir, bu da sıfır noktasıyla anlatılır. Sıfır olmadan üç boyutlu konum tanımlanamaz. Ama bütün koordinat sistemleri üç boyutlu değildir, koordinat iki boyutla ifade edilebileceği gibi dört ya da daha fazla koordinata sahip sistemler de geliştirilebilir. Okumaya devam et “Bilimsel düşüncenin değişiminde dostluğun önemi”