Skip to main content

Soru sormak bilgi ister, ama esas felsefe onu kıymetlendirir

İlim ve bilimin gelişmesi için arayış merakla başlar, soruyla devam eder. İnsanlar her şeyi olduğu gibi kabullendiklerinde aslında merak ve soru yoktur. Bilimsel gelişme içten gelen doğal merakın soruya dönüşmesi ile ortaya çıkar. Buna karşılık soru sormak tahmin edildiği kadar kolay bir eylem değildir. Başlangıç aşamasında merak gerektirse de, iyi soru sorabilmek ancak bilginin kritik […]

Devamını Oku

Okumuşluk “esnetilemez kalıp” oluşturmada çok fazla etkilidir

İnsanın değil anlatılanı, ayan beyan görüneni anlaması ve yorumlaması bile alsında çok zordur. Bizim algılama ve yorumlama eylemimiz daha çok önceden öğrenilmiş kalıpların doldurulması üzerine kurulu görünüyor. Yeni karşılaştığımız durum, önceden yaşanmış bir karşılığı var ise bir yere konumlandırılabiliyor, yoksa anlamlandırılamıyor, anlamlandırılamayınca da kısa sürede sonlanan bilgi akışına dönüşüyor. Velhasıl görülen ya da anlatılan bir […]

Devamını Oku

Eski buluşları yeni bir gözle okuyabilmek de mümkündür

Canlı sistemin nasıl çalıştığına dair tartışmamızı sürdürüyoruz, ama işin zorluğuna ilişkin noktaları yeniden hatırlayalım: (1) İnsan yaşamın bir şekilde içine doğmuştur, dolayısıyla içerisinde bulunduğu durumun ayırtına gitmesi ve onun nasıl çalıştığını açıklaması (nasıl var olduğunu idrak etmesi) aslında çok zordur. (2) İnsan doğal süreçlerin açıklamasında kendi yaptığı gereçlerin ve geliştirdiği sistemlerin sınırlılığı içerisindedir, ama sistem […]

Devamını Oku

An, zamana dair tek gerçekliktir

İnsanoğlu bir gariptir, aslında pek çok şeyi gözlemler (aklı gerektirir), hisseder (duyuya tabidir), ama gelin görün ki anlamlandırmak söz konusu olduğunda zorlanır. Başarılı olduğu durumların iki örneğinin yer çekiminin fark edilmesi ve kaldırma kuvvetinin anlaşılması olduğunu daha önce anlatmıştım. Sorun bunun gibi idrak edilmeyi bekleyen başka durumların da var olup olmadığındadır. Hepimizin dile getirdiği ruhun […]

Devamını Oku

Kayıp altıncı kural: Akana doğru çekilirsiniz

Kayıp kuralların bir diğeri görebildiğim kadarıyla “akana doğru çekilirsiniz” şeklinde ortaya çıkıyor. Bu kuralı öncekilerden ayıran doğrudan dinamik bir sürece işaret etmesidir ve günlük hayatımızı da önemli ölçüde etkiler. İnsanlar aslında yapıları gereği durağandır. Koşullar kendi varlıklarıyla çelişir hale gelmediği sürece aslında hareket ya da durma eğilimine girmezler, buna “ataletin korunumu” adı verilmektedir. Ataletin korunumu kanunu, kurulu bir masanın […]

Devamını Oku

Heisenberger Belirsizlik İlkesi en çok tıpta karşılık bulur

Heisenberger Belirsizlik İlkesi aslında kuantum fiziğinde detaya varmaya çalıştıkça ortaya çıkan bir netlik kaybını anlatır. Ancak biyolojideki durum da bundan farklı değildir. Canlıyı biz daha çok formu çerçevesinde tanımlar, adını ona göre veririz. Fil iri gövdesinden daha çok hortumuyla kafamızda şekillenir. Oysa sağlık ve hastalık durumu gibi, aslında işleve dayanan bir durumu irdelenmeye başladığınızda durum […]

Devamını Oku

Heisenberger Belirsizlik İlkesi: Kesin sonuca varmak zordur!

Bilimleri karşılaştırdığını zaman ‘kesinlik kavramı’ açısından birbirinden derin farklar içerdiklerini görürsünüz. Aslında bu çok da yadırganacak bir durum değildir. Eğer matematiği bir bilim olarak sayarsanız, en büyük kesinlik matematikte olacaktır. Bir artı bir her zaman ikidir, yine de doğal sayılar için olan bu kesinlik durumu detaya gidildiğinde azalmaya başlar. Çünkü bir dairenin çapını hesaplamaya kalktığınızda […]

Devamını Oku

Düşünceyi kalıptan kurtarmak, öncekinin sorgulanmasını gerektirir

İnsanın bugün geldiği yere baktığımızda, “uygarlık” adına geliştirdiğimiz her şeyin aslında bir şekilde doğanın taklidi ya da en azından tekrarı olduğunu görürüz. Bu yeteneksiz olduğumuz anlamına gelmez, ancak beraberinde “faydacı” bir yaklaşımı ister istemez barındırır. Bana bir zamanlar sorulan soruyu (aslında bir istem) bir defa daha size yönelteyim. Sorulduğunda içimden ilk geçirdiğim “şimdi nasıl cevaplar […]

Devamını Oku