Skip to main content

Newton’a bir elma yetmişti, GDO’culara 200 fare yetmiyor (EFSA’ya Fransız öpücüğü)

Geçtiğimiz ay genetiği değiştirilmiş organizmaların (GDO) kanser yaptıklarına ilişkin yeni bir çalışma yayınlandı (1). Bu çalışma üzerine Fransa başta olmak üzere pek çok ülke yem yapımında kullanılan GDO’lar dahil pek çok soyu inceleme altına aldı. Ancak Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA) çalışmayı araştırma yöntemini bahane ederek reddetti. Bir tek araştırmanın bile GDO konusunda bu kadar derin etki oluşturabilmesi, yöneltilen “yöntem hatası” eleştirilerini geçersiz kılmak için yeterli. Çalışmayı elbette biz de bütün detayıyla okuduk, son derece iyi planlanmış bir araştırmadır. Seralini ve arkadaşları her birinde on fare (sıçan) bulunan, dişi ve erkek ayrı onar grup oluşturmuşlar. Bu gruplara 24 ay süreyle GDO NK608 mısır soyu (üç değişik konsantrasyonda) ve genetiği normal karşılığı (üç ayrı konsantrasyonda) yedirilmiş; ilaçlamada kullanılan glifosat (ot ilacı, üç ayrı konsantrasyonda) içirilmiş ve kontrol grubuyla karşılaştırılmış. Böylelikle GDO mısır ve bağımlısı olduğu ot ilacı normal yedirilip içirilenlere göre ayrı ayrı sınanmış. Hayvanlar haftada iki kez incelenmiş; kendiliğinden ölenler hemen, kilo kaybı ya da aşikar tümör gelişenler belli bir sınırı geçince uyutularak ve iki yıllık sürecin sonunda ise kalan hayvanların hepsi uyutularak otopsiye alınmış. Yani böbreküstü bezinden, karaciğer ve hipofiz bezine dek bütün dokular çıplak gözle ve mikroskopla incelenmiş. Ayrıca her hayvana düzenli kan tahlilleri yapılmış. Yem olarak verilen mısırlar ise bileşimleri açısından ayrıca genel bir değerlendirmeye tabi tutulmuş. Dolayısıyla bu kadar detaylı inceleme yapılmış bir çalışmanın yöntem olarak hatalı olduğunu kimse ileri süremez.

Sonuçlar bir felaket:
1) Normal yedirilip içirilenlere göre diğer gruplarda en az 3 kat kanser saptanmış, bazı zamanlarda oran 5-6 kata dek yükselmiş.
2) Kanserler hemen başta görülmüyor, bir yılı geçince ortaya çıkıyorlar.
3) En sık görülen tümörler meme ve hipofiz bezinde; böbrek ve karaciğer başta olmak üzere bütün organlarda mikroskopla da saptanabilen doku hasarı ya da farklılaşması var.
4) En düşük doz uygulananlarda bile anlamlı fark var, üstelik bu doz insanların gıdayla ya da suyla alabileceği “güvenliliği EFSA tarafından onaylanmış” dozun da çok altında.
5) Dişiler erkeklerden çok daha fazla etkileniyor, daha erken ölüyor.

GDO kanser yapar mı (şaşmaz), endüstri bunu takar mı (takmaz)
Buraya kadar anlattıklarımız ülkemizde de yem olarak izin verilen NK608 mısır benzeri bitki özelinde GDO’ların kanser ve hastalık yaptığının ispatıdır. Ancak bunun nasıl gerçekleştiğini açıklamak bambaşka bir konudur. O nedenle “çalışmanın açıklaması eksik” diyenler bilmeliler ki “bunun bir anlamı yoktur”. Araştırmacılar NK608’de üretilen bazı koku ve aromayla ilişkili maddelerin (fenolik maddeler kafeik asit ve ferulik asit) normal mısırdan farklı olduğunu da zaten yaptıkları analizlerle göstermişler, ancak “olasılık sonsuzdur”. Çünkü gen araştırmalarının başlangıcında, Batı akademisi çok ciddi bir hata yaparak genlerin belli özelliklerin gelişiminden “doğrudan” sorumlu olduğu yanılgısına düştü. Hastalık genetiğiyle ilgili çalışmalar bunu kısmen doğrular sonuçlar verdi, ancak İnsan Genomu Projesi’nin tamamlanmasıyla birlikte toplam gen miktarının 25 binden fazla olmadığı görülünce durum değişti. Yani kalıtımda Mendel kuralları geçerli olsa da, “kulak geni, burun geni” gibi, “araba parçası” mantığında bir mekanizmanın olmadığını gördüler. Genler “bir şekilde” uyum içerisinde çalışıyor, bütünü ve işlevini meydana getirebiliyorlardı. Ancak pankreasta bulunan bir gen ürününün kemikte de benzeri ya da karşılığı bulunuyor, protein analizinde alakasız bir tablo ortaya çıkıyordu. İşte bu aşama İnsan Genom Projesi’nin çöktüğü noktadır; ne var ki harflerin dizilimlerinden yola çıkarak bir anlama erişemeyeceklerini hala fark edemediler. Hal böyleyken doğaya tamamen aykırı gen aktarımlarıyla GDO denen ucube soylar oluşturularak hayvan ve insan beslenmesinde yaygın olarak kullanılmaya başlandı. Güvenlilik araştırmalarının bütünü üretici tohum firmaları tarafından en fazla 3 ay süreli çalışmalarla ve “yedirdik-ölmedi” mantığıyla yapıldı. Yukarıda özetlediğimiz araştırmanın en önemli sonucu “hiçbir tarım ilacı katkısı içermeyen” bir GDO’dan hazırlanan yemin kanser ve hastalıkla ilişkisini açıkça göstermesidir, GDO kendi başına da kanserojendir.

Bilim nafile, GDO kolza ve şeker pancarı şahane!
Ancak çalışmanın ortaya koyduğu, Galen’in “ne yerseniz osunuz” sözünün doğrulanması dışında başka derin anlamlar bulunmakta:
a) Canlı yediğinden karbonhidrat, protein ve yağ hammaddesi dışında ayrıca “enformasyon” da almaktadır. Bu enformasyon olasılıkla o yılın ürününün çevre konusunda (iklim, kozmik ışıma vb. hepsi dahil) biriktirdiklerinin bir özetidir. Yani “bilgi transferi” yapılmaktadır, gıda ile miRNA adı verilen genetik bilgi parçacıkları alındığından daha önce söz etmiştik (2). GDO’da bunların nasıl değiştiği bilinmemektedir, bilinemez.
b) Dolayısıyla insanda gıda güvenliği sadece gelenekten gelen bilgi ve görgüye dayalıdır, yöreye özgüdür, doğal sınıra yakın durmalıdır. Gıdanın (aynen UHT kutu süt yanılgısında olduğu üzere) aşırı fiziksel işlemden geçirilemeyeceği de bu çerçeve içerisindedir.
c) İnsan hangi gıdanın yenilebileceğini bilemez, hayvanın ise böyle bir yetisi olduğu aşikardır.
Fransız araştırmasının bilimsel açıdan tek eksiği hayvana seçme şansını tanımamış olmasıdır (“food preference”, gıda tercihi). Ancak bu eksik bize ya da bizim yediklerimize yedirilen GDO’lar dikkate alındığında (“gerçek dünya” koşulları) önem taşımamaktadır. Bu kadar bulguya rağmen endüstri hala GDO kolza ve şeker pancarı ithalatı için izin isteyebilmektedir. Geldiğimiz noktada korunmak şansımız aç kalmak dışında giderek azalmaktadır.

Kaynaklar: (1) Seralini GE, Clair E, Mesnage R et al. Long term toxicity of a Roundup herbicide and Roundup-tolerant genetically modified maize. Food and Chemical Toxicology 2012 (Article in Press). (2) Dizdar Y, Beslenmeyle alınan genetik bilgi: Yenilenlerin genler üzerine etkileri. DÜNYA Gazetesi, 14.03.2012. Önemli notlar: (1) Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanımız Mehdi Eker Atatürk Orman Çiftliği’nde “Köy Mayasıyla Kendi Yoğurdunu Kendin Yap” etkinliğine katılmış, müteşekkiriz. (2) Dün Dünya Gıda Günü idi, bütün gıda mühendisi arkadaşlarımızı kutluyor, büyük gereksinim duyduğumuz gıda denetimi alanındaki iş olanaklarının da artırılması gerektiğini vurguluyoruz.

2 thoughts to “Newton’a bir elma yetmişti, GDO’culara 200 fare yetmiyor (EFSA’ya Fransız öpücüğü)”

  1. Yavuz hocam yüreğinize sağlık. Sizler olmasanız bizler endişelerimizi anlamlandıramayacağiz. Sağlıcakla kalun.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir