Soğuk bir kış gecesiydi ve kar yağıyordu

Soğuk mu soğuk kış akşamlarının bir başkasıydı dışarıda olup biten. Kar yağıyordu, ama Beyoğlu’nun değil ışıkları, yağan kar da havayı yumuşatmaya yetmemişti. Ben böyle akşamların kendi içinde ayrı bir büyüye sahip olduğuna inanırım çoğu kez. Oysa “bir ekmek parası” için yoluma çıkan yaşlı kadın, sokakta mendil satmaya çalışan küçük çocuk ve üzeri kapanmak üzere olan çöpleri bir şey buluruz umuduyla karıştıran kedilerin böyle akşamların büyüsüne katkıları olmadığı gibi, ortalıkta Sevgililer Günü telaşıyla koşturan insanlarla da bir ilişkileri yoktur genellikle. O zaman soğuk ve kar, hayatta “anlamlar içinde anlamlar” olduğunu açık bir deklarasyonuna dönüşür birdenbire. Zaten gökten yağan kar değil, soğuktan donmuş sudur, bazılarının önceliği karın doyurmaktır ve sevgisizliğin giderek hakim olduğu bir dünyada yaşıyoruzdur aslında. “Kar” diye başlayan yazının kurgusu, sevgisizliğin hakimiyetine takılır kalır çaresiz. Bu bir cins Polyannacılığın oyunbozanlığı değildir, ama olan biteni bir şekilde didiklemeye başladığımız zaman ister istemez karşımıza çıkıverir. Okumaya devam et “Soğuk bir kış gecesiydi ve kar yağıyordu”

Işın Demirkent olmak

Prof. Dr Işın Demirkent’i kaybettik. Çoğu kez olduğu gibi ansızın, apansızın yaşamımızdan ayrıldı. Biz bu durumdan layıkıyla şaşkın, beri yanda ne kadar günlük yaşamımızın sürdürülmesi için çabalasak da, bir süre durup öylece düşündük. Varlığın değeri ancak yoklukta anlaşılabilir ya: “Kimdi Işın Demirkent ve neden bizi bu kadar etkilemişti?”. Bu yazı Bizans tarihi konusunda dünyanın sayılı bilim insanlarından Prof. Dr. Demirkent’in öyküsü değildir, bu yazı Işın Hanım’ın bizim yaşamımıza belki de hiç bilmeden sadece varlığıyla sunduğu zenginliğin öyküsüdür. Okumaya devam et “Işın Demirkent olmak”

Yaşam uzun bir deneysel çalışmadır

Yaşam uzun bir deneysel çalışmadır. Önce emeklemeyi, daha sonra ayakta durmayı, yürümeyi ve koşmayı öğrenirsiniz. Öğrendiklerinizin ve öğreneceklerinizin haddi hududu yoktur, ilk deneyimleriniz de çoğunlukla can yakıcı olanlarda vuku bulur. Ateşin sıcak ve yakıcı olduğunu ilk yandığınızda, buzda kayabileceğinizi ilk düştüğünüzde anlarsınız. İğne bir yerinize batabilir ve bıçak siz istemeseniz de keser. Neyse ki anneniz ve babanız yanı başınızdadır, sizi kaldırır ve destekler. Her deneysel çalışmada olduğu gibi başlangıçta, onların her zaman yanınızda olacağına güvenir, tökezlediğinizi dert etmezsiniz. Ne de olsa öğrenme aşamasındasınızdır, bir gün öğreneceğinizi bilirsiniz. Okumaya devam et “Yaşam uzun bir deneysel çalışmadır”

Türkler Avrupa’nın yeni güdümü olabilir mi?

Avrupa ilaç sektörünü yakından tanımak ve Avrupa Birliği’nin ilaçla ilgili düzenlemelerini görmek amacıyla Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği’nin (AİFD) davetlisi olarak Brüksel’deyiz. İlgimiz her ne kadar ilaç üzerine yoğunlaşsa da, Avrupa’yı bir de Brüksel cephesinden görüyor olmanın kuşkusuz başka getirileri de bulunmakta. Aslında topluluğun merkezi olması nedeniyle Brüksel farklı bir yere oturmakta. Bir yanda topluluğun merkezi olması nedeniyle Avrupa kültürüyle bağdaşık bir öneme sahip, ancak boş sokaklardaki ilk önemli izlenimimiz hareketli bir sosyal yaşamın eksikliği değil aslında, Avrupa’nın kendi geleceği için bir itici güce sahip olmadığı. Bu itici gücü sadece insan potansiyeli ya da ekonomiyi güçlendirecek yeni dinamikler oluşturmuyor, bu güç Avrupa’yı ileriye taşıyacak genç ve yaratıcı düşünceler. Okumaya devam et “Türkler Avrupa’nın yeni güdümü olabilir mi?”

Hrant Dink’i kim öldürdü?

Kendi göremedi ama, benim içim müsterih. Aydınlık bir ocak günü on binlerle uğurladık, sessiz sedasız ama, ıssız ve amansız değil. Elbette erken, elbette haksız, ama layıkıyla. Benim sorun esas geri kalanlarla. Mesele gelinen nokta. Vapur iskelelerinde kuru sıkı bile olsa silah satılan bir ülkenin, sokaklarında kaygısız yürümenin mümkünü yoksa, bugün Hrant, yarın Baran, Ali, Veli ve hatta Ogün, üstelik sadece oradan geçiyor olmak da var. Okumaya devam et “Hrant Dink’i kim öldürdü?”

Sigara halka açık ortamlarda tamamen yasaklanmalıdır

Sigara dumanına ikincil maruz kalmanın sağlık üzerindeki olumsuz etkileri hakkındaki kanıtların giderek artmasına karşın, ülkemizde halka açık yerlerin çoğunda sigara yasağı uygulanmamakta. Yakın zamanda yapılan bir araştırmanın sonuçları topluma açık alanların sigarasızlaştırılmasının sağlıkla ilgili etkilerini ölçtü. İskoçya’da kapalı ortamlarda sigara yasağının başlatılmasından 1 ay önce ve 1 ve 2 ay sonra kendileri sigara kullanmayan, astımlı olan ve olmayan bar çalışanlarında solunum sistemi sağlığı değerlendirildi. Öksürük, nefes darlığı gibi solunum sistemi ile ilgili belirtiler, akciğer işlevi ve iltihabi durumlarla ilgili parametreler ileriye dönük bir çalışma ile incelendi. Araştırmacılar, yasaktan önceki sonuçlara kıyasla yasağın başlatılmasını izleyen ilk 2 ay içinde, gerek astımlı gerekse astımsız bar çalışanlarının solunum ve duyularla ilgili semptomlarında anlamlı derecede düzelme ve sistemik iltihaplarda azalma olduğunu bildirdiler. Bu araştırma topluma açık alanlarda sigara kullanımının engellenmesinin olumlu etkilerini açıkça ortaya koydu. Okumaya devam et “Sigara halka açık ortamlarda tamamen yasaklanmalıdır”

Derin devletin ortak hafızası

Mehmet Ali Ağca çeyrek asırlık tutsaklığının ardından geçtiğimiz hafta serbest bırakıldı. Böylelikle bizim çocukluk dönemimizde cinayet ve üzerine yine cinayete teşebbüs ile başlayan suç kariyeri, failin tahliye edilmesiyle başka bir aşamaya girdi. Dünyada bir benzeri daha görülemeyecek olan bu davanın fark ettiğiniz ya da etmediğiniz çok fazla detayı bulunmakta. Ben kuşkusuz bir cinayet profilcisi (“profiler” denmekte) değilim, ancak ne olursa olsun bugün tartışılması gereken ve dahası Ağca’nın korunmasına dek uzanan olaylar zincirinin tam ortasındayız. Abdi İpekçi’yi kurşunlara hedef bırakan gerçek bir neden hala bulunmamakla. Varlığından aldığı güç ne kadar yüksek olursa olsun, sosyal demokrat gazete yöneticisi imajı böyle bir infazı nasıl karşılayamıyorsa, Papa’ya suikast girişiminin de mantıkla açıklanabilir bir gerekçesi yok. Hıristiyanların dini liderinin öldürülmesinin, bizim ülkemizde geniş taban bulan ülkücü-milliyetçi inanışla da bir alakası olamayacağına göre, neydi Ağca’yı bu suikastın tetikçiliğine iten? Okumaya devam et “Derin devletin ortak hafızası”

Bilinmeyenin sınırlarına cevaplar: Atlas sırtında neyi taşıyordu?

Geçmişin sayfalarını aralayıp bugüne bir şeyler söylemeye çalışan bir kimlik daha vardır ki, biz onu Atlas olarak tanımlıyoruz. Atlas omuzlarında genellikle bir küreyi taşırken betimlenir, aslında gökyüzü ile yeryüzünü ayıran Mısır’ın Shu’su da onun daha erken bir tanımlamasıdır. Atlas kimilerine göre Atlantis’in kurucusu olan kişidir, belki de kurtarıcısı. Size daha önce sözünü ettiğim Atlantis’in batış öyküsü tek bir felakete dayanmamaktadır. Farklı kaynaklar bu yok oluşun dört ayrı aşamada meydana geldiğini anlatırlar. Atlantis’ten artarda ayrılan topluluklar okyanusun iki ayrı yakasına göç edeler. Batıya olan göçler sonucunda ise Aztekler, İknalar, Toltekler ve Mayalar gibi Orta ve Güney Amerika medenyetleri, Dopu’ya olan göçler sonucunda ise Mısır ve Kalde medeniyetinin temellerinin atıldığı ileri sürülmektedir. Bu açıklamadaki en önemli kanıtlar Amerika ve Mısır medeniyetleri arasındaki dil, sembol ve mimari açıdan olan benzerlikler yer almaktadır. Antik Amerika uygarlıkları ile Mısır, Sümer gibi Mezopotamya uygarlıkları arasında gerçekten reddedilemez mimari benzerlikler bulunmaktadır. Okumaya devam et “Bilinmeyenin sınırlarına cevaplar: Atlas sırtında neyi taşıyordu?”

Sağlıkta özelleştirme nasıl hepatit C bulaştırır?

Basından size ulaşanlar henüz hafızanızda tazedir, Diyarbakır’da bir özel diyaliz merkezinde, aylık bildirilen hepatit C sayısında artış saptanması üzerine bulaşma olduğu ortaya çıktı. Diyaliz böbrek yetersizliği hastalarının yaşamlarının sürdürebilmeleri için tek çözüm, transplantasyon için ancak uygun verici bulunana kadar diyaliz dışında yapılacak bir şey bulunmamakta. Hepatit C bulaşması ise hastalarda transplantasyon endikasyonunu doğrudan ortadan kaldırıyor. Zira hepatit C, henüz kesin bir tedavisi bulunmayan ve kötü seyreden bir hastalık. Okumaya devam et “Sağlıkta özelleştirme nasıl hepatit C bulaştırır?”

Antalya çerçevesinde siyaset

Geçen hafta Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Menderes Türel ile görüşmemizden söz etmiş ve “içki krizi” konusu da dahil olmak üzere kişisel samimiyetine inandığımı söylemiştim. Başkan Türel ile konuşmamız kuşkusuz bu konuyla sınırlı değildi,  Antalya Film Festivali’nin, Antalya-, Avrasya Film Festivali ve Uluslararası Film Fuarı şeklinde üç ayaklı hale gelmesi için özel çaba harcadıklarını söylerken, aslında festivalin Antalya’nın uluslararası marka değerine olacak olan katkısın konusunda haksız sayılmazdı. Muadil örnek olarak Cannes gösterildiğinde, 200’ü yabancı olmak üzere toplam 600-700 konuğun ağırlandığı bu festivale 2 trilyon harcanmış olmasına “çarçur etmek” olarak bakılmaması gerektiğini söylüyor, büyük bir kısmı sponsorluklarla sağlanmasına karşılık, 517 milyar farkla çok daha kapsamlı bir festival yapılmış olmasının eleştiri konusu olmaması gerektiğini dile getiriyordu. Bu görüşe katılmamak mümkün değil. Okumaya devam et “Antalya çerçevesinde siyaset”