Skip to main content
Dalganın yükselmesi onu taşıyan su zeminin dingin görünen bir iç gerilim taşımasıyla mümkündür (http://i.imgur.com/qkGOFzd.jpg adresinden alınmıştır).

Siyasi dalganın yükselme biçimi, kritik dengenin kırılma dinamiği

Olağan şüpheliler ve bununla birlikte türemiş olan “profiling” (profil çıkartma) gibi kavramlar ister istemez siyasette de karşılığını bulur. Siyaset bu açıdan bakıldığında aslında son derece verimli ve manipülasyona açık bir alandır. Bize neredeyse binyıllardır “demokrasi” başlığı altında aktarılan yönetim düzeni de istenenin elde edilebilmesinin çok verimli bir uygulama biçimidir. Demokrasi, çarpıtılmış anlamıyla “çoğunluğun idare etmesi” olarak kabul edilse de, aslında ifade ettiği kavram “farklı görüşlerin oransal temelde temsil edilmesidir”. Dolayısıyla demokrasi aslında ideale en yakın yönetim biçimi olarak görülür. Seçimin doğal sonucu olarak bir iktidar vardır, diğer görüşleri temsil edenler de muhalefeti oluşturur. Ne var ki “anlık karar verme özelliği gösteren ve çok parçalılığa açık” Doğu coğrafyasında ortaya çok fazla seçenek çıkacağından bunların birlikte hareket etme ve karar alma yeteneği de azalacaktır. Bu durumda imdada “seçim barajı” denen kavram yetişir, seçime daha en başından bir kota konularak, parçalı yapı kendi içerisinde homojen olmasa da konsolide edilir, yani benzerler aynı çatı altında toplanmaya zorlanır.

Dalganın yükselmesi onu taşıyan su zeminin dingin görünen bir iç gerilim taşımasıyla mümkündür (http://i.imgur.com/qkGOFzd.jpg adresinden alınmıştır).
Dalganın yükselmesi onu taşıyan su zeminin dingin görünen bir iç gerilim taşımasıyla mümkündür (http://i.imgur.com/qkGOFzd.jpg adresinden alınmıştır).

Ne var ki böyle bir düzen içerisinde ortak hareket temeli olarak dini görüşü benimseyenler çok rahat toplanabilirken, bu kadar güçlü bir bağ oluşturamayan sola daha yakın görüşler parçalı yapıyı değiştirmezler. Dolayısıyla Doğu coğrafyasından sol hakimiyetli bir iktidar çıkması olasılığı her zaman zayıftır. Oysa sağ hegemonik bir özellik de gösterir, iktidar olması durumunda temsil ettiği düşünce biçimini devlet yapısına da benimsetmeye, daha doğrusu nüfuz ettirmeye çalışır, ki buna “kadrolaşma” adını veriyoruz. Halbuki egemenliğin sürdürülebilmesi için devlet nötr olmak zorundadır, aksi takdirde hegemonya iktidarda temsil edilmeyen diğer unsurlarla er ya da geç çatışır hale gelir. Bu sürecin doğal sonucu olarak dışarıdan sessiz (dingin) görünse de, iç basıncı ciddi anlamda artmış, hatta çalkalanırsa bütünlüğü tamamen ortadan kaldıracak bir kritik denge durumu ortaya çıkar.

Para varsa sorun yoktur, dalga büyümeyi sürdürür

Bu olağanüstü gerilimli, ama sessiz dinamiğin zapt edilebilmesi, ancak iki şekilde mümkündür; ya iktidar yeni bir paradigma (anlayış biçimi) ortaya koyacaktır (açılım, hakların iadesi ya da tanınması, ekonomik refah vb.), ya da baskı gücünü artırarak mevcut çalkalanmaları sindirecektir (orantısız şiddet ile müdahale vb.). Birincisinin gerçekleştiğine inanılırsa (yani “gerçekten gerçekleşmesi” gerekli değildir, öyle olduğunun düşünülmesi yeterlidir) bir istikrar hali ortaya çıkacağından iktidar zaman aralıklarında yapılan seçimlerden güçlenerek, en azından güç kaybetmeyerek çıkar. Ama iktidar sürecinde yaşanan iç ya da dış olaylar aslında gerçek bir paradigma değişimi olmadığını gösterirse, yani “takiyye” söz konusuysa, iş ister istemez yine ikinci şıkla, iktidarın söylemini keskinleştirmesiyle sonuçlanır. Bunun pratikteki en basit karşılığı “dayılanma, istikrarın korunmasını milli söylem zeminine bağlamaktır”.

Her ne nedenle olursa olsun giderek yükselen bir dalga yakalanmıştır ve bunun üzerinde kayarak devlet ve olaylar şekillendirilmektedir. Buradaki temel sorun “sürdürülebilirliktir”, zira dalga ne kadar büyük olursa olsun, nihayetinde sonsuza kadar büyüyemeyeceğinden (denizin bütün suları o dalgaya katılamaz) ya “sönecek” (ekonomik alamda büyümenin durması vb.) ya da daha kötüsü “içine kırılacaktır” (kriz ya da savaş). Benim kısıtlı tarih bilgim bu büyük değişikliklerin ilkine Büyük Buhran’ı, ikincisine ise dünya savaşlarını örnek gösterir. İkinci Dünya Savaşı çoğunluğa kabul ettirilen tamamen hatalı bir paradigmanın kırılma noktasıdır. Nitekim içi doldurulamayan büyüme dinamikleri (umudu satın alma eğilimi) yakın zamanda da Lehman Brothers’ın tavsiyesiyle sonuçlanmış, her daim iktidarda kalma saplantısı baskı ve iç savaşla neticelenmiştir (Arap Baharı vb.). Bu dinamiğin farkında olan devletler (ki çoğu görüntüsel demokrasiyle yönetilen kapital hegemonyalarıdır), eninde sonunda gaz-supap mekanizmasını başarıyla kullanarak iki partili yönetim biçimine dönüşürler. Aslında seçim yoktur, istikrarın devlete ve Başkan’a bırakılamayacağını anlayan kapital, finans sistemini (örneğin Federal Reserve, The Fed) özerkleştirilmiştir.

Yeni paradigma üretemeyen sağ dalga da sonunda kırılır

Yukarıda anlattıklarım elbette Türkiye için de geçerli bir süreçtir: (1) Ortak paydası daha güçlü olan sağ iktidar olur. (2) Yapısının aksine özgürlükçülüğü savunur, ama (Erbakan’ın şahsında somutlaşan milli görüşten uzaklaşarak) özelleştirmeye dayalı bir dinamik kazanır. Asgariyi sunup (metro, duble yol vb.) toprak değerlerini (maden, AVM ya da rezidans alanı) kiralayarak sıcak para temin eder. (3) Lakin yeni paradigma sunulmadığı anlaşıldığında (ciddi oy aldığı kültürel taban beklediği karşılığı alamamıştır; metro, duble yol vb. sunulanlar ise çok çabuk benimsenip tüketilir) söylemi zorunlu biçimde millileştirir (ülke bütünlüğünün korunması, Fetih’in 563. Yıldönümü kutlamaları vb.). (4) Devletteki kadrolaşma ister istemez baskı unsurunu ağırlaştırır, devlet “iktidar-devlete” dönüşmüştür.

yks 8.6.2016 080446

Beş değil, 10 değil, 50 değil, tam 563 yıllık bir kutlama milli coşkudan çok, aslında yeni paradigma kurulamadığı anlamını taşımaktadır (başka bir deyişle Fatih İstanbul’u fethetmiş, ama Roma / Bizans Osmanlı’yı ele geçirmiş görünmektedir). Üstelik bunu metrodaki Duman, MFÖ vb. konser afişlerinin yanında lanse etmek, “yüzünü görmemek, sesini duymamak” için haber bile izlemekten vazgeçmiş tabanın iç gerilimini kritik sınıra sürükler, devletin en yüksek makamını “popülarize” eder, sıradanlaştırır.

Nitekim “yükselen dalga içine kırılmaktadır”.

Siyasi dalganın yükselme biçimi, kritik dengenin kırılma dinamiği” hakkında 3 yorum

  1. yağmur gelir
    sel olur yıkar
    fırtına diner
    dolanır akar

    buharlaşır
    yükselir
    yağmur olur
    yeniden

    umudun varsa
    ağla, ağla

  2. 1. Dunya savaslarinda, 30lardaki ekonomik krizde, ve TCde hep sagin kazanmasinda, Bati kartelinin manipulasyon etkisi buyuktur. Bu Bati karteli bir savasin iki tarafini da destekler, sagi desteklemekle beraber kendine ozgu “sol” akimlar da yaratir.
    Ornegin ulkemizdeki sol dusuncedeki insanlarin bir kismini kurtculuge yoneltir. Bunu gerceklestimek icin de once kendi adamlarina kurtlere zulmettirir. Sonra
    o kurtlere, bak bu devlet sana bunu yapti der, ve bu zulmle uyumlu gorunen sahte bir tarih ve kotu bir ideoloji dayatir. Boylece sol kirletilir, sag ise kendine “din”in yaninda yeni bir mesruluk alani acar. Sol, azinligi savunmaya zorlanirken; sagda ise el altindan azinliga karsi nefret uzerinden bir birlik saglanir.

    2. Kendini sagci sayan da solcu sayan da sembollere takilip kalmadan mantigini kullanarak dogruyu bulmaya calismalidir. Ornegin inandigi dini pek bilmeyen halkimiz arap harflerini gorse duygulanir. Mantigi kullanmak, ozellikle dini konularda yasaklandigi icin, ve diger konularda da paranoyaklik veya komplo teorisi uretmek gibi seylerle iliskilendirildigi icin, normallik adina siradanlik yuceltildigi icin, uzman sayilan kuklalarin sozune guvenildigi icin
    pek ragbet ve saygi gormemektedir.

    3. Saglam temelleri olan bu ulke cok yonlu olarak ihanete ugramistir.
    Tahminime gore insanlarin ozel hayatlarinin gizlice kaydedilmesi bizimki gibi bir toplumda bircok kisinin dik duramamasinda etkili olmustur.
    Direk fiziki mudaheleler, rusvetler v.s.
    heralde bu kadar etkili olamazdi.

    4. Bizim durumumuz dunyadan bagimsiz degil. Dunya bir devrime dogru yol aliyor. Bizde de sanki dunyadan bagimsiz gibi gorunen bir kirilma noktasina yaklasiliyor. Dunya savasi cikma ihtimali baya azaldi, cunku Rusyanin askeri ustunlugu batiyi caydirmaya yeterli gibi. Ayrica Bati’nin elit olmayanlari da yavas yavas gercek dostlarinin kendi yoneticileri degil Rusya/Cin oldugunu anlamaya basladilar. Muhtemelen bir yil sonra bambaska bir dunyada yasiyor olacagiz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir