Skip to main content

Soru sormak bilgi ister, ama esas felsefe onu kıymetlendirir

İlim ve bilimin gelişmesi için arayış merakla başlar, soruyla devam eder. İnsanlar her şeyi olduğu gibi kabullendiklerinde aslında merak ve soru yoktur. Bilimsel gelişme içten gelen doğal merakın soruya dönüşmesi ile ortaya çıkar. Buna karşılık soru sormak tahmin edildiği kadar kolay bir eylem değildir. Başlangıç aşamasında merak gerektirse de, iyi soru sorabilmek ancak bilginin kritik eşiği geçmesiyle olanaklıdır. Az şey bilen kişi çok soru üretebilir, ama iyi, daha doğrusu isabetli soru sormak kapsamlı bilgi gerektirir. Dolayısıyla “asli soru”, sormak için değil, açıklamayı yerine yerleştirmek amaçlı nihai aşamanın ürünüdür.

Resim http://www.notstrictlyspiritual.com/wp-content/uploads/2013/09/cosmos.jpg adresinden alınmıştır.

Genellikle ilk sorular doğrudan ölçülebilir ya da gözlemlenebilir olaylar üzerine kuruludur. Örneğin mevcut bir anatomik yapının betimlenmesi, ekilen tohumun nasıl köklendiği, kuşların göç rotalarının ne olduğu gibi sorular “nasılı” aradıklarından cevaplanmaları yöntemsel güçlükler taşısa bile, hassas, daha hassas, çok daha hassas metodolojiler sayesinde büyük bir isabetle yanıtlanabilir. Gözlemi kayda alabilirsiniz, ölçebilirsiniz, hayvanın ayağına işaretleyici takabilirsiniz, dolayısıyla aradığınız yanıtı her bir olanakla daha da hassas elde edersiniz. Dolayısıyla “nasıl” sorusunu yanıtlamaya çalışan sorulardaha  az sorunludur, size çıktı sunar.

İkinci grup soru: “Neden?”

İkinci grup soru ise “neden” üzerine kuruludur ki, bunun yanıtlanmasının daha zor olduğundan öncesinde de bahsetmiştik. Olayların nedenini arayanlar, yanıtları ancak yakıştırmalar yoluyla uydurur. Aynı örnekten devam edelim, kuşların nasıl göç ettikleri çok iyi gözlemlenebilir, ama neden göç ettikleri olasılıkla kuş tarafından da bilinmeyen bir eylem oluşturur. Siz mevcut imkanlarla kuşun göç rotası, konaklamaları, zamansal değişikliği vb. bütün değişkenleri belirleyebilirsiniz, ama kuşu göçe yönlendirenin ne olduğunu asla gerçekten anlayamazsınız. Bu durumun üstesinden gelmenin tek yolu mantık zemininde açıklamalar üretmektir. “Kuş kış şartlarında daha iyi yerlere göçer”, basit ama tutarlı görünen bir önermedir, ama rotanın neden sabit kaldığını açıklamaz. Bunu bir adım daha ileriye götürmenin yolu, kuş gibi göç hareketi izleyen balıkların mantığını algılamaya çalışmaktır ki, balık da sonunda üremek için belli bir rotayı ileri-geri izler. Bu durumda konumlandırmanız daha ayağı yere basar hale gelir. İşin kötü yanı bu sistemler izlenebilir, ama müdahale edilemez sistemlerdir, kuş sürüsüyle anlaşıp başka bir yere göç etmelerini sağlayamazsınız.

Buradan çıkan sonuç ise, maalesef “neden” sorusunun gerçek karşılığının aslında hiç bilinemeyecek olmasıdır. Doğru bağlantılarla nedene yaklaşılabilir, ama tam ve doğru açıklama bulma olasılığı zayıftır.

Üçüncü grup soru felsefeden çıkar

Nasıl ve neden sorularının üstünde bir üçüncü grup soru daha ileri sürülebilir ki, bunların dillendirilmeleri de aslında zordur. Arı ve kovan örneğiyle açıklamaya çalışalım, arı gelişiminden anatomisine bir birey olarak incelenebilir. Gen değişiklikleri vücudunu nasıl biçimlendirir, denenebilir. Ama arılar doğada “yalnız” yaşayamadıklarından arının birey olup olmadığı sorgulama konusudur. Arı ancak koloni ve kovan olması durumunda varlığını sürdürebilir, ana (kraliçe) arının yumurtlamasıyla gelişmeye başlar. Yaşamı kraliçe ve kovan üzerine kuruludur, görüldüğü kadarıyla kovanın korunabilmesi için kendini feda edebilecek alt grupları oluşturur. Bu anlattıklarımızın hemen hepsi gözlemlenmiş, belgesellere konu olmuş bilgilerdir. Üstelik bu bilgiler “neden” sorusunu da kısmen anlayabileceğimiz mantıkta açıklar, örneğin “görev bölümü vardır, kovanın korunması gereklidir” gibi” bizim sosyal yapılanma mantığımızı temel alan açıklamalar sunabiliriz. Ama iş felsefi sorunun yanıtlanmasına geldiğinde durum tıkanır. Bir tanesini örnek vererek anlatmaya alışalım, “arı birey olsa da yalnız yaşayamadığında göre, kovan (oğul) esas organizmadır” önermesinde bulunabiliriz. Bu durumda soru dönüşür, arı madem tek başına yaşayamıyor, bu durumda esas canlı kovan mıdır?” sorusuna varırız.

Üçüncü grup soruların sorulması ve yanıtlanması bu nedenle çok daha zordur.

3 thoughts to “Soru sormak bilgi ister, ama esas felsefe onu kıymetlendirir”

    1. Bencede Yavuz beyin bu tür konuları kaleme alıp , belki çoğumuzun aklından geçen bir dolu karmaşık konuyu ,olayı, fikri ,düşünceyi, bakış açısını vs. az ve öz kelimelerle sorgulayan yazıları cok hoşuma gidiyor ve daha bir insan hissediyorum kendimi.

  1. Yine müthiş bir yazı kaleme almışsınız , tebrikler …
    Son bölümdeki felsefi bakış açısını sevdim arının birey olup olamama durumu (!)
    Bu soru aklıma yeni bir canlı meydana getirme , oluşturma konusuna dikkatimi cekti .Koyun dolly den yola çıkarak anlatayım organ ihtiyaçları için ileride lazım olan organın üretilip insana transplante edilmesi konuşulurken yeni olusturulan canlı yeni bir bireymi yoksa bazı parçaları butünden ayrılacak olan bir canlı mı ?
    *Tabi bu sorgulamayı yaparken organ tek parca halinde mi uretilir yada bir bütün olarakmı bunu bilmiyorum tek parca üretiliyor ise sorun yok gibi , bütünden ise parcayı alıp kalanı yokmu ediyoruz . Bütün olarak uretildiğinde ise bir canlı organizma oluşu onu birey yapabiliyormu ? Ruh dediğimiz kısmı için ne biliyoruz ?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir