Skip to main content
yks_159515

Tarım ilacı kalıntısı evde tutturulmuş yoğurtla giderilir

Beslenmede sebze ve meyveler elbette çok önemli bit yer tutar. Asında insanın diş yapısına baktığınızda kesicilerin ve öğütücülerin iyi gelişmiş olduğunu görürsünüz. Bu insanın beslenmesinin daha çok sebze ağırlıklı olması anlamına gelmektedir. Nitekim bizim geleneksel mutfağımıza baktığınızda da kemikli et katkılı yemeklerin ağırlıklıdır. Coğrafyada karasal kesime geçildikçe et varlığını korur, ama ağırlık bu kez tahıldadır. Sadece bu kadarı bile beslenmenin geleneksel olmasının ötesinde coğrafi özellikler gösterdiğini de destekler. Ne var ki gıdanın endüstriyel koşullarda kalitesiz, ama bol üretilebilmesi, “dengeli beslenme” kavramının kötüye kullanılmasına yol açmıştır. Pek çok endüstriyel ürün önce “çok sağlıklı olduğu” dayatmasıyla hayatımıza sokulmuş, sonrasında da örneğin “Amerika’nın şu kadar tüketiyor” olmasından yola çıkılarak her şeyden çok miktarda yenmesi hedefi konmuştur. İşin üzücü yanı, bu söyleme hep bilim camiasının aracılık etmesi ya da bizatihi sözcülüğünü üstlenmesidir. Üretim miktarının kalitesiz de olsa artması ihtiyacı karşılamanın ötesine geçmiş, medyayı da kullanarak tüketimi körüklemiştir.

Tarım ilacı sicilimiz pek parlak değil

İlaçların ve kimyasalların kullanılması sebze ve meyce üretimini de olumsuz etkilemiştir. İlaçlar günümüzde sadece bitkinin sağlığını korumak niyetiyle kullanılmamaktadır. Bizim bildiğimiz tarım ilaçları, tarım zararlılarıyla mücadelede kullanılır. Aslında bunun ilaçlarla yapılması da gerekmez, zira bazı bitkiler bazı zararlıların doğal düşmanıdır. Yani siz bir tarlanın değişik yerlerine zararlıları uzaklaştıran bitkileri de serpiştirirseniz, aslında ilaç kullanmanıza gerek yoktur. Bu yaklaşım kuşkusuz gübre kullanımı için de geçerlidir. Bitkisel atıklardan oluşturulacak doğal gübre, toprağın dengesini bozmaksızın en fazla besleme gücüne sahiptir ve toprağı zenginleştirir. Oysa suni gübreler verimi başlangıçta artırır görünse de, toprağı birkaç yıl içerisinde bitirir.

Ne var ki ilaçların hatalı kullanılması durumunda esas risk bizim soframıza ortaya çıkar. Bu hafta başında Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan bir haber sorunun boyutunu bir kez daha vurguladı. Akdeniz Üniversitesi’ne bağlı Gıda Güvenliği ve Tarımsal Araştırmalar Merkezi’nde yapılan araştırma “Meyvemizi bile zehir ettiler” başlığıyla yayınlandı. Buna göre 2013 ve 2014’te yürütülen Antalya merkezli çalışma domates, yeşil biber, salatalık, kabak, patlıcan, çilek ve portakal gibi tesadüfi toplanan 400 ayrı sebze ve meyve örneğinin yüzde 21’inin, 2014’te ise incelenen 309 adet gıda örneğinin yüzde 25’inin mevzuatta belirtilen üst limit değerlerin üzerinde pestisit (böcek ilacı) kalıntısı içerdiği belirlendi. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı da bir açıklama yaptı. Buna göre Antalya’da 2012’de 13 bin 285 numunede pestisit kalıntısı bulunan meyve sebze oranı yüzde 2.69, 2014 yılına gelindiğindeyse ise 11 bin 893 numunede bu oran yüzde 2.5. Bakanlık ayrıca çok sayıda tedbir alarak Türkiye’deki kalıntı oranlarını düşürdüğünü ve son 3 yılda olumsuzluk tespit edilen 101 bin 75 kilogram ürün imha edildiğini, üreticilere 1 milyon 37 bin 330 TL para cezası uyguladığını belirtti.

Ekolojik üretim çok önemli, ev yoğurdu ihmal edilmemeli

yks_15951595159

Öyle ya da böyle, tarım ilaçlarının sorun olduğu zaten bilinmekte. Özellikle kökten verilen ilaçlar, erken hasat yapılırsa, bitkinin dokusunda olduğundan, yıkanarak uzaklaştırılamamaktadır, dolayısıyla bizim vücudumuza da geçer. Bu durumda “meyvenin olgunlaşmasını durduran ilaç, insanın hormon dengesini de değiştirmez mi?” sorusunun yanıtlanması gereklidir ki, elbette değiştirir.  Bu en azından sperm yapımının azalması, hareketliliğinin bozulmasıdır, bunun uç noktası ise kanserdir. Düşününüz ki bu ilaçların çürümeyi önlemeden, raf ömrünü uzatmaya kadar amaç dışı onlarca kullanım biçimi mevcuttur. İşin kötüsü, köylü bu tür amaç ilacın kötüye kullanılması konusunda bilinçsizdir. Sorumluluğu üstlenmesi gereken okumuş kesim, zaten ilaç pazarlamacılarına dönüşmüştür.

Peki bu durumda biz ne yapabiliriz?

  1. Olabildiğince ekolojik / organik pazarları tercih edip riski ciddi biçimde azaltırız.
  2. Açık süt alır, yoğurdu bundan tuttururuz. Yoğurt bilinen en güçlü doğal koruyucu gıdadır. Tarım ilacı kalıntılarını etkisizleştirmenin ötesinde, vücudun bunların üstesinden gelme becerisini de artıracaktır.

Tarım ilacı kalıntısı evde tutturulmuş yoğurtla giderilir” hakkında 7 yorum

  1. Hocam kiraz yetiştiriyorum ,para etmedi ama kiraz yağmur,aşırı sulama vs gibi nedenlerle çatlamasın diye calciumnitrat ile yapraktan gübreliyoruz(Sebebi kalsiyumun meyvede statik olduğu için yukarı doğru transfer edilememesi ve hücre duvarını kalınlaştırıp çatlamayı önlemesi).Ayrıca şekerlensin diye potasyumu nitrat formunda yapraktan veriyoruz.Bu elementlerin tamamı ya kökten yada bir şekilde ağaca verilmek zorunda.Siz ne önerirsiniz.??Ama söyleminiz biokimyasalkomplex anlamındaki ilaçlar ise süper doğrusunuz…ve bunlar tarafımdan kullanılmamakta olup doğruluğunuzu teslim eder ve bu üretim tekniğine eller yukarı komen deyip bu sene teslim olacağım,bahçemi satacağım.

  2. Yavuz bey;Köylü bilnçsiz değildir,borçludur.Borçlu olan ne yapar ise onu yapmakta olup kıvranmaktadır.Benim süper kirazım 1.3 YTl’den alındı ve 8 gün sonra Moskova’da 10$’dan satılacak.Ben bu bilinçle köylüyü organize etsem capsicum gazı yerim.BİZLER hepimiz artık tüketime mecburuz.Ama ben ve ailem ürettiğmiz için değilz..

  3. Ev yapımı yoğurdun suyunun çok güçlü bir antidot olduğunu kayınvalidemden dinlemiştim. Annesi hayvanları zehirli ot yediklerinde panzehir olarak kullanmak için yoğurdun suyunu bir kabın içersinde saklarmış, ne zaman hayvan zehirli bir ot yese ve hastalansa, yoğurdun suyundan içirirmiş, ve hayvan istifra ederek zehirlenmeden kurtulurmuş. Yazınızı okuduktan sonra bilimsel geçerliliğini kazandığına çok sevindim, saygılar…

  4. Denemek için bikaç farklı marka kutu sütte (uht) yoğurt ayran kefir denemesi yaptık. Hepsinde de kabul edilebilir tat aroma kıvam elde ettik zaman içinde. Bu durumda mayalar farklılaştırılmış ve uht süte göre özelleşmiş gözüyle mi bakmak lazım?

    Markette satılan köy tipi yoğurt aldık(isminin öyle olduğunu biliyorum, ama diğerlerine göre 1tık farkı var), maya olarak kullandık. Bunun ile uht sütten yoğurt denedik. hem tam, hem yarım yağlı süt ile denedik. Süper kaliteli, çok yoğun kıvamlı değil ama gayet kabul edilecek kıvam ve tatta, hatta marketten alınan köy tipi yoğurttan daha lezzetli olan yoğurt elde ettik. Suyu koyu yeşil olmasa da, yeşilimsi bi su da gözlemledik. Bu durumda maya kaynağımız yine endüstriyel kökenli olduğundan mı sonuç verdi? Kaseye düzgün çıkardığımızda koyu çorba kıvamında değil yoğurt kıvamı vardı. Ama kaşıktan 90 derece açıda bile düşmeyecek yapışkanlık yoktu.

    Marketten Activa,Babymix,Yovita isminde bebe yoğurdu / prebiyotik yoğurt ismiyle satılan ürünler aldık. Bunları uht süt için maya kaynağı olarak kullandık. İlk mayalama sonunda, sizin bahsettiğiniz yoğurt vs. ile alakası olmayan, yapışkan koyu lezzetli içecek kıvamında bişey elde ettik. Oluşan ürünün bi kısmını maya olarak yeniden kullandık. 2. 3. mayalamalar sonrasında, ilk başta yapışkan homojen koyu ayran/kefir kıvamında olan yapı gibi değil de yoğurt gibi pelte pelte, tam homojen olmayan gruplaşmalar/kümelenmeleri olan yoğurtumsu yapı elde ettik. Kaşıkla çorba kıvamında değil, yoğurt kadar koyu bi şekilde yenilebilir oldular. Bundan ne sonuç çıkartılabili? Yine endüstriyel kökenli maya olduğundan mı hareket etmek lazım? İlk seferde cıvık sıvımsı kıvam, sonraki seferlerde yoğurt yapısı elde etmemiz, bakterilerin daha fazla aktif olması gibi bi yaklaşımla açıklanabilir mi? Yoksa popülasyonda değişimler olabilir, elenmeler/baskın tür değişimi, epigenetik farklılıklar faln olablir mi?

    Endanem / Sevdanem ismiyle satılan, Ispartada üni/teknokent işbirliği ile geliştrilmiş kefir tozları var. Endanem partikül halinde, mayalayıp süzüp büyütülebiliyor. SEvdanem tek seferlik diye satılıyor, ama maya alıp tekrar mayalamak için kullanınca uzun süre devam ettirilebiliyor. Endanem kefir taneleri şeklinde olduğundan, kefir kıvamı yoğunluğu tadı hissediliyor. Firmadan eleman GDO’lu köken-tür kullanılmadığını, bunların yüksek maliyetli araştırmalar gerektirdiğinden bahsetti. 30 civarında türü kuru toz-partikül şeklinde kısmen steril (kurutulmuş paketli olarak) bakteri-maya popülasyonu olduğundan faln bahsetti. Kullandıkları tür-alt türlerin kökenlerini elbette bilemeyiz. Yine endüstriyel kökenli türleri temel almış olabilirler. Farklı kaynaklardan da diğer türleri mayaları üretmş geliştirmiş olabilirler. UHT sütte çalışabilmeleri, kıvam / tat oluşturabilmeleri, iyi bi kefirmiş gibi hissiyat vermesi bunlarla mı alakalıdır?

    Yoksa bizim denediğimiz uht sütlet görece daha az işkence görmüş olabilir gibi bi bakış açısı da olabilir mi? Belki firmalar homojenize yöntem olarak yüksek basınç dışı yaklaşım kullanmışlardır ve sütü tamamen kullanılması zor bi kaynak haline daha az getirmiştir? Yoksa bu bakış açısı bi nevi firmları haklı çıkartmaya kayık bi bakış açısı mı olur?

    Kısaca evet-hayır şeklinde bi cevap da verebilirseniz sıradan bi vatandaş olarak çok memnun olacağım, teşekkürler.

    1. Bence, endustriyel yogurtlardaki gercek yogurt orani dusuk oldugu icin, yeterince bakteri eklenmiyor ve ilk mayalamalarda da sutun hepsi yogurda donusmuyor. Cunku, kabul edersiniz ki, maya miktari dusuk. 2., 3. ve ondan sonraki denemlerinizde elde ettiginiz yogurtlardaki bakteri orani arttigi icin de sutun tamami mayalanarak, daha gercege uygun bir yogurt, yani urun elde ediyorsunuz. Benim tavsiyem, ilk mayalamada, maya olarak kullanilacak endustriyel yogurt miktarini arttirmaniz. Ama onceden oda sicakligina gelmesi icin, yogurdu bir saat kadar oda sicakliginda birakin ki, mayalanacak sutun sicakligini fazla degistirmesin

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir