Skip to main content

‘TAVUK’ DAVASI: “Ilık suda 20 dakikada” kaybedilmiş bir itibar öyküsü

(Endüstri ve Batı akademisinin davalarla ve ısrarlarla vardıkları nokta)

Beyaz et endüstrisi 22 Mart 2016’da düzenlediği bir toplantıyla “tavuğa itibarını iade etmek gerektiğini” açıkladı. Oysa tavuk itibarını zaten hiçbir zaman kaybetmemişti, itibarını hem bilimsel hem de manevi anlamda kaybeden piliç / beyaz et endüstrisiydi. Halk “ılık suda 20 dakikada haşlanan beyaz şeyin” tavuk olmadığını artık biliyor (ifade metroda karşılaştığım bir öğretmen hanıma aittir), daha doğrusu tavuğun ne olduğunu çoktan hatırladı. Konunun bilimsel detaylarını defalarca anlattığım için yeniden değinmeyeceğim. Ama bu vesileyle piliç ve yumurta endüstrilerinin bugüne dek açtıkları davaların sonuçlarını paylaşmadan da geçemeyeceğim. Esas vurgu ise “ucuz beyaz et” yanılsamasının sosyal sonuçlarına yönelik olacaktır. Lütfen dikkatle okuyun (kolaylık olması için dava gerekçelerinin puntolarını küçültüyorum, dileyen okusun). Önce davalar:

1. Salihli 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne 01.03.2013 tarihinde “basın yolunu kullanarak uzun süredir tavuk eti üretimi ile ilgili gerçeğe aykırı açıklamalarda bulunarak halkı yanılttığı, bu durumun tavuk et tüketiminin azalmasına ve tavuk eti üretimi yapan üreticilerin maddi ve manevi zarara uğramasına neden olduğu” gerekçesiyle açılan 2013/161 dosya numaralı dava, 19.07.2013 tarihinde REDDEDİLDİ.

2. Edremit 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne 13.05.2013 tarihinde “gazete, dergi televizyon ve sosyal medyada ‘sağlıklı diye yediğiniz tavukların tavuk olmadığı, daha yumurtadan çıkar çıkmaz civcive antibiyotik verildiği, kemikleri gelişmesin, sadece et yapsın diye, tavukların tarladaki patatesler gibi hiç kıpırdamadan yetiştirildiği, bıraksanız bile kıpırdamadığı, elinize aldığınızda kemiklerinin kırıldığı’, bu inanılmaz bir vicdansızlık, sonra görüyoruz ki gencecik kadın meme kanserine yakalanmış, büyük olasılıkla daha sağlıklı diye sık sık tavuk yiyordur” olarak özetlenen sözlerime binaen açılan 2013/596 dosya numaralı dava 19.12.2013 tarihinde REDDEDİLDİ. Karar temyize götürüldü, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi mahkemenin kararını 21.01.2015 tarihinde 2015/571 numaralı YARGITAY İLAMI ile ONADI.

3. Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesi’ne “içinde yumurta üreticilerini de hedef alır biçimde olumsuz, halkı da olumsuz yönde etkileyecek nitelikte ve gerçek dışı bir takım ithamlarda bulunduğumu, bir televizyon programı ve bir gazete mülakatında uzman gibi konuşarak Türkiye’de üretilmekte olan yumurtaların sağlıklı olmadığını ve tüketilmemesi gerektiğini söylediğimi, bu bilgilerin doğru olmadığını, bu yayınların okuyucular ve izleyicilerin yumurta hakkındaki kanaatleri ve tüketim istekleri üzerinde olumsuz tesir yaparak birliğin üyelerinin ticari menfaatlerini haleldar ettiğini ve haksız rekabet oluşturduğunu belirterek, haksız rekabetin tespiti ve men’i ile hükmün ilanına karar verilmesini” talep ederek 2012/707 dosya numarasıyla açılan dava 26.12.2013 tarihinde REDDEDİLDİ. Karar temyize götürüldü, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi mahkemenin kararını 11.06.2015 tarihinde 2015/8155 numaralı YARGITAY İLAMI ile ONADI.

4. İstanbul Anadolu 18. Asliye Ticaret Mahkemesi’ne 21.03.2014 tarihinde açılan Haksız rekabetin tespitine, önlenmesine, haksız rekabetin neticesi olan maddi durumun giderilmesine ve özellikle yanlış ve yanıltıcı beyanların düzeltilmesine ve ayrıca Türkiye çapında yayın yapan en yüksek tirajlı beş ulusal gazeteden ikisine 1/8 gazete tek sayfası ebadından az olmamak üzere hükmün ilanına karar verilmesi talebini içeren” 2014/1196 Esas dosya numaralı dava, mahkemelerin birleştirilmesi nedeniyle 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’ne aktarıldı, 12.01.2016 tarihinde karara bağlanarak REDDEDİLDİ.

Sayılan dışında başka dava yoktur. Özellikle belirtmeliyim, Muhakeme’nin kararları bilirkişi raporlarını da dikkate almıştır. Davalara bizatihi ve kendi imkanlarımla katıldım, avukata başvurmadım, beyaz et endüstri sayesinde muhakeme usullerini de öğrendim (bir kez daha müteşekkirim). Adliye koridorlarında görüp de yardım önerilerini sunan avukat arkadaşlarımıza ayrıca teşekkür ederim.

Aydın müsveddelerinin düşünce biçimi istismara layıkıyla açıktır

İnanın esas büyük tabloya baktığınızda, kelimeler kifayetsiz kalsa da, bu davaların ve sonuçlarının önemi sanılandan çok daha büyüktür. Zira bilginin bu kadar eksik ve zihniyetin bu kadar çarpık olduğu bir ortamda, yapılanı “kasten ya da sehven” savunan bunca bilim insanı ve “halkın ‘ucuz protein’ ihtiyacını karşıladığını” zanneden bunca “aydın müsveddesi” olduğu sürece, bu düşünce biçimi başka başka alanlarda, ama hep aynı şekilde ortaya çıkar:

  • Annesini hiç göremeden doğmuş civcivi, 40 günde aslında hala civciv olması gerekirken “tavuk” algısıyla piyasaya arz etmek, tüyü bitmemiş yetimi ya da öksüzü “itmek” ile aynı şeydir (*), nitekim o civcivlerin ibikleri yoktur, zaten buzağıları da doğar doğmaz plastik kulübelere tıkarlar.
  • Bunu yetiştirenler ve “körpe beyaz et” diyerek yiyebilenler, erkek çocukların işçi olarak çalıştırılması, kızların çocuk yaşta gelin edilmesi gibi sosyal yaraları da ister istemez onaylarlar; çocuk istismarının sınırı yoktur (**).
  • Kilo maliyeti 20-25 liranın altına inemeyecek “itibarlı tavuk”, “sağlıklı beyaz et” yanılsaması sonucu 5 liralık antibiyotikli civciv irisi ile aynı tutulursa, aslında ucuzlayan şey çocuklarımızın geleceğidir. Çocuğun ederi bu kadar ucuzlarsa, onlara tren de taşlatabilirsiniz, yurtlarından sürüp sonu açık bir yolculuğa da uğurlayabilirsiniz.

Onlar adına çekebileceğim en büyük azap

Filhakika, “ne yaptıklarını bilmelerine rağmen” ısrarı içlerine sindirdikleri zaman, sahip oldukları son vicdan zerresini de kaybetmiş olacaklardır. İşte bu zaten benim onlar adına çekebileceğim en büyük azaptır.

Ne var ki kazanç hırsıyla şahlanan bu sistem, onu mecburen ve bilmeden tüketenlerin değil, bile bile göz yuman, saf (kandırılmış) Anadolu tavukçuluk şirketlerini (alavere, ‘Delaware’) “entegre beyaz et endüstrisine” çeviren uluslararası sermaye, bakanlık ve Batı özentisi, çıkar uzantısı bilim camiasının eseridir. İşte bu camia aslında bu ülkenin “dağıtılmış orduları ve girilmiş tersaneleridir”. Ve “hatta gaflet ve dalaletin ötesinde bir hıyanetle”, kuş gribi bahanesiyle çoğu diri diri yaktırılan 2.5 milyon tavuk ve yerlerine tavuk niyetine sürülen milyonlarcası, kilogramını 5 liraya sattıklarını sansalar da, ucuzlayan aslında kendi canları, bedeli de er ya da geç “harap ve bitap düşecek” çocuklarıdır.

Nitekim 150 gramlık bir poşet kedi mamasının bile 3 liranın altında olamadığı bu zamanda, okullara, kantinlere, hastanelere ya da kışlalara, kilosu 4-5 liraya satılan “beyaz et”, geçiniz hasta olmaları, “ılık suda 20 dakikada” haşlanıp dağılan bedenlerinin bedeli gereği, sosyal yapılarını da temelinden dağıtacaktır. Köy yerinde bile tavuk yetiştirmekten yasaklı köylü, marketten aldığı, 20 dakikada piştiğine kandığı piliçlere binaen, terk etmek zorunda kaldığı topraklarına bir daha kavuşamayacaktır.

Hali vakti yerinde olanlar bilfiil kendi çiftliklerini kuruyor, yoksul ve cahil hala masasındakinin tavuk olduğunu sanıyorsa, tıp ya da veteriner meslek erbabı, kendileri yemeyip sesini hiç çıkarmıyorsa, bu dört başı mamur bir münevver / aydın ihanetidir.

Münevver ihanetinin hakim olduğu topraklar eninde sonunda işgal edilecektir.

Sadece bunu bilmeniz bile benim açımdan kâfidir.

(*) Kuran, Maun Suresi: Dini yalanlayanı gördün mü? İşte o öksüzü iter, kakar. Yoksulu doyurmaya önayak olmaz. Vay, o namaz kılanların haline ki; onlar kıldıkları namazdan gafildirler. Onlar gösteriş yaparlar. En ufak bir yardımı esirgerler.

(**) Velhasıl başkumandan vekili Enver Paşa, 1914’ün sonu o kara kışta, İttifak’ı desteklemek hevesiyle yürüttü orduyu Sarıkamış’a… Onuncu Kolordu’nun 31. Tümeni, dondurucu soğukta 14 saatte geçti Allahüekber geçidini de, 40 bin mevcudundan 3 bini hayatta kaldı. İşte o kara kışta, uyarılara rağmen İttifak’a destek niyetiyle sürüldükleri Sarıkamış’ta soğuktan donanlar, onlar da ne erkek, ne asker, sadece ana kuzusu çocuktular.

 

47 thoughts to “‘TAVUK’ DAVASI: “Ilık suda 20 dakikada” kaybedilmiş bir itibar öyküsü”

  1. Muhteşem….
    Tek sayfalık yazı ile bir kitap yazmış-sın . Burada tavuk-piliç-yumurta / sağlık-sihhat konularının çok ötesinde ahlak/erdem vasıflarına vurgu var-ki beni benden aldı ..İyiki var-sın Kardeşim .

  2. Hocam, size açılmış/açılacak davalara veya açacağınız davalara, sizin yanınızda müdahil olurum.
    Saygılar sunarım.

  3. Hocam, bir de radyasyon onkololojisi ile ilgili bir yazi yazip radyasyonun sagkalim suresi ve hayat kalitesi uzerine etkisini belirtebilir misiniz?

  4. Çok etkileyici.. Bu kadar güzel anlatılabilir ülkenin ahlaka erdeme bakışı. Teşekkürler vicdan sahibi bilim adamı ve vatansever insan sevgili Yavuz Dizdar.. Sağol varol..

  5. Sofraya tavuk gibi tavuk gelene kadar, bedava dağıtsalar almam. Tam 5 sene oldu ve galiba daha da sürecek.

    1. Süt aldığım yerden yumurtada alıyorum burası çiftlik evi mandıra anasından yeni doğmuş buzagilar plastik kutularda hep var 2 senedir bende sağlıklı yoğurt yapıyorum sanıyordum buzalar analarindan emmiyor güvercin kafeslerindeki gibi suluklarin içine süt koyup ucunda plastik eldiven parmağı var şimdi benim aldığım süt sağlıklımi degilmi degilmi

      1. Sütün saglikli olmasinin buzaginin emmesi ile ne alakasi var. Ama siz bence ordan süt almayi birakin. O sutte su falan katilmis olabilir. Gercek süt içsenin daha zekice sorular sorardiniz.

  6. YAVUZ HOCAYI, A.RASİM HOCAYI, CANAN HOCAYI VE İ. SARAÇOGLU HOCAYI SÜREKLİ TAKİBE ALINIZ.CİDDİYE ALINIZ. FABRİKASYON TAVUK, YUMURTA, YOĞURT VE SÜT TÜKETMEYİNİZ. TÜKETİRSEK NE Mİ OLUR DİYORSUNUZ.BİR ÇOK TEHLİKELİ HASTALIĞA ADAY OLURSUNUZ.BEN VE YAKIN ÇEVREM BU ÜRÜNLERİ YILLARDIR KULLANMIYORUZ. SAKIN BUNLARI YEMEYECEĞİZ DE NE YİYECEĞİZ DEMEYİN LÜTFEN.

    1. Yaşlanınca görüşürüz tüketmemeye devam et. Bakalım ne olacak. Yumurta dünyadaki en kaliteli protein kaynağı. Bak ne diyolar sana söyleyeyim anne sütünden sonra ikinci sırada…

  7. Hocam bu sefer gerçekten döktürmüşsünüz,çok can alıcı bi yazı olmuş bence.
    Tabii genede ANLAYANA…

  8. Nasıl ki kopan bir kolun yerini (ne kadar yüksek teknoloji ile üretilmiş olursa olsun) protez bir kol tutamazsa gerçek olan bir gıdanın yerini de endüstriyel gıda tutamaz. Gerçek kolun protez koldan daha iyi olduğunu da ‘bilimsel olarak’ açıklamaya gerek bile yoktur aslında. Yavuz Hocam sizin anlattıklarınız bizleri bu gerçeğe uyandırıyor. Bizlerin manevi desteği de her zaman sizin gibi değerli insanlarla beraberdir.

  9. tavuk gerçeğini öğrendiğimden beri evime tavuk almıyorum hocama çok çok çoooook teşekkür ederim bizleri aydınlattığı için .ben yemekten ziyade o masum hayvanların hayatlarının nasıl cehenneme çevrildiğini görünce çok üzüldüm yarılana bu kadar eziyet olmaz

  10. Yavuz dizdar
    Hayatinda kumes gormemiş bazi şerefsizler tavuklarin patetes gibi hiç kıpırdamadan yetistirildigini iddia ediyor. Bu şerefsize bi konferansinda soylediklerin yalan dedigimde ben bunlari internetten okudum diye cevap verdi. O adi adamlari sırf populist olmak icin yazdiklarindan dolayi halkin beyin sagligi ile oynamaktan ötürü lanetliyorum. Saglikli bir beyin yapisina sahip birey hayatin kendine sundugu nimetlerden faydalanir. Hayatin nimetlerinden ancak senin gibi MECZUP lar faydalanmaz. Cocukluk arkadasinla tanistim tesadufen. Cocukkende icine kapanik toplumdan uzak biriymissin. Hayirdir sendemi cocukken istismar edildin.

      1. evet son cümle çok ağır olmuş… ama sanırım bu meslekten birisi ve bu şekilde ağır ithamlarda bulunması çok canını yakmış olabilir.. çünkü bu iş gerçekten öyle değil. bilmiyorum sevmeden yapılacak bir iş hiç değil. keşke yavız beyin anlattığı gibi olsa ver hormonu antibiyotiği hop büyüdü olduda bitti maşallah… hiç alakası yok antibiyotk hormon zaten kullanılamamakta yasak… bilmiyorum sektör için yaptıüı yorumlar benide çok üzüyor. bu gün en kötü tavukçuya bile sorsanız evin mi yasın tavukların mı deseniz emin olun hiç birisi evini seçmez. tavuklar r biz insanlar için varlar..bizlere besin kaynağı olmak için. ve onları sizlerin sofrasına getirene kadar da canları saygı değer üreticilere emanet. biz besi tavukçuluğu yapmıyoruz ama yumurta tavukçuluğu yapıyoruz. belki inanmayacaksınız ama babam hiç bir pazarını bizle geçirmedi 2 gece hiç tatil yapmadık ailece tatile bile gitmedik. canlı hayvan kimseye emanet edemiyoruz. bende üniversiteden sonra babamın yanına geldim 2 tane çocuğum oldu. 1. doğumdan 7 gün sonra, 2. çocuğumdan 3 gün sonra işe başladım. ben babamdan biraz daha şanslıyım 3-4 gün çocuklarımla tatil yapabiliyorum, oda babamla birlikte olduğumuz için gönlüm rahat babamda olmasa bende yapamam. ee tabi hiç hayatında 50 tavuk bile bakmamış bir insan yorum yapınca haliyle çok ama çok üzülüyoruz. biz bunları hakedicek ne yapıyoruz, çalışmaktan başka diye düşünüyoruz… bu iş gönül işi özveri işi sevgi işi … nasıl diyim bizi bu şekilde tanıtmasına kahroluyorum. Allaha havale ediyorum. diycek başka bişey bulamıyorum. çok üzücü söylenenler..

  11. Bu millet ne yesin hocam bilmediğinden değil ucuzu tercih etmek zorunda olduğu için alıyor . Bizim ülkemiz kadar para için kendi vatandaşını zehirlemeye meraklı üretici varmı acaba.Allah razı olsun hocam

  12. Ey analar babalar!
    Ucuz diye, mecburen alıyorsanız – hocamızın tarifi ile – “büyütülmüş civcivleri” hiç olmazsa ÇOCUKLARINIZA yedirmeyin, lütfen. Bol kemikli koyun etini (Mes: Gerdan) haşlayıp yavrularınıza yediriniz. Kuzuları da, satışa sunmadan önce GDO lu yemlerle besiye çektikleri için koyun eti önerdim.

  13. Size,beni ve ailemi sağlıklı beslenmeye yönlendirdiğiniz için müteşekkiriz.Ciddi ve son derece doğru,cahil birisinin bile anlayabileceği açıklıktaki bilimsel yorumlarınız için de teşekkür ediyorum.Ülkemin hatta dünyanın sizin anlayışımızdaki,cesaretindeki bilim adamlarına ihtiyacı var. İyiki varsınız. Selamlar,saygılar.

  14. Yavuz Dizdar bu konularda cahildir. Ortalığa gerçek dışı ama ses getirecek bir şeyler söyleyip kenara oturuyor. Tavuk fabrikada yetişmez. Büyük çiftliklerde ve gerçek anlamda kaliteli yem ile beslenerek büyür, kötü sahte şeylerle büyümez. Eğer fabrikasyon diyorsanız fabrika üretimi şeyleri almayın, çikolota, yağ, şeker ve ekmek dahil. Eğer 1000 bilim adamı doğruyu söyüyorda bir kaç adam zırvalıyor siz de inanıyorsanız, safsınız, doğruyu sizlere göstermek mümkün değil. Bu konuyu uzmanı olan Ziraatçı ve Veteriner hocalara sorun. Konu uzmanı onlar, gazete rantçıları değil. Yoksa Ziraatçı ve Veteriner hocaların sizleri zehirlemeye kastı mı var diye düşünüyorsunuz. Doğru açıdan bakın, nimetlerden yararlanın.

    1. İnsanlığın bütün hayatı boyunca Tavuk 1.5 saatte pişiyorken sizlerin tavukları niçin yumurta ile aynı dakikada pişiyor 🙂 Yaratılışta eti kırmızı iken sizlerin Piliçleri (!) niçin beyaz : Boşuna kendinizi bu şekilde temize çıkartmayın ; Bizlere tavuk çifliklerin de çalışanlar anlatıyorlar nasıl beslendiklerini ve yapılan işkenceleri (!)

  15. http://www.bandirmamanset.com/mobilHaberDetay.aspx?id=20978

    sayin yavuz dizdar neden kaybbetiginiz ve soyledikelirinizin cogunun bilgisizce ve uydurma iddalar oldugunun tescillendigi davayida paylasmadiniz.

    her seyin kamera kaydi ve bilir kisi raporlari ile tescilelndigi ve sizin uydurma tezlerinizin bertaraf edildigi bir dava.. inasallah hatirlamissinizdir ben yinede hatirlamadiysaniz hatirlatayim diye linki kopyaladim.

  16. sizi gerçekten tebrik ediyorum Yavuz Bey, halkı iyi çözmüşsünüz. kendi alanınızda bir yere varamadığınız için gıda endüstirisine saldırıp bu ülkede meşhur oldunuz. ancak isterdik ki kendi alanınızda dünyaca ünlü bilim adamı olsaydınız (bilimsel olarak kendi çalışmalarınızla). bu şekilde hiçbir konusunu zerre kadar bilmediğiniz tavuk, süt vb gıda üretimlerine çamur atarak bir yere varamayacaksınız. yalanın binası olmaz! o yüzden devam edin kendi alanınız olmayan konulara saldırmaya, daha da meşhur olacaksınız ama şunu da bilin ki gerçekler anlaşılınca (nereye hizmet ettiğiniz) düşüşünüz de çok hızlı olacak. selamlar.

  17. Karanlıkları aydınlatan fener gibisiniz.Her kelimeniz için binlerce teşekkürler. Sağlıkla kalın, güçlü kalın,size ihtiyacımız var.

  18. evet sayın dizdar neden yazılan yorumların sadece sizi destekleyenlerini onaylıyorsunuz… insanlardan gerçekleri saklıyorsunuz…

    neden sadece hakkınızda açılmış ve reddedilmiş davalardan bahsediyordunuzda…
    kaybettiğiniz davayı neden paylaşmıyorsunuz….hemde bilir kişi raporlarıyla kanıtlanmış sizin insanlara gercekmiş gibi anlattıgınız yalanların tescillenmiş davaları

  19. Sayın Dizdar ;
    hakikaten halkı çok yanlış yönlendiriyosunuz. sektörün hiç içerisinde değilsiniz ne olduğundan bir habersiniz ve yorum yapıyorsunuz. neyin kafasını yaşıyorsunuz bilmiyorum ancak şunu bilin ki biz o tavukları büyütmek ve o yumurtaları üretmek için gece gündüz çalışan bir sektörüz. bizim pazarımız ve bayramımız yok hastalanmak gibi bir lüksümüzde yok hep işimizin başındayız. siz ki bizi nelerle suçluyorsunuz ben şunu söyleyebilirim ki ; sizi Allah bile affetmiyecek. Ben bu sektörün mutfağındayım ve bir anneyim 2 tane nur topu gibi evladım var. ikisinede 4 aylıktan beri hergün 2 tane yumurta ve tavuk eti gönül rahatlığıyla yediyorum. yumurta şu ana kadar gördüğüm en mucizevi üründür. bende bunun üretiminde azda olsa bir payım olduğu için çok mutluyum. herkes gönül rahatlığıyla yumurta ve tavuk eti yesin.

    1. Sayın Ilgın Karagül;
      Sektörün mutfağında olduğunuz için merak ettiğim konulara en doğru yanıtları alabileceğim bir kişisiniz.Öncelikle Allah uzun ömürler versin çocuklarınıza kutu süt,hazır yoğurt,kutu meyve suları,kolalı içecekler,çeşitli şekerleme ve cips gibi abur cubur veriyormusunuz? Tavukları büyütürken hangi yemleri verdiğinizi, içeriğinde neler olduğunu,bunların ithal mi yoksa yerli üretim mi olduğunu,eğer kullanıyorsanız hangi ilaçların hangi dönemlerde verildiğini öğrenebilirmiyim?Bir de bazı arkadaşlarımdan duyduğum 40 – 45 günde kesilmeyenlerin patlayıp çatlayarak öldüğü (tabirler arkadaşıma ait) konusunda bilgi verebilirmisiniz.Takdir edersiniz ki bir tüketeci ve baba olarak ne yediğimi bilmek en doğal hakkımdır. Saygılarımla.

      1. MERHABALAR ;
        Tanıştığıma çok memnun oldum. ben kendim veteriner hekimim baba mesleğimiz olan yumurta üretim çiftliğimiz var. bilmiyorum ne mutlu ki bana yumurta gibi mucizevi bir ürünün üretiminde az da olsa payım var.
        evet ben çocuğumu tabiki kutu süt içiriyorum. çünkü diğer açıkta satılan sütlerin hangi şek,ilde sağıldığı , hayvanın hasta olup olmadığını takip edemediğim için hiç risk almıyorum ve direk pastörize olmuş sütleri kullanıyorum. tabii günlük sütlerde alternatif ama ondada çalıştığım için bana çok zor oluyor o sebepten kutu süt alıyorum. babam çok kızıyor aynı şey diyor ama çocuklar alıştı artık; sütlerin çocuk olanları var onları alıyorum. başuna fazla para vermiş oluyorum yani:) çikolata şekerleme kendileri sevmiyolar yemek istemiyolar;
        ama cips çok seviyolar bende onları niye mutsuz ediyim ki yemekten sonra eğer yemek isterlerse yiyolar. ama bakıyorum kendi tercihleri olmasına rağmen haftada bir yada iki kez alıyolar dolaplarından. zaten yemekten sonra yemeleri gerektiğini bildikleri için karınları tok olunca çokta yemek istemiyolar. aslında tavukları büyütürken ne yem verdiğimiz hangi hammadeleri kullandığımız aslında ürünün besleyici değerleri bazında çok önemli değil. ithal veya yerli olmasıda çok farketmiyor ancak ithal mısırın protein oranı daha yüksek üstelik tarım bakanlığı çok fazla tahlil yapıp ülkeye girişine izin veriyor ama tabii biraz maliyetli ithal olanlar. biz tavukları çok iyi besliyoruz ki en iyi verimi alalım. yani tıpkı insanlar gibi .
        yani bilmiyorum aslında çok basit ama nasıl anlatacağım. tabiki tavuklar çatlamıyor. ama 45 günden sonra yemi ete dönüştürme oranları düşüyor buda boşuna besleme gibi oluyor. yani yumurtadan anlatırsan tavuk yaşlandıkça randımanı düşüyor. ama aynı yemi yiyor. yani ekonomik ömrünü tamamlamış oluyor bizler için. keşke tesisleri bir görseniz bayılırsınız. zaten bazı şeyler kötüye gitseydi ortalama yaşam süremiz uzamazdı. mesala humma hastalığına yalkalanı hasta olanlar atlatamayanlar ne kadar çoktu. ama pastörize ürünler sayesinde artık yok.
        tavuklarımızı beslerken soya küspesi, mısır ,ayçiçek küspesi, gluten kullanıyoruz. birde tavukların günlük ihtiyaçlarını karşılacak olan premiks vitamin kullanıyoruz. ama tabiki bunlar hayvanların yaşına verimine rasyon programlarında hazırlanıp sonra karışımı oluşturuyoruz. en iyi besleyelim ki hayvanı yormayalım en iyi verimi alalım hayvanı yıpratmayalım. ilaç tabiki kullanmıyoruz. hiç bir üretim çiftliğide kullanmıyor. onun yerine üst düzey biyogüvenlik onemleri alıyoruz. ilaç ne işimize yarar ki kullanmak onuda hiç anlayamadım. tavuklar ilaçlanıyor diyolar ya ne için diyolar anlamadım … yani bunlar inek değil ki benim en küçük kümesimde 30.000 adet tavuk var ben nasıl onları ilaçlayabilirim tek tek hormon yapabilirim. imkansız… ama nereden çıktı bilmiyorum. o tavuklarında 42-45 günde büyümelerinin sebebi çünkü onların ırkı o … %85 yani sebebi genetik seleksiyondur. beslenme ve bakım şartları %15 etkiler oda maksimum. yani aynı tavuğu alsak köye salsak 2.100 gram olur takdir edersiniz ki köyün olumsuz şartlarında daha fazla gramaj kazanması zaten mümkün değil. üretim çiftlıklerinde de ısı vehavalandırma kontrollü, veteriner hekim gözetiminde enileri teknoloji kullanılarak bilgiyasar ortamında hazırlanmış rasyonlara göre hzazırlanan yemlerin hayvanlara sunulması vs gibi iyi şartlar olduğu için 2,5 kg ağırlığa ulaşır.
        lütfen içinizde hiç bir şüphe olmadan tavuk eti tüketin. zaten yumurta hakkında hiç birşey demeye gerek kendi doğal ambalajıyla en güzel besin.

        1. Merhaba Ilgın hanım, ben de taniştığıma memnun oldum.Üretim tesislerinin temizlik ve hijyene ne kadar önem verdiklerini tahmin edebiliyorum.Beslenme ve diğer konularda verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederim.Yazdıklarınızdan pek çok yeni şeyler öğrendim.Ancak hala takıldığım bir konu var, o da genetik geçmiş.Hepimiz insanız ve para kazanmak için uğraşıyoruz kısa sürede daha çok üretim daha çok para demektir.Yazınızda bahsettiğiniz tavuk ırkı bundan 30 sene önce de 42-45 günde doğal ortamında kesilebilecek seviyeye geliyorsa mesele yok ama bizler gelişen teknolojiyi kullanarak genlerle oynayıp doğal süreci etkilediysek o zaman soru işaretleri ortaya çıkıyor.

  20. Bazı kişiler Yavuz bey’ in açıklamalarından neden rahatsız oluyor? Yavuz Bey’ in bahsettiği şey çok basit: doğal olanı talep edin, yiyin ve marketlerde size sunulanı sorgulayın. Bundan ne gibi bir çıkarı, ne kazancı olabilir ? Hiç dikkat ettiniz mi bütün çocuklar yaz hariç sürekli hasta ve antibiyotik kullanıyor. Alerjiler tavan yapmış, Kadınlar erkekler doğurganlığını yitiriyor, erken doğumlar ve sorunlu hamilelikler , mutsuzluk , aşırı kilolu, göbekli ve soluk benizli insanlar . Başkasının ayakkabısını bile giymeye çekinirken, ağzımızdan içeri vücudumuza neler aldığımızı sorgulamalı ve birinin de bunları bize başımıza vura vura anlatması gerekiyor maalesef. Bence şirketler Yavuz Bey’ e saldıracaklarına tesislerini halka ve Tv’ lere açsınlar ve kendilerini şeffaf bir ortamda savunsunlar. Hiçbirinden ses çıkmıyor.

    1. Pınar hanım, güzel bir atasözümüz var;” doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar”.Herkese açık bir ortamdayız rahatsız olanlar da kendi doğrularını yazsın onları da öğrenelim.Kimseye karşı önyargılı değiliz, hangi marka yemlerle besleniyorlar,yemlerin içeriğinde neler var?İlaçlar özellikle antibiyotikler hangi aşamalar da ve nekadar kullanılıyor? 40-45 günden sonra kesilmezse (öldürülmezlerse) ne oluyor, 90 gün veya 360 gün yaşam süreleri varmı?

  21. Murat Bey ,
    Size katılıyorum.Bu ve bunun gibi bir sürü soru ve belirsizlik var. Madem yapılan iş tavuk sektörünün içine siniyor ve sütten çıkmış ak kaşıklar, o zaman çıkıp izah etsinler, biz de inanalım ve hatta eskisine göre daha çok yiyelim hem onlar kazansın hem bizim sağlığımız.

  22. Sayin Murat Bey ve Pınar Hanim,
    İşin doğrusu defalarca anlatildı. Ancak medya reyting değeri olmayan konularla ilgilenmiyor. Köpek adamı ısırır haber yapılmaz ama adam köpeği ısırır ana haberde çıkar bu haber. Yavuz hocanın dediği saçma sapan şeylerin haber değeri var, işin uzmanı hocalarin anlattıkları haber değeri açısından ilgi çekici değil. Gelişmiş ülkelerin et tüketim miktarlarını internetten bulabilirsiniz. Tüm dünya yanlış yolda birtek hocamız doğru yolda????

    1. Sayın Aydın Bey,
      Keşke Yavuz hoca ve diğer değerli bilim insanları ekranlarda daha fazla yer bulsalar ve sektör temsilcileri ile karşılıklı görüşseler de bizde faydalansak.Ama ne yazık ki magazin, dizi ve basit yarışma programları rağbet görüyor.Sorduğum soruların somut yanıtlarını paylaşırsanız ben de bilgi sahibi olurum.Özellikle yaşam süreleri hakkında epey ilginç şehir efsaneleri var.Eğer okumadıysanız Yavuz hocanın kitabını tavsiye ederim,”saçma sapan şeylerin” bilimsel kanıtları orada var.Başka bir deyişle adam,bu işin kitabını yazmış.Saygılarımla.

  23. Size televizyonlar konusunda katılıyorum Murat Bey. Sizin de dediğiniz gibi şehir efsaneleri dolaşıyor. Tavukların ebeveynleri yaklaşık 2 yıl boyunca kümeste sağlıklı şekilde yaşayabiliyor. Sonrası ekonomik olmadığı için kesime sevk ediliyor. Yediğimiz tavuklara gelince 45 günde kesime hazır hale gelir, siz de deneyebilirsiniz uygun ortamda bakılırsa çok daha uzun yaşayabilirler. Hocamın kitabındaki bilimsel kaynakları inceleyiniz 3 farklı kaynaktan faydalanıyor.
    1. Magazin haberleri
    2. Komşudan al haberi
    3. Bir arkadaşım söyledi.
    Bu bilgileri bazı tartışma programlarında kendisi söylemiştir.
    Saygılarımla.

    1. Aaa sayın AydınBeycim bide bakkala sormuş. Ama ben bakkal çırağındanda bilgi alsında bizi aydınlatsın diye bekliyorum bilimsel olarak. Bide kuaförlerde var aslında oralardanda bilgi toplayabilir. Ay çok sinirleniyorum bu konuşmalar oldukça. Halbuki beni hiç ilgilendiren bir konu değil. Ama yazık ki profosyonel hayvancılığın sağladığı katma değerlerin farkında değil

  24. Merhabalar,

    Fanatizmin bir faydası olmadığına inanırım. O sebeple Yavuz Hocacı, ocu, bucu, Karataycı vs değilim. İnsanlar kendi düşüncelerini, tecrübelerini, çekincelerini açıkladıklarında bunları dinleyip, aklınıza yatıyorsa kabul edip, yatmıyorsa kabul etmemenin doğru olduğuna inanırım.

    Yazı uzun oldu biraz, Yavuz Hoca’nın da programda dediği gibi, girilmediğinde bile bu kadar oluyor, birde detaya girilirse uzarda uzar. Sonuna kadar okunmaz diye düşünerek başta yazmak istedim. EARTLINGS diye bir belgesel var. İzleyin, izlettirin. En başında şöyle bir şey söylüyor; “Biz insanlar bu videoları gördüğümüzde sektörün çok az bir kısmının bu şekilde işlediğine inanırız. Maalesef %95’i bu şekilde işliyor.”

    Yavuz Hoca’yı geçenlerde şans eseri bir programda izledim. Kendisinin savunucusu veya karşıtı olmadığımı birkez daha belirteyim. Kendisine bazı suçlamalar yöneltilmekteydi. “Hocanın belirli hipotezleri var. Bunların bilimsel gerçekliği yok, saçma şeyler. Bunları söylemeyin hocam.” Gibi sözler sarfedilmekteydi. Yavuz Hoca’nın geliştirdiği hipoteze saçma demek çok doğru değil. Hipotezin temelindeki soru, bu tavuklar eskiden böyle değildi, bunlara ne oldu da böyle oldu? Hocaya saldırıda bulunan ve ünvanları sebebiyle bilimsel araştırmanın nasıl yapıldığını benden kat kat iyi bilen kişilerin şunu da biliyor olmasını beklerim. Hipotezler deli saçması vs denilerek rafa kaldırılamaz, onları bilimsel olarak çürütmek gerekir. Hipotezin açık kaynak tanımında şöyle bir şey geçmektedir: “Hipotezin, deneyle sınanması gerekir.” Deneyler ile hipotezi sınarsanız, hipoteziniz gelişir, teori ve hatta yasa olur. Deneyde yanlışlığı ortaya çıkarsa da hipoteziniz yok olur. Ama bu da bilim adına birşeydir. Yanlışın kanıtlanması da sonraki nesil için neyin yanlış olduğunu bilip tekrarlamamak adına önemlidir. Hipotez, “hocanın söylediklerinin bilimsel bir yanı yok” demekle çürütülmez. Hipotezi ortaya atan hocadan ne yapmalarını bekliyorlar acaba? 100 tane 1000 tane insanı sürekli tavukla besleyip olumsuz bir etkisi olup olmadığını görüp makale yayınlamasını mı bekliyorlar? Kaldı ki, bu konunun insan sağlığını olumsuz etkileyebileceğini düşünen bir kişi neden böyle bir deney yapsın? Hukukta bir insan suçu ıspatlanana kadar suçsuzdur denir. Konu insan sağlığı, beslenme gibi hassas durumlar olunca, bir de konunun içerisinde bu işten para kazanan bir endüstri olunca da, bunun resmi olarak kanıtlanmasının da o kişilere düşmesi gerektiğine inanıyorum. Bunu bir tüketici olarak söyleyebilirim. Tavuk tercih edip etmemem, o kişi bu kişi söyledi diye değildir. Zaten bir kişinin lafıyla düşünmeden hareket etmek akla mantığa sığacak bir şey değildir. Yavuz Hoca bu konuyu söylemeden önce de bir farkındalık vardı ve hipotez aslında gayet netti. “Tavuklar eski tavuk değil.” Bu söze köyde büyümüş ve tavuk, inek, eşek, koyun bakmış biri olarak katılıyorum, katılmamak elde değil. Bir tavuk 25-27 saat arasında yumurtlayıp senede 300-320 tavuk verebilir deniyor. Köyde tavuk beslemiş biri olarak tavukların normal yaşam şartlarında bu sıklıkta yumurtlamadığını söyleyebilirim. Aynı şeyi insan için düşünelim mesela. Doğurganlığa erişme yaşının 18 olduğunu kabul edelim (ki daha düşük olduğunu biliyoruz), menopoza da 50 yaş desek, kadın ayda 1 yumurtluyor ve sağlıklı bir kadının normal şartlarda 3-6 ay arasında hamile kalabileceği söyleniyor. Genelde gerçekleşende 3 aylık bir süreçte kadının hamile kalması. Çok kaba bir hesapla bir kadına ömrü boyunca 32 kez doğum yaptırılabilir. Ben yazarken bile tuhaf oldum, eminim sizde bu yaklaşımın saçma olduğunu düşüneceksiniz. Bir kadın neden her sene gebe kalsın ki? Bir hayvan niye doğası dışında böyle bir şey yaptırılmaya zorlansın? Yavuz Hoca’yı dinlememe sebep olan da kısmen bu yaklaşımıydı. Belki de ben böyle anlamak istedim. Tavuklar sanıyorum evrim geçirdiler. Geçirmediler ise birşeyler farklı, ama o tartışmadaki gibi teknolojisi değil. Maalesef biz canlılar teknolojiyi kullanıyoruz ama teknoloji ürünü değiliz dolayısıyla değişmiyor teknolojimiz  Yavuz Hoca zaten bu farklılıklar neden onu araştırıyorum, kansere etkisi var mı ona varmak istiyoru diyor. Kendisi Onkoloji doktoruymuş, yani kanser bilimci demek çok hatalı olmaz. Bu durumun kanserle olan bağının çözülmesinde sektör, şahsi fikrim hocayı karalamak yerine birlikte çalışsalar çok daha doğru ve net bir sonuç çıkacaktır ortaya.

    O tartışmada, sektör temsilcilerinin yalanlayamadığı konu özetle şudur. Hayvanı alıyorsun, uygun olmayan şartlarda (bir parantez açacağım, şartlar uygun demesinler hayvanı hapsedip güneş ışığından uzak bırakmak nedir Allah aşkına? Allah bu hayvanları yaratırken mobil olmamaları gerektiğini düşünse zaten tavuk hayvan değil bitki olurdu, kök salardı) hapsediyorsun, sonra içeriğinin ne olduğunu -tüketici olarak umursamadığım yemler ile besleyerek- eskiden 120 günde ulaştığı ağırlığa 45 günde getiriyorsun. Ve bu doğal hormon vs yok diyorsun. Sonra da eee ne var kardeşim gayet normal diyorsun. Bende özgür tavuk diye aynı süreçte aynı boyuta gelemiyor diye sorunca, saçma soru soran endüstriyi karalayan oluyorum öyle mi? Yine insandan örnek verelim, 10 yaşındaki çocuğu gayet sağlıklı (!) bir ortamda 90 kilo 185 yapmak gayet normal değil mi? Sonra hayvanı kesime gönderiyorsun. Kesim anladığım kadarıyla farklı yerlerde yapılıyor, büyük üreticilerin tesislerinde kesilip paketleniyor. Uygun şartlardan hiç bahsedilmesin daha geçenlerde gözlerimle gördüm kış ayında açık kasa kamyonette canlı tavuk taşınıyordu. Kesimhanelerde hayvanlara yapılan muameleyi konuşmak dahi istemiyorum. İnsanda biraz insaf olur, diğer kardeşlerinin gözü önünde can çekişir şekilde kesim yapılıyor. Tavuk, inek, domuz fark etmiyor. Hepsinde bir vicdansızlık var, diğer hayvanların gözü önünde, sonraki sıranın kendisinde olduğu bilincinde olan hayvana sonun bu olacak dercesine izletiliyor. Yukarıda adını verdiğim belgeselde MEET YOUR MEAT diye bir ibare vardı. Yani: YEMEĞİNLE YÜZLEŞ. Yine tartışmada geçen bir cümleydi, “biz domuz yemiyoruz.” Yememe sebebimiz hepimizin bildiği gibi helal olmaması. Hayvanı bu şartlarda bir cansız varlıkmışçasına davranarak kesmek eminim ki helaldir. Sadece kanın akmasıyla helal olmuyor. Hayvana düzgün muamele yapılması da helal olmasının bir parçasıdır. Tıpkı köylünün hayvanına baktığı gibi düzgün muamele… Nereden biliyorum, belirttiğim gibi köyde büyüdüm.

    Şunu söylemek nettir ki hiçbir hayvan eski hayvan değil maalesef. Köyde büyüklerimizin yetiştirdiği hayvanlar yok. Yerine endüstri var. Endüstrinin doğası gereği ilk amacı kar elde etmektir, kar etmelidir ki ayakta kalabilsin. Kaldı ki Yavuz Hoca endüstriyi suçlamamaktadır. Beslenme konusunun, kar amacı güden bir sektör olmasının yanlış olduğu benim şahsi düşüncemdir. Katılır veya katılmazsınız, saygı duyarım. Bu sektörü zarara uğratmamak için farklı politikalar uygulanabilir, zamanında TMO’nun çiftçi destekleri gibi. Bunlar bizleri aşan ve daha farklı olan konulardır. Farklı bir endüstride çalışan biri olarak, endüstri kar edebilmek için zaman zaman kaliteden çalar daha düşük kalite malzemeye geçer, zaman zaman yeni keşiflerle gelir. Örnek olarak, buzdolabında kullanılan dış sacın 1 mm yerine 0,8 mm’ye düşmesi veya daha düşük bir kalite saca geçilmesi kimseyi olumsuz etkilemez. Ama konu insan sağlığı daha da önemlisi çocukların beslenmesine girdiği zaman, “Paketli gıdalar çok sağlıklı çünkü kontrol ediliyor.” açıklaması yeterli değildir. Bozulmayan gıdalar, STT üzerinden 4 ay geçtiği halde hiçbirşey olmamış yoğurtlar (kendi tecrübe ettiğim bir şeydir) doğal değildir. Belki kötü de değildir ama doğal değildir herhalde. Y

    Başka bir ikilem de insanın “Tamam ama protein ihtiyacı için bunu yapmak zorundayım” diyememesidir. Denilmediği için, bugün Earthlings isimli belgeseli eğer izlerseniz, orada yapılan muamelere insanoğlu sırtını çevirmekte, görmezden gelmektedir. Tavuğun veya sığırın doğal ortamından çok uzak bir şekilde yaşatılıp sadece et, süt, yumurta için tüketilmesi ve bunun bu şekilde yapılmasının son derece normal olduğu içinde bir miktarda vicdansızlık barındıran bir düşüncedir. Bu hayvanlar can taşıyor, yavruları oluyor. İnsanlar beslenebilsin diye canlarından oluyorlar. Hem bu yüzden hem de biraz Allah’ın yarattığı canlılar olması sebebiyle biraz saygıyı hak ediyorlar. Şu denmiyor, “Hayvanı besliyoruz, tüm normal canlılar gibi yavrularıyla vakit geçiriyorlar. Ancak eninde sonunda ölecekler. O sebeple belirli bir yaşa gelince insanın zorunlu protein ihtiyacı için kesiyoruz.” Denmemesinin sebebi muamelenin bu olmamasıdır zaten. Bu muamele köyde köylünün hayvanına yaptığı, çocuğu gibi iyi şarlarda büyüttüğü ve kesimden önce hakkını helal et yavrum denildikten sonra (bizzat yaşadığım bir olaydır) diğer hayvanlardan uzak bir yerde kesilmesidir. Protein ihtiyacı ile ilgili olarak ucuz protein diye bir şey söyleniyor. Ama nedense ucuz protein denilince bitkisel proteinden bahsedilmiyor. Vejeteryanlık ve veganlığın ortaya çıkış nedenine baktığınızda en önemli sebeplerden birinin ekonomik olduğunu görürsünüz. Çünkü bir hayvanı, yiyebileceğiniz bitkisel kaynaklar ile beslemek sonrasında da o canlıyı besin olarak tüketmekte takdir edersiniz ki bir verim kaybı olacaktır. Gördüğüm kadarıyla bu verimsizlik kırmızı ette, tavuk etine göre çok daha fazlaymış. Sonuç olarak konunun sadece protein kaynak meselesi değil, birazda şahsi zevkler olduğunu düşünüyorum. Kimsenin ne yediğine karışma gibi bir hakkım ve lüksüm olmadığı için yemeyin diyemem. Ama ucuz protein denip, bitkisel proteinin konu edilmemesi çokta mantıklı değil. Araştırırsanız vegan ve vejeteryanların da ortalama yaşam sürelerinin, yakalandıkları ve yakalanmadıkları hastalıkların sayılarının, kısaca genel olarak sağlık durumlarının geleneksel olarak beslenen insanlardan çok daha iyi durumda olduğunu göreceksiniz.

    Daha da uzatmak istemiyorum ama olay şu noktaya geliyor, insanoğlu kendi iradesiyle başka canlıları kendisi için tutsak etmeyi, vicdanı bir kenara koyarak kendine hak sayıyor. Hayvanın büyümesiyle oynamayı kendine hak sayıyor. Canlıların genetiğini değiştirmeyi kendine hak sayıyor. Belkide insandan bile daha önceki zamanlardan beri bu dünyada yaşayan canlıların genetiğiyle oynamaya sen mi karar vereceksin insanoğlu? Nereden alıyorsun bu hakkı diye sormazlar mı? Hastalık tedavi edilecek olsa hadi bir derece tamam dersin ama konu o da değil. Çok büyük bir firmanın bu konuyla ilgili bir çalışması var, hastalık tedavi edebilmek için bir virüsle oynuyorlar, ona bile GDO yerine “Engineered Virus” demeyi tercih etmişler. 4,3 milyar yıllık Dünya’da sadece 10.000 yıldır var olan ve sadece son yüzyılda yaptıklarıyla Dünya’yı çevresel felaketlere sürükleyen (küresel ısınma, nesli insan sebebiyle tükenen hayvanlar, ormanların yok edilmesi vs. vs.) çıkar için kendi türünü öldürmeyi kendine hak gören bir tür, diğer canlılara elbette bunları yapacak ve bunun normal olduğunu iddia edecektir.

    Bir şey söylendiğinde doğrudan inanmayalım diyorum o yüzden araştırın. En başta dediğim gibi ocu, bucu, şucu olmak değil olay. Fanatik şekilde bir hocayı desteklemek değil. Bir başka hocacınızın söylediklerini destekleyen belgeler Amerika’da çıkmıştı yakın bir zamanda. O araştırmayı yapan Amerika’daki kişinin diğer bir çalışması da kırmızı et yemeyin, yapabiliyorsanız hayatınızdan çıkartın şeklindeydi. Örnek olarak, bu açıklama o hocamızın fikirleri ile ters düşmekteydi. Bir konuda aynı düşünürlerken, diğer konuda ters düşmüşlerdi. Acaba hangisi haklı şimdi? Okuyalım araştıralım o yüzden. Bilgiye ulaşmak kolay, doğruya ulaşmak biraz zor ama imkansız değil. Araştırıp akla bilime uygun olan sonuca inanmak lazım. Sonuçta beden sizin, aile sizin. Ne yenip ne içileceğine ne Yavuz Hoca karışır, ne endüstri karışır. Bu işten para kazanan endüstri, biz tüketicileri, bu konunun normal olduğunu ikna etmesi gerekir. Ve bu iknalar, “Biz yiyoruz.” Ya da “Orada da böyle yapılıyor, bizim sektör zaten çok iyi.” şeklinde değil de, “Sayın tüketici, düşündüğüzün aksi bir durum vardır. Bu da bilimsel belgeleridir.” Şeklinde olmalıdır. “Denetim yaptık, sürece uyduk.” demek yeterli değildir. Kalite Sistem denetlemelerini, çalıştığım sektör gereği bilen biri olarak, dört dörtlük yapıldığına inanmak maalesef kocaman bir soru işaretidir. Normal büyümesi 120 günden 40 güne düşürülen bir hayvanda herşeyin aynı kalması kocaman bir soru işaretidir.

    Son olarak ta konunun içerisinde Allah’ın yarattığı başka bir can var ise, işin içerisine biraz vicdan katılmalıdır. EARTHLINGS’i izleyin, izlettirin…

    Saygılar…

    1. aynı fikirdeyim. Sağlam kafa sağlam vücutta olur. Gıda sektorunun kar gütmeyen, amacının sağlıklı nesiller yetiştirmek olan bir yapıya dönüşmesi gerekiyor. Bunun da yolu köylüyü çiftçiyi eğitip denetleyip, gıda işini lokalde çözmektir. Her ilçenin yumurtasını peynirini sütünü yağını etini karşılayabileceği meralar olmasıdır.

  25. Banvit %20 GDOlu soya kullandigini acikladi.
    Beypiliç GDOya alişmamiz gerekiyor diyor.

    Food inc isimli belgeselde tavukculuk ile ilgili bolumu izleyince tavuk yemeyi biraktim.
    Yakın koylerden tavuk alip yiyoruz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir