Skip to main content

Tıbbın algı / kanaat dinamiği çok zor değişir

Toplum başta tıp olmak üzere biyolojik bilimleri “pozitif bilim” kapsamında kabul etmek eğilimindedir. İşin kötüsü bu düşünceye en çok da doktorlar inanır. Oysa tıp pozitif bilim olmanın başlıca gereksinimi olan “tekrarlanabilir olmaktan” hayli uzaktır. Örneğin hastalıkların tedavisinde bir yaklaşım (cerrahiyi bir kenara koyacak olursanız) her zaman aynı sonucu vermez. Mesele kanser olduğunda patologların “aynı” tanı grubuna soktukları hastaların hepsi benzer seyretmez. Hatta aynı kişi aynı tedaviye iki farklı zamanda aynı yanıtı vermez, bir keresinde işe yarayan diğerinde yaramayabilir.

Resim http://www.abc.net.au/radionational/image/5768676-3x2-700x467.jpg adresinden alınmıştır.
Resim http://www.abc.net.au/radionational/image/5768676-3×2-700×467.jpg adresinden alınmıştır.

Tıbbın pozitif bilim olmama hali ise “plasebo etkisi” söz konusu olduğunda doruğa ulaşır. Plasebo içinde etken madde bulunmadığı bilinen ilaç taklitleridir. Dış görünüm olarak ayırt edilemediklerinden “ağrı kesici etki, depresyon giderici etki vb.” sübjektif, yani hasta tarafından değerlendirilen kavramların geçerliliğinin sınanmasında kullanılır. Kişinin haleti ruhiyesine göre değişebilen durumlardaki başarı, ancak ilacın plaseboya, yani yalancı ilaca üstün olması durumunda anlam kazanır. Buna karşılık kişiye verilenin plasebo olduğu doğrudan söylense bile, kişi bu ilaç taklidinden de fayda görebilir. Velhasıl tıp pozitif bilim değildir.

Tıbbın pozitif bilim olduğuna en çok doktorlar inanır

Belki de bu nedenle, algı / kanaat oluşumu tıpta diğer bilimlerden daha fazla önem ve geçerlilik taşır. Doktorların okuyup diploma sahibi olmaları bu durumu değiştirmez. Bilgiler genellikle bir öncekiler tarafından doğrudan aktarılır ve sorgulanmadan kabul edilir. Her disiplin kendini ortaya koyarken, anlattıklarını tekrarlayabilenleri veliaht olarak seçer. Bunun doğal sonucu bir varsayım bilgi olarak empoze edildiğinde, hele hele bir kuşak bundan etkilenmişse, artık tartışılması pek mümkün olmayan (dogmatik) kanaati oluşturur. Öğrenci hoca kademesine erişmiş birine zaten itiraz edemez, itiraz edebilecekler daha eğitimin başında ekarte edilir, kongreler geçerli kanaat zemininde toplanır, dolayısıyla kanaat hakim hale gelir.

Tıpta bir şekilde yerleşmiş kalmış düşünceler tahmin edilenden çok daha fazladır. Kanserin eninde sonunda yayılıp patlayacağı, zararsız benlerin melanom denen saldırgan biçime dönüşeceği, çok et yemenin zekayı güçlendireceği gibi düşünceler önceki yerleştirilmiş algı / kanaat kalıplarının devamıdır. Bu elbette hazır mamaların evde hazırlanan bebek çorbalarından daha besleyici olduğu, CRP yükselmesinin illaki enfeksiyona işaret ettiği için antibiyotik tedavisi gerektirdiği, kolesterolün damarı tıkadığı gibi düşünceler için de geçerlidir. Günümüzde algı / kanaat toplumun ortak hafızasından şekillenmez, bilakis şekillendirilir. Şekillendirme işlemi doğrudan ya da dolaylı olarak reklamlar, diziler gibi günlük yaşamın içerisinde ortaya çıkar: “Beyaz temizdir, beyaz gömlekli adam sözüne güvenilir olandır, bulaşık makinesinin borusu yağ nedeniyle kirlidir, kolesterol de damarı tıkayan yağdır, boru da damar da tıkanmaya eğilimlidir…” Doğrusu dizilerin reklamların arasına serpiştirilir hale geldiği son on yıldan beri tıp bile dizilerin etkisindedir.

Statüko varsa tartışma şansı yoktur

Ama en ilginç olanı tıpla ilgili dizilere halktan çok doktorların inanır olmalarıdır. Vereceğim örneklerin hepsi de yaşanmış hikayelerdir; göz naklinin göz küresi nakli olduğunun sanılması (aslında nakledilen öndeki saydam kornea tabakasıdır), DNA hedeflenerek her türlü kanserin tedavi edilebileceği, kişiye özel ilaç yapmanın mümkün olduğu, kök hücre tedavisinin olası en iyi tedavi seçeneği olduğu gibi görüşlere en çok doktorlar inanır. Bunun doğal sonucu olarak hastaların ölüm nedenleri neredeyse istisnasız “kalp ve solunum durmasıdır”. Tıbbın bir şekilde doğrudan ya da dolaylı yerleştirilmiş algı / kanaat yanılsamasından kurtulması özellikle zordur, geçerli düşünce zemininde toplanan kongreler yeni bir düşünce biçimini tartışmaya yanaşmazlar. İşte statükoyu korumaya yönelik bu saplantı gerçek bir sorundur.

4 thoughts to “Tıbbın algı / kanaat dinamiği çok zor değişir”

  1. Ben saglikla ilgili seyler soyledigimde beni tanimayanlar “sen doktor musun” derler. Ben de iyi ki degilim, beynim yikanmamis, ve doktor olsaydim dogru olani mi yoksa dayatilani mi yapayin diye dusunerek kafayi yerdim, gibi seyler soylerim. Acil durumlar (kanama, kirik, zehirlenme, yanik, solunum durmasi, kalp krizi, tedavi gerektiren enfeksyion..), cerrahi gerektiren durumlar, ve teshis amacli ziyaretler disindaki durumlarda doktora gidilmesine karsiyim; cunku muhtemelen cok bir anlami olmayan birkac ilac verecekler, ve hastalik ilerleyecek ve derinlesecek.
    Oksijen, ya da belli bir tip elektromanyetik dalga verilerek genel sagligi iyilestirme amacli tedaviler hastanelerde sunulsa insan daha iyi hissetmek veya performansini yukseltmek icin arada bir hastaneye gider.
    Biz genelde satanist bati kartelinin dayatattigi TIP sistemini uyguluyoruz. Bu hep boyle mi devam edecek. Rusya. Cin guclendi, Batiyi gecti. Pek yaygin olmamakla beraber dunyanin cesitli yerlerinde kaliteli alternatif tedaviler bulunabilir. Gcmaf ile kanser tedavisi yapan doktorlar, ABD derin devleti tarafindan olduruluyor, ama Avrupada bu tedaviyi saglayan doktorlar bulunabilir. TPP, TPIP benzeri fasist anlasmalar kabul gorseydi tum dunyayi bir fasizm kaplayacakti, ve avrupada da boyle tedaviler bulunamayacakti. 3. dunya savasi olmazsa, tipta bir devrim yasanacaktir, ama bu devrim politik sebeplerle ortalama halka yansimayabilir.

  2. Öncelikle Tıb pozitif bilim deildir sözünü açık açık söyleyip yazabilme yürekliliğinden dolayı sizi alkışlıyorum , Pozitif olsa idi kişisel görüşlere göre farklılık göstermezdi yada kişilerin kişilik yapılara göre.Şimdi anlatacağım yaşanmış bir gerçektir, öğrencilere kortizonun zararlarını ve önemini öğreten bir romotolog , nasıl olurda “iyi hekim ağrılarımı geçirdi ” söylemi için hastasının genel sağlığını hiçe sayar , tıbbi eğitimi verdiği hekimin “siz öğrencilerinize böylemi ögretiyorsunuz ” göndermesinine karşı ” biz öğrencilerimize herşeyi öğretmeyiz ” söylemini hasta sahibine nasıl söyleyebilirki.Tıp pozitif bir bilim ise kişilerin kişiliklerine göre değişim gösteremez deilmi ? Yani insanın olduğu heryer bilim insanları ile dolu olsa bile içinde yaşayan insanların hayatı anlamlandırma ve algılama biçimleri bilim adamı kimliklerini derinden etkiliyor.Bilmin geleneğin bilgi birikimlerini önemsemeden sadece kendi tezlerini yıllarca savunur olması herzaman haķlılığını ortaya koymuyor ilk 6 aydan sonra bebeğin anne sütünden kesilmesini öneren aynı tıp bilimi 7 yıl gibi bir zamanda emzirme süresini 2 yıla çıkardı.Böylesi önemli bir konuki buna kutsal kitapta bile yer verilmiş.
    Neticede insan faktörünün içinde bulunduğu yapıyı etkilemediği hiçbirşey yok olumlu veya olumsuz mutlaka yapıya etkisi oluyor.Doğruların hicbir şekilde değişmeyeceği dinamiklerle bilimin yeniden şekillenmesi dileğiyle

  3. Sayın Yavuz hocam;Yazılarınızın devam etmesini dilerken,inanın yaptık denilen otoyollar üç ayda delik deşik olurken,köprüler pahalılıktan geçilemez iken,sağlığa erişimi kolaylaştırdık derken tükrük bezi şişkinliğini faranjit diye tanılarken 10 günlük antibiyotik bombardımanı sonrası gidildiğinde aynı hekimin ne faranjiti dediğinde tanı size ait cevabı alan hekimin suratıma alık alık bakınca ben özele gideyim dediğimde ”ben olsam sizin dediğinizi yaparım”dediği bir ülkenin kokpitininin niteliği ne ise gerisinin de aynı olması bizleri şaşırtmamalı.Balık baştan koktu,tuz leş gibi ve bu ülkenin her yeri&yerinde suistimal ediliyor.

    1. Tabiiki bu arada Akademi,ilim, bilim ,adalet liyakat ile kadrolanmadığı için vasataltı bir düzeyde kıyamate doğru giderken halkımız tv seyretmekte.Du bakalım nolcek?Ayımı çıkcek nolcek?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir