Skip to main content

Veteriner arkadaşlarımız için genel bir değerlendirme

Piliç konusundaki açıklamalarım sizin mesleğinizin sorgulanması amacını taşımamaktadır. Zira meslek sorgulaması yapılacak olursa, muhtemelen ilk sırada doktorlar gelecektir, bunu da her gereken durumda, odalar da dahil olmak üzere ifade ediyorum. Ancak meslekler erbabı olarak farkına varmamız gereken ilk unsur endüstrilerin meslek öğretilerinin çok ilerisinde olduğudur. Bugün tıp alanında her yıl en az 500 milyar dolar araştırma yapılmasına rağmen, hastalıkların bırakın tedavisi, artmasının engellenmesi bile mümkün olmamakta, buna karşılık ilaç satışları da olağan üstü düzeyde artmaktadır. Elle tutulur birkaç gelişme varsa bile, bunlar yine ilaç endüstrisinin sınırları içerisindedir, sonuç olarak tıp endüstrileşmiştir.

Benzer durum elbette üretimin endüstriyel hale geldiği tarım için de geçerlidir. Bugün piliçten, soyaya kadar her şey endüstriyel üretim mantığına varmaktadır. Bunun doğal sonucu sadece üretimin tekelleşmesi değildir. Üretim artık insan unsurunu da barındırmayacak biçimde yeniden şekillenmekte, insanı sadece tüketici olarak istemektedir. Piliç de dahil tarımsal üretimin ucuzlamasının bilinen iki yolu mekanizasyon ve kimyasallaşmadır. Buna karşılık hala daha fazlasını (ve elbette daha ucuza) almayı isteyen bir yaklaşım, elbette genetik müdahale ya da ilaçların amaç dışı kullanımlarından da kaçınmayacaktır.

Ancak bütün tartışmalar gördüğünüz üzere aramızda yapılmaktadır, endüstrilerden ses gelmemektedir. Bizim inandığımız konularda ilgimiz bulunan endüstrileri savunmamızda da bir sakınca görmüyorum. Ancak çocuklarımızın geleceği için aynı iyimserlikte değilim. Bilişim ve mekanizasyonla işimizi kolaylaştıran bankamatikler, piliç üretiminin de nasibini aldığı bant üretim sistemleri, geniş arazileri insansız işleyebilen traktörler, tarımda insan faktörünü kalıntı bahasına ortadan kaldıran ilaçlar ve burada sayamayacağım kadar çok uygulama standart işlemler gibi görünse de, iş olanaklarını da ortadan kaldırmaktadır. Dolayısıyla nasıl endüstriyel tıp doktorları taşeronlaştırıyorsa, diğer endüstriler de bizi “dövüştürmelerine” rağmen hala yaranmaya çalıştığımız “sahiplerimiz” gibi görünmektedir.

Tartışmanın merkezi mesleğiniz değildir. Doğanın olanak sağlamayacağı kadar saptırılmış bir üretim metodunun sakıncaları ve sağlıklı tüketilebilir olup olmadığı, ama mutlaka bilimsel sınırlar içerisinde tartışılmaktadır. Bu noktada “bilginin bilinmesi ile yorumlanmasının (analiz) ayrı kavramlar olduğunu naçizane hatırlatmama izin verin. Meslek tartışılacak olursa merak etmeyin doktorlardan kimseye sıra gelmez. Bu ülkede “anne sütü beslemez mama verin”, “margarin kalp dostudur, tereyağından uzak durun” ya da “yumurta kolesterol yapar” algısını yaratanlar da doktorlardır. Her türlü hijyenik malzeme, çocuk ürünü de yine doktorlar ve dernekleri aracılığıyla pazarlanmaktadır.

“Beyaz”, renkler içerisinde kuşkusuz en çabuk kirlenenidir. Ama yine de algımız beyazın daha üstün olduğu biçiminde şekillenmiştir. Beyaz un, beyaz şeker, beyaz tuz, beyaz et gibi kavramlar da bizim için uydurulmuştur. Oysa insan yapımı beyaz olan tek şey saraydır, bütün bu entegre sistemler de sarayın beyaz kalması için çalışmaktadır.

 

 

  1. Hakan Boyardedi ki:

25 Haziran 2014 23:58

Prof. Dr. Ahmet Ergün: Tavuk Eti Gerçekten Suçlu Mu?
—————————————————————————–
“5 – “Yumurtada ne var ki ?” Günde iki-üç defa yumurtlatabilmek için tavuğa mutlaka bir şey yapmak zorundasınız. Çünkü bu kadar yumurtlama hayvanın doğasının dışında bir şey.” Ben bu ifadenin bir şaka olduğunu düşünüyorum. Yoksa biyoloji bilen hiç kimse bunu ciddi olarak söylemez, söylememelidir. Tavuklarda yumurtalıktan yumurta kanalına düşen bir yumurta sarısının yumurtlamaya kadar geçen süre 24.5-25 saattir. Bu sürenin yalnız 11 saati yumurta kabuğunun oluşumu sırasında geçer. Ve bir yumurta yumurtlanmadan bir sonraki yumurta kanalına düşmez. Hormon vererek dahi bunu gerçekleştirmek mümkün değildir. Bir ticari yumurtacı melez yumurta tavuğu bir yılda, 365 günde 320 yumurta ancak yumurtlar. Bir başka ifade ile ancak 10 günde 9 yumurta verebilir. “Günde iki-üç defa yumurtlatılabilmektedir” ifadesi kesinlikle mümkün değildir.”

http://www.veterinary.ankara.edu.tr/?mdl=haber&haber_id=491

Cevapla

Yumurtanın oluşumu literatür bilgisine göre tamamen haklı olduğunuz üzere 24-25 saat sürmektedir. Bunun çok büyük bir bölümü kabuğun oluşturulmasına harcanmaktadır. Esasen benim bugüne dek yumurta konusunda “nasıl kar beyaz olabildikleri” dışında ciddi bir açıklamam olmamıştır. Zira yumurtaların yıkanması gibi bir kavram zaten ticari cihaz ve madde satan sitelerde de yer almaktadır. Ancak alandan aldığım bilgi söylediklerimi teyit eder niteliktedir.

Yumurtlama olmadan bir başka yumurtanın kanala giremeyeceği de anlaşılan kesin kural değildir. Çiftlik Dergisi’nden okuduğum bilgilere göre, Veteriner Hekim Adnan Serpen “yumurta içinde yumurta” konusunda da bir açıklama getirmektedir: “Veteriner biliminde patolojik vaka olarak değerlendirilen bu gibi anomali vakaları tavukta yumurta üretiminin gerçekleştiği ovaryum ( yumurtalık) ile kloaka (yumurtanın tavuktan dışarıya çıktığı en son kanal) arasındaki üreme kanalında bulunan infundibulum’a, ovaryumda arka arkaya şekillenen birden fazla yumurta sarısının bırakılması veya bir gün evvelki yumurta sarısının vücut boşluğunda kalarak ertesi günkü birden fazla sarı ile infundibulum’a girmesi, buradan birden fazla yumurta sarısının ayni anda yumurta sarısı ve akının kabukla kaplandığı hayvanın uterusuna inmesi, önceden gelen ve kabuklanmış yumurtanın, yumurta kanalının ters yönde hareketi sonucunda ileriye gideceğine geriye isthmus bölgesine hareket edip tekrar uterus’a gelmesi ve kabukla kaplanmak üzere olan çift sarılı yumurta ile birlikte uterus tarafından sanki yeni yumurta imiş gibi algılanması sonucunda gerçekleşmektedir.”

  1. Oğuz dedi ki:

26 Haziran 2014 00:05

Sayın Yavuz hocam, sizi sürekli takip ediyorum. Söylediklerinizin çoğuna hak veriyorum. ama çok büyük zarar verdiniz tavukçuluğa. dünyada çok daha ileri tavukçuluğa sahibiz.
Sizin yüzünüzden arkadaşımın babası iflas edecek.

Cevapla

Dünyadan çok daha ileride bir piliç endüstrisine sahip olduğumuza tamamen katılıyorum. Zaten tartışma piliç-tavuk aşamasının ötesine geçememektedir. Tavuğun çok ciddi besin kaynağı olduğunda hiçbir görüş ayrılığımız yok. Mesele endüstrinin tavuk değil, piliç üretmesinden kaynaklanmaktadır. Lakin uyarıların geçmişi iki yılda geriye gitmektedir, sektörün önde gelen firmalarıyla konuşulmuş ve önlemlerini almaları beklenmiştir. Amacımız kimsenin zarar görmesi değildir, ancak piliç tüketimi ucuz olması nedeniyle çok fazladır ve meselenin boyutu da bu nedenle ciddidir.

  1. Berkerdedi ki:

26 Haziran 2014 00:32

Yavuz Dizdar, sen yetersiz bilgiyle fikir sahibi olmaya çalışan sözüm ona bilim adamımsı takılan bir şeysin. Başarısız bir onkolog olarak alanın dışındaki konulara saldırıp medyatik olma çabasındasın. Bilgine güveniyorsan bu alanda uzman veteriner hekim, gıda mühendisi gerçek bilim adamlarının karşısına çıkıp savun tezini. Ya da uğraşma, bir şivava yavrusu bir de golden retriever yavrusu al. Doğduklarında az çok aynı boydalar. Bir de 2 ay sonra ve 6 ay sonra bak. Ondan sonra gel bana bu tavuklar hormonlu da ondan geç büyüyor de. Azcık zootekni, ırk bilgisi vs. öğren. Halkın kafasını bulandırma!!!

Cevapla

Canlıların doğal ortamdaki büyüme eğrileri elbette birbirinden farklıdır, tamamen katılıyorum. Ancak sorun doğal koşullarında bir yılda 2.5 kilogram ağırlığa erişen bir hayvanın, soy seçimiyle bunu 40 günde yapamayacak olmasındadır, aradaki fark doğanın izin veremeyeceği kadar büyüktür.

Ancak esas sorun ise hızlı büyüyen soyların nihai sağlık durumudur, zira hızlı büyümenin bedeli ciddi hastalık ve ölümdür. Bunların içinde eklem bozuklukları, kas nekrozları (özellikle göğüs kaslarının dejenerasyonu, yeşil kas hastalığı), vücut boşluklarında sıvı toplanması, kalp krizi gibi durumlar sayılabilir. Okumalarımın büyük kısmı artık bunun nasıl gerçekleştirilebildiğine yönelmiştir, çünkü bu verilerden çıkarılacak çok fazla yeni bilgi bulunmaktadır. İki soy arasında bu kadar fark oluşursa da buna artık tavuk denemez, sistematikteki adı değiştirilmek zorundadır ve yenip yenemeyeceği tartışılır hale gelir.

  1. Hakan Boyardedi ki:

26 Haziran 2014 00:55

Dr. Dizdar,
TVHB İzmir Veteriner Hekimler Odası Yayın No:2013/1
İnternet ve Medyada Yer Alan Kasaplık Piliç (Broıler) Eti Ve Yumurta Haberleri Üzerine Bir Değerlendirme
Tıklayınız: https://docs.google.com/file/d/0B0XPJBEIsBunaXBFNkpDY1BqQ00/edit?usp=sharing

Cevapla

Elbette okudum. Güzel bir değerlendirme olmuş, ancak tartışmanın esasına, yani 1 yıl 40 gün farkın ilişkin bir açıklama sunmuyor. Yine de yazanın ellerine sağlık, ileride dayanak alacağım metinlerden biri olacaktır.

  1. Hakan Sağırkayadedi ki:

26 Haziran 2014 11:19

Yard. Doç.Dr. Dizdar, siz sanırım kendi alanında akademik ilerleme yerine tavukla kafayı bozmuşsunuz. Size tavsiyem psikolojik destek almanız. Mutfaktaki resminizde zaten gıda hijyenini ne kadar hafife aldığınızın kanıtı. Lütfen herkes kendi işine baksın. Hayatında kümes görmemiş ve piliç kelimesinin anlamını TDK sözlüğüne bakmadan yorumlayan insanların yorumlarına karnımız tok bizim. Bilgisi olmadan fikri olan en şarlatan kişisiniz. Doğru olan bu.

Cevapla

Mutfak resmim iznim dahilinde çekilmiştir, ama konuyla alakası bulunmamaktadır. Bugüne dek gıda üretimi ve hijyeni konusunda çok fazla araştırma yapılmıştır, ancak gıdanın doğal bozulma sürecinin ne olduğu araştırılmamıştır. Mutfağın bu şekilde tutulmasının nedeni buna olanak sağlamasıdır. Piliç kelimesinin anlamını TDK sözlüğünün ötesinde de araştırdım. Kelimenin tarihçede bülüc “genç tavuk” (Hızır Paşa, Müntehab-ı Şifa, 1410 yılından önce yazılmıştır), puliça “kuş yavrusu” (Evliya Çelebi, Seyahatname, 1680 yılından önce yazılmıştır) şeklinde kullanımı anlamına uygundur. Kökeninin “küçük kuş” sözcüğünden alıntı olabileceği, pulíz “kuş, piliç” sözcüğünün küçültme hali olduğu ileri sürülmektedir (Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü, İsmet Zeki Eyuboğlu, Sosyal Yayınları). Kelimenin bu kullanımları endüstriyel olmayan piliç açısından doğrudur, hayvan “küçüktür”.

Kendi alanında ilerleme başka alanlardan bilgi aktarımı olmadığı sürece olanaksızdır. Mevcut alanların en gelişmiş olanı kesinlikle tavuk bilimidir. Ama bunun dışında botanikten mimariye geniş bir alanda bilgi birikimi edinmeye çalışıyorum.

  1. Neşe Aydemirdedi ki:

26 Haziran 2014 14:00

Dr. Dizdar;
Yorumlarınızı gerçekten hiçbir dayanağa bağlanmadan yaptığınızı düşünüyorum. Bu konuda yapılan bilimsel makaleleri, uzmanların görüşlerini hiçe sayarak halkı yanlış yönlendiriyorsunuz. Prof. Dr. Ahmet Ergün’ün açıklamalarını bir zahmet okumanızı tavsiye ederim.

Cevapla

Yaptığım açıklamaların elbette birden çok dayanağı bulunmaktadır. Amacım okuduklarımdan çıkarttıklarım doğrudan halkın bilgilendirilmesidir. Konu daha önce endüstriyle de değişik ortamlarda tartışılmıştır, ancak doğal sürece bu kadar aykırı üretim yapılabilir olmakla birlikte sağlıkla tüketileceği tartışmalıdır. Endüstri zaten reklamlar, ilanlar ve hatta kamu spotları gibi benim erişemeyeceğim imkanlarla konunun uzmanlarının görüşlerini aktarmaktadır. Ancak halkın tavuk algısı tazedir, yani mevcut piliçlerin tavukla bir alakası yoktur.

  1. Hakan Boyardedi ki:

26 Haziran 2014 19:51

Sağlıklı bilgi
http://www.sagliklibilgi.org/TR/10/Uzman-Gorusleri.htm

Bu kadar bilim insanı yanlış, yalnız siz mi doğrusunuz Dr. Dizdar?

Cevapla

Bilim insanları tavuğun nasıl 40 günde 2.5 kilogram ağırlığa eriştiğini ve 15 dakikada pişebildiğini açıklamak durumundadır. Bunun biyolojinin mantığı (sağlıklı sürdürülebilirlik) ve herkesin ortak algısı haline gelmiş olan “körpelikle” açıklanabilir bir durumu yoktur.

  1. Mustafa EKENdedi ki:

26 Haziran 2014 21:33

Sağlık Bilimleri eğitimi almış birinin, kaynak göstermeden ve bilimsel çalışma yapmadan salt kendi düşüncesini kamuoyuna aktarması ahlaki değildir ve almış olduğu eğitimin karşılığı değildir. Buradan tüm Veteriner Hekim meslektaşlarıma, kanatlı sektörü paydaşlarımıza, Veteriner Fakültelerimize, TVHB ve meslek odalarımıza, Türk Tabipler Birliği ve Tabipler odalarına, STK’lara yasal girişimlerde bulunulması konusunu ivedilikle yaşama geçirmelerini öneriyorum. Gerçekten bilimsel çalışmalarda kanatlı sektöründen elde edilen ürünler sağlık riski oluşturuyorsa tasfiye edelim bitirelim bu işi. Ekonomik hayvansal protein kaynağı olan kanatlı sektörü, bugün geldiği noktadan geriye götürülmek arzularının konusu olamaz olmamalıdır. Lütfen bilimselliğe yönelelim. Ampirik düşünceler sahibini küçültür.
Saygılarımla…
Dr.Veteriner Hekim
Mustafa EKEN

Cevapla

Yeni düşünce farklı düşüncelerin tartışılması ile doğar. Veteriner meslektaşlarımız elbette kendilerine öğretileni anlatıyorlar, ben de kendi okuduklarımdan açıklama getirmeye çalışıyorum, bu konuda bir ikilem bulunmamaktadır. Ne var ki, bilimsel açıklamaya muhtaç bir çelişkinin odalar ya da STK’lar aracılığıyla açıklanması söz konusu olamaz. Burada tartışmanın merkezi bilimsel bir ikilemdir, ama ürün herkes tarafından tüketilmektedir. Amaç asla bir endüstrinin tasfiyesi değil, makul, mantıklı ve elbette tüm tarafların haklarını koruyacak şekilde yeniden yapılandırılmasıdır. Ahlaklı olan zaten budur.

  1. Ünsal Samidedi ki:

26 Haziran 2014 23:06

Sevgili Veteriner Hekim meslektaşlarım,
Akademik geleceğini kendi branşı üzerine değil de, bihaber olduğu konular hakkında fikir beyan ettiğini?… düşünen birine cevap vererek pirim yapmasına katkıda bulunmayalım… LÜTFEN

Cevapla

Benim amacım pirim yapmak değildir. Okuduklarımdan çıkarttıklarıma dayanarak insanlara bilgimi aktarıyorum, mesleğim korumak üzerine kuruludur. Zaten eleştirinin odağı veteriner hekimler değildir.

  1. Birgül Şenovadedi ki:

27 Haziran 2014 07:13

Sayın Dizdar, Türkiye’de tavukçuluk sektörü gerçekten dünya standartlarındadır. Kuş gribiyle mücadelede veteriner hekimlerimiz Avrupa’ya örnek olmuşlardır. Bütün Avrupa aman ithalatımız düşmesin, isletmecilerimiz zarar görmesin diye enfekte tavuk sayılarını bile açıklamaktan kaçınmıştır. Türkiye ise kuş gribi mücadelesini şeffaflıkla sürdürmüş ve bu illetten kurtulmuştur.

Örnek verdiğiniz İngiltere en ufak bir zoonoz salgınında üreticisini korurken siz neden Türk tavukçuluğuna darbe vurmayı kendinize iş edindiniz? Tavuk eti sağlıklıdır, gönül rahatlığıyla yiyiniz. Kanserin bir çok nedeni vardır, önlenebilmesinin tek yolu da şimdilik beslenme gibi gözükmektedir. Ama broiler piliçlere ve tavukçuluk sektörümüze bu kadar çamur atmak insafsızlık.

Cevapla

Burada zoonoz salgınından söz etmiyorum. Aşırı derecede değiştirilmiş bir biyolojik sürecin nasıl olabildiğini tartışıyorum ve nedenlerini araştırıyorum. Piliç endüstrisinin tıptan çok ileride olduğunu defalarca ifade ettim. Benim pilicin hızlı büyütülmesinin olası mekanizması ve çok tüketildiği için yaratabileceği sakıncalar konusunda zaten kanaatim var. Ancak onların uyguladıkları mantıkla tıptaki ve biyolojideki pek çok daralmanın da aşılabileceğini görüyorum. Amacım asla çamur atmak değildir, vatandaşın kararını da değiştiremem. Ancak “üreticisini koruyan” sistemin bizde kuş gribi bahanesiyle köylerdeki mevcut tavuk envanterini de ortadan kaldırmış olduğunu üzülerek görüyorum.

  1. Osman Orhandedi ki:

27 Haziran 2014 09:28

Sayın Dizdar, yazılarınızdan okuduğum kadarı ile insanların doğal ve zararsız et ve et ürünleri yemesini dile getirirken bilgi yetersizliğine bağlı olarak modern kümeslerde tavukçuluk yapan ve tüm dünyaya özellikle Avrupa’ya tavuk eti ihraç eden bir sektörü karalayarak yapıyorsunuz. Bu davranışınız adının başına DR konmuş bir insan olarak etik değil. İnsanlara en büyük zararı bilgisizlik verir. Bu konuda sektörde çalışmış ben de dahil olmak üzere bir çok bilim adamı sizin bilgi yetersizliğinizi giderebilir. Bence önce bu konuda kendinizi tamamlayın sonra doğru eleştirilerinizi yapın.

Cevapla

Bilgileriniz sağlamsa yetersizliğe girmeniz için herhangi bir neden yoktur. Ben de bilgilerimin kaynağını veterinerlik dergilerini okuyarak aldım. Sorguladığım şey artık biyolojik bir sürecin doğal olanaklarının nasıl bu kadar esnetilebileceğidir. Piliç endüstrisinin ticari başarıları ayrı bir konudur ve tamamen haklarını teslim etmek gerekir. Ancak etik kısmı farklıdır, benim etik algım sakıncası olduğuna kanaat getirdiğim bir konuda toplumu bilgilendirmeyi zorunlu kılar. Nitekim konu veterinerlerle de tartışılmış, bu kadar hızlı büyümenin nedeni açıklanamamıştır.

  1. Prof. Dr. Faruk BALCIdedi ki:

27 Haziran 2014 19:39

Sayın DİZDAR,
Bilim araştırmalar ve somut bilgiler ile yapılır. Gerçekler ile uzaktan yakından ilgisi olmayan iddialarınıza karşı bilimsel ve kanıtlara dayalı bilgiler aşağıdaki linkte verilmiştir. İddialarınızı her ortamda karşılıklı olarak tartışabiliriz.

http://www.banvit.com/haberler.html#

Cevapla

Somut bilgi ile neyin ifade edildiğini anlamasam da, bilimin bilgi ve araştırmayla yapıldığı görüşünüze tamamen katılıyorum. Ancak bunun bir sonraki aşaması da yorumdur. Ben de kendi yorumlarımı iletmeye çalışıyorum.

  1. Hakan Sağırkayadedi ki:

27 Haziran 2014 21:37

Turkey has a modern chicken industry with about 80 per cent of chicken production in fully integrated facilities where HACCP (Hazard Analysis and Critical Control Point) and GMP (Good Manufacturing Practices) are practiced. The Turkish poultry industry has grown enormously and in 2009 broiler meat production was estimated to reach 1.25 million metric tons (MMT), up almost 17 per cent from a year earlier when production totalled 1.07 MMT. In 2010, broiler production is forecast to reach 1.3 MMT. Turkish poultry production capacity is 1.5 MMT/year. Commercial egg production was 10.5 billion eggs in 2007, 11.5 billion in 2008 and 12.0 billion in 2009. In 2007, egg production in Turkey ranked 10th in the world by value, 11th by volume.
Poultry feed costs represent 70 per cent of total production costs. Most feed is imported, leading to higher production costs that make Turkey less competitive. In CY 2008, Turkey imported 4.96 MMT of feed ingredients, including 1.23 MMT soybean, 530,971 MT corn gluten feed, 521,855 MT dried distillers grains with solubles (DDGS) and 359,000 MT of soybean meal. On 26 October 2009, the Ministry of Agriculture and Rural Affairs published a regulation covering biotechnology in food and feed. The regulation prohibited the importation of all genetically modified (GM) products. This will lead to even higher feed costs.
In 2009, Turkey’s poultry exports rose 44 per cent over 2008, mostly due to increased exports to Iraq, which is now Turkey’s largest export market for poultry. In 2009, Turkey also resumed exports of poultry to China, which had been banned in 2008 due to avian influenza worries. At the same time, exports of chicken meat to Azerbaijan fell almost 50 per cent.
Turkey gained access to the EU market in March 2009 when SANCO (the EU’s Directorate General for Health and Consumers) published a list of Turkish companies whose products could be imported into the EU and the relevant health certificate on its web page. The seven companies listed have a 70 per cent market share in Turkey and they are approved to export poultry products processed at more than 70°C. Turkey started exporting in August 2009 but total exports to the EU only reached 60 MT.
The Russian Veterinary and Plant Quarantine Service (FVBKS) inspected Turkish poultry establishments in August and September 2009. Six plants were approved as eligible to export to Russia. Turkish Prime Minister Erdogan visited Russia on 12 to 13 January 2010 and during this visit, Russian authorities declared Russia was interested in importing up to 500,000 MT of poultry meat from Turkey. Turkish producers estimate that Turkey could supply Russia with no more than 55,000 MT of chicken meat annually.

USDA FAS GAIN Report; EU Directorate-General for Health and Consumers; TURKSTAT; news wires

Source: newsroom – meattradenewsdaily.co.uk

Cevapla

Aktardığınız bilgiler için teşekkür ederim. USDA veri kaynaklarımdan biridir, zaman zaman bilgi alışverişinde de bulunuruz, ancak değerlendirmesi işin ekonomik boyutuna ilişkindir.

  1. Mehmet Oraldedi ki:

29 Haziran 2014 01:57

Hocam, bu ülkede her meslek gurubundan insanların yaptığı hilelere yolsuzluklara nerede ise her gün şahit oluyoruz. Nedense bu tavuk tüccarları evliya edasıyla ortalıkta dolaşıyor. Biraz daha konuşsalar insanlar dininden vazgeçip tavukçuluğa inanacak. Her sektörde şarlatan üretiminde birinciliği hiç kimseye bırakmamış bir ülke olarak nedense tavukçularımız çok masum. Her gün hormonlu gıdalarımız gümrük kapılarından geri dönerken. Nedense tavukçularımız evliya olmuş. size yapılan saldırılardan ne kadar doğru tespitler içinde olduğunuzu daha da iyi görüyoruz. Bizleri aydınlattığınız ve tüm şarlatanlıklara karşı cesurca uyardığınız için kalbi teşekkürlerimi sunuyorum.

Cevapla

Çok teşekkür ederim. Üreticileri zora sokmak gibi bir amacım hiç olmadı, öğrendiklerimi anlatıp, bilgilendirmeye çalışıyorum.

  1. Murat Şeneldedi ki:

29 Haziran 2014 22:18

Sayın hocam, 4 gramlık draje sakızda 22 kalem katkı maddesi var. Gerek ticari kaygılarla, gerekse başka sebeplerle sizi eleştiren insanlara acıyorum. Çünkü onlar kanser denen illetin ne olduğunu, kollajenin ne olduğunu bilmiyorlar. En önemlisi ise (Allah korusun) kanser olmayacaklarını düşünmeleri. Gelişmiş ülke marketlerinde kutu süt satılmamasını; pişirme süresi yazmayan tavukların satılmamasını; ambalajlarında peynirin olgunlaşma derecesinin neden yazdığını ve 40-45 günden sonra kesilmeyen tavukların akıbetinin ne olduğunu AÇIKLAYAMADIKLARI sürece sadece konuşmuş olurlar. Zorluklarla dolu yolunuzda bizleri aydınlatan bilim ışığının hiç sönmemesi dileğiyle.

Cevapla

Maalesef haklısınız. Gıdaların içerikleri bizim bildiğimizden, vücudumuzun dayanabileceğinden çok öte değişim göstermiş. Elimizden geleni yapıyoruz.

16. Hakan Boyardedi ki:

30 Haziran 2014 22:12

Murat Bey,
Bağlantıya tıklayın lütfen, açılan web sayfasının alt bölümlerinde kutu sütleri
görebilirsiniz.

Cevapla

  1. Hakan Boyardedi ki:

30 Haziran 2014 22:14

Sanırım erişim bağlantısı görülmüyor:
http://www.mysupermarket.co.uk/shelves/Shelf_Milk_in_Tesco.html

http://images2.mysupermarket.co.uk/ProductsDetailed/92/049292.jpg?v=2

Cevapla

Veteriner arkadaşlarımız için genel bir değerlendirme” hakkında 18 yorum

  1. Saygılı ve nazik bir dille eleştirilere yanıt verdiğiniz yazınızda gözüme çarpan , akıl bağlanmalarını çözmeye yardımcı olabilecek potansiyelde ve okuru düşünmeye sevk eden altın değerinde ifadeler :

    “endüstrinin insanı sadece tüketici olarak istemesi” gerçeği

    “daha fazlasını ve daha ucuz alma yaklaşımı”na çok haklı eleştiri..

    ve acı gerçek : “Dolayısıyla nasıl endüstriyel tıp doktorları taşeronlaştırıyorsa, diğer endüstriler de bizi “dövüştürmelerine” rağmen hala yaranmaya çalıştığımız “sahiplerimiz” gibi görünmektedir.”

    çok manidar final : “Beyaz”, renkler içerisinde kuşkusuz en çabuk kirlenenidir. Ama yine de algımız beyazın daha üstün olduğu biçiminde şekillenmiştir. Beyaz un, beyaz şeker, beyaz tuz, beyaz et gibi kavramlar da bizim için uydurulmuştur. Oysa insan yapımı beyaz olan tek şey saraydır, bütün bu entegre sistemler de sarayın beyaz kalması için çalışmaktadır.
    Zaten bu tespiti anlayan da düşünmeye başlamış demektir:))

    emeğinize, yüreğinize sağlık, ömrünüze bereket kıymetli hocam.. dilerim yolunuz her daim aydınlık olsun..

  2. Sevgili Yavuz Dizdar’ın bir onkolog olarak asli görevi “korumaktır”.
    Türkiye’de, 30bin lirası olan bir meteryalist, kosgeb ve devletin de desteği ile, bulunduğu lokasyonda sözde tavuk, (piliç,kanatlı) üretmeye başlıyor.

    Bu konu başlığı altında, Yavuz bey’e “para” kaybedecekleri için yaptıkları yorum niteliğinde/vasfında bile olamayan yazılar, kelimenin tam manası ile “gerzekliğin” dik alasıdır.

    Bu piliççilere lütfen sorun, “Siz evde ürettiğiniz kanatlıları yiyor musunuz?”

    Cevap vereyim; ye-mi-yor-lar..

    Burada gevşek dimağların jelibon saldırılarının tamamı “para” içindir..

    Halbuki Yavuz Bey’in paylaşımları ise “insanlık” içindir.

    Unutmadan..

    Yukarıda bazı veterinerlerin aklı oynamış, kesinlikle mesleklerinden men edilmelilerdir..

  3. Hakan Sağırkaya gibi veteriner değilim. Ama yıllarını bilime adamış halkı uyarmaktan başka çıkarı olmayan Yavuz Hocama hakaret edecek cürreti kendim de bulamıyorum.
    Annemle babam çanakkale de yaşıyorlar kendi bahçelerinde tavuk yetiştiriyorlar doğal ortamda. Hiç birisi 1 haftada büyümüyor. Yine hiç birisi de günde 6-7 yumurta da yumurtlamıyor. Bugün Sayın Hocamın söylediği şu bakın kız çocuklarına bir erkek kadar kıllılar. Ayak numaraları 40-41-42 gidiyor. Erkek çocuklarının memeleri maşallah kız çocuklarından büyük. Şimdi bana bu yediklerimizin hastalık yapmadığını söyleyin. Ama bir veteriner hekimin bunu söylemesi mümkünse tabi. Hiç bir tıp eğitimi almamama rağmen bu kadar gözlemeleyebiliyorum. Hastanelerin acil servislerinde 200-300 kişi sırada herkes hasta. Peki yediklerimizle alakalı bir durum değilse neden. Hastalık hastası mı olduk. Ayrıca Yavuz Dizdar gibi bir hocaya da tavukla kafayı bozmuşsunuz demenin adabına şaştım kaldım. Domatesin içinden çıkanları hepimiz görüyoruz. Tüm yediklerimiz GDO lu. Sayın Hakan Sağırkaya nın sanırım Tavukçuluk sektörüyle ilgili bir çıkarı söz konusu. Ehh biz alışığız doktorların ve imza yetkisi olanların bazı şeyleri görmememezlikten gelmesine…..!!!!

    1. Eminim Yavuz hoca meslegini yaparken akademik anlamda kariyer planlamasindan cok bildiklerini veya arastirmalarinin sonuclarini halkla paylasmanin daha motive edici olduguna kanaat getrmis ve o dogrultuda surekli paylasimlarda bulunmaktdir.biraz biyoloji genetik okumus kisi zaten anlatilanlarin mantigini da anlar.bundan 25 sene once bu denli hastalik yokken simdi neden hastaliklar kol geziyor.esim eczaci ordan biliyorum.yavuz hocanin tum anlatiklarina yuzde yuz inananiyrum .tavuk ve acik sut konusunu onayliyorum.ayrica pazarlama ve tuketim uzerine kurulan ve insan beynindeki tum algilarin degisimine sebep olan reklam sektorunun bu denli kullanilmasiyla yeni yeni sektorlerin tureyip ozellikle gida ve icecek sektorunun iyice igrenclesmesine kadar boylesine tuketime dayali,yeterki tuketelim felsefesiyle ortada donen dolaplari gormemek te neyin nesi.30 yil oncesine kadr sadece 30 m2 alanda bakkal varken acik sut varken evlerimize tavuk zar zor girerken cikolata cips nedir bilmezken smdi geldigimiz noktada ne 3000 m2 alanlarda hipermarketler yaratilan algilarla kandirildigimiz pastorize sutler ucuz ucuz pilicler ve sacmasapan yiyecekler… Butun bunlarin tum sorumlusu ise sadece ve sadece reklamlar Sn.Dr.Yavuz Dizdar degil.

  4. hocam teşekkür ederim bizi bilgilendirdiğiniz için ailem hobi amaçlı tavuk hindi yetiştiriyor broiler cinsi dedikleri tavuk bile 2.5 3 ayda yetişiyor 45 günde tavuk olamıyor
    benim tavsiyem üretici kuruluşlarına (tavuk hindi) yetiştirmelerini salma olarak yapmalarıdır tavuklar yayılmaları lazım eğer şöyle karadeniz tokat ili civarlarına gelseler köylü kardeşlerimize 50 100 200 yapacakları kadar dağıtıp sonra yetiştimmi toplasalar emin olalım ki bu sorun kalmaz tavuk mu piliçmi hem kendileri firmalar üretim maliyetlerinden kurtulurlar tokatta gelseler firmalar ben elimden geleni yaparım

  5. Çoğu veteriner uzmanlar yorumlarında Dr Yavuz Beyin sadece yoruma dayalı bilgi yaptığını söylemişler madem öyle kesin ve dürüstçe aynı zaman da bilimsel olan bir kanıt sunarlarsa çok seviniriz. Ben ne doktor ne veterinerim eğer Dr Yavuz Bey haksızsa yine kabul eder o karakterde bir insan bu yazı ve açıklamalarından belli oluyor ama hala bir uzman veteriner veya sorumlu kişi bu konu hakkında net bir bilimsel açıklama yapamamakta bu çok üzücü çünkü ben sporcu bir kişiyim ve günde 200grama yakın proteine ihtiyacım var bunun hepsini ekonomik ve sağlıken kimse kırmızı etten alamaz ve almamali beyaz etteyse(piliç) söz konusu hormonlarla başa çıkamıyoruz sürekli balık pişirip yiyecek vaktimizde yok. Artık bir sonuca ulaşılsın bilimsel olarakta halkta kendine ona göre bir önlem alsın. Kanser hastalığı eğer bu yediğimiz besinlerdense gider çim yerim yinede tavuk yemem çünkü bu hastalık çok zor sevdiğiniz bir insan ameliyat olsun kemoterapi görsün devlet hastahanelerinde bir oraya bir buraya koşturun (yanlış anlamayın allah düşmanımın başına getirmesin)bunlara rağmen vefat etsin ne demek istediğimi neden bu kadar hassas olduğumu anlayabilirsiniz artık bir bilimsel sonuca varılsın, varılsın ki piliç tüketimimize ya devam edelim yada bitirelim.

  6. Yavuz Bey, yazılarınız için çok teşekkürler, ellerinize sağlık.
    Araştıran, düşünen, fikir üreten, evrensel değerleri gözeten bir bilim adamı olmanıza hayranlık duyuyorum.
    Yorumlar karşısında da hayretler içindeyim…
    Beslenmenin insan sağlığı üzerindeki etkileri, zararları söz konusu iken insanların derdi, Türkiye’deki tavukçuluk sektörüne halel gelecek olması… Tavukçuluk sektörü”müz” dünya standartlarında imiş. Bir şeyin dünya standartlarında olması onun doğru, sağlıklı ya da iyi olduğunu göstermez.
    İnsanın büyük bir kibirle kendini tüm varoluşun efendisi zannetmesi, doğayı canı istediği gibi kirletip, sömürmesi, diğer yaşam birimlerine saygı duymaması sonucu halen tüm dünyada uygulanan sayısız yanlış var. Hepsi de “standartlar”a uygun.
    Velhasıl, sayın Yavuz Dizdar, lütfen “pirim yapmaya” “endüstriye darbe vurmaya” devam ediniz. 🙂 Tabii okuyup araştırmaktan, insan sağlığına hizmet etmekten, uzmanlık konunuzla yetinmeyip, ufkunuzu farklı alanlarda da genişletmekten zaman bulduğunuz kadarıyla. 🙂 Sevgiler, saygılar.

  7. Sayın DİZDAR,

    Açıklamalarınızı ve yorumlarınızı takip ettiğim kadarı ile hem popülist hem de spekülatif bir yaklaşım içinde olduğunuz kanaatine ulaştım. Hiçbir bilimsel veriye dayanmadan yaptığınız açıklamalarınız, sizin kendi görüş ve yorumlarınızdır ve ancak sizi bağlar. Araştırma ve deneylerle bunları bilimsel düzeyde destekleyemediğiniz sürece de bu sav olarak kalır ve süreç içerisinde kaybolup gider. Size gösterilen kaynakları da basitçe reddediyorsunuz. Sizin bu konu hakkındaki araştırmalarınız nelerdir ? Sonuçları nelerdir? Bizlerle paylaşabilir misiniz?

    Yorumlara verdiğiniz cevaplardan birinde Veteriner Hekimlik ile alakalı dergileri takip ettiğinizi ve buradan bu sonuç ve çıkarsamalara ulaştığınızı okudum. Veteriner Hekimlik mesleği dergilerden öğrenilebilecek kadar kolay ve basit (!) bir disiplin mi merak ediyorum ? Yani ben Beşeri Hekimlik ile alakalı dergileri okusam doktor ya da mimari dergileri takip etsem mimar olabilir miyim ?

    1. O zaman siz bilimsel verileri gönderin madem öyle bir şeyler var. Bizim gibi halktan olan kişilere yavuz beyde bu ithamlarda bulunmasın bizim kafamızıda daha fazla karıştırmayın nasıl fikir

  8. Yavuz Bey, sıkıntı sizin hayal aleminde olmanız. Sizin dediğiniz şekilde bilim ve teknolojiyi kullanmadan yapılacak tarımla bugünün tüketimini karşılamak mümkün değil. Esas meselede uzman olmamanıza rağmen, medyanın sizi uzman lanse etmesi ve araştırmadan körü körüne size inanan insanlar. Sizi gazlı içecekler konusunda çok suskun görmekte ayrı bir durum. Siz yorumluyorum diyorsunuz, ama medya sizin yorumlarınızı bilimsel gerçek diye lanse ediyor. Medyanın derdi zaten bilimsel veriler değil, sansasyonel kulaktan dolma ya da Google’dan okunan bilgilerdir. Sizde bunu çok iyi beceriyorsunuz. Kusura bakmayın ama alanınızda ilgili yorumlarınız daha doğru olur diye düşünüyorum.

  9. Sayın Yavuz Bey,
    Kitabınızı bir çırpıda okudum. Size , bizleri bilinçlendirmek adına yaptığımız tüm çalışmalardan dolayı teşekkür ediyorum. kitabınızdaki kaynakçalara rağmen iddialarınızın temelsiz olduğunu söyleyenleri şaşkınlıkla seyrediyorum.
    Bu ülkenin her alanda ve her konuda sizin gibi cesur, halk sağlığını ve gelişimini düşünen bilim adamlarına çok ihtiyacı var. Gıda Sektöründen bazı şahıslar size saldırsa da biliniz ki halkı için çok önemli bilgileri veriyorsunuz. Çalışmalarınızı takip etmeye devam edeceğiz.
    Saygılarımla,

  10. Burada paylaşılan yazıların büyük bir kısmını hayretler içinde kalarak okudum. Tavukçuluk sektöründe çok kısa süre çalışmış biri olarak gördüklerimi burada anlatmam gerektiğine inanıyorum.Yurtdışında tavukçuluk sektöründe azda olsa deneyimi olan biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki piliç adı altında piyasaya sürülen şey yenebilecek bir şey değil.Bu kanıya nasıl vardığımı kısaca anlatmadan konu iyice anlaşılmayacak.
    2000 yılında Türkiyeden bir inşaat firmasıyla birlikte bir alışveriş merkezi projesi için Romanya nın Köstence şehrine gittim.Yaklaşık 1 yıl süren projenin ardından Türkiyede patlayan krizinde etkisi ile Romanyada iş yapma kararı aldım.Alışveriş merkezi projesinde çalışan inşaat mühendisi arkadaşımla fason tavukçuluk yapmaya karar verdik.Kümes yeri bulduk,Türkiyeden tam otomatik kümesler getirttik ve yaklaşık 1 yıl bu işi yaptık ama hammadde giderlerinde ki artış nedeniyle üretimi bıraktık.Üretim işinin yerine Türkiyede ilaç,premix ve büyütücü satan iki büyük firmanın Romanya bayiliğini aldık.Ürünleri Romanya da satabilmemiz için gerekli olan prosedürleri tamamlamak için Türkiyeden ürün numuneleri istedik.Gelen numuneler lisans alınması için Romanya da yetkili labaratuvara test için gönderildi.Yaklaşık 3 ay sonra bayiliğini aldığımız 2 firmanın yaklaşık 15 ürünü için lisansları aldık.Lisans aşamasında ve sonrasında Romanyada bütün fuarlara katılıp yeni çıkacak ürünlerin tanıtımlarını yaptık,Romanya çapında çıkan tüm tarım ve hayvancılık dergilerine ürünler ile ilgili sayfalarca reklam verdik.Romanya piyasasından gelen ilk taleplerin ardından yetkili firmalardan 1 tır ürün siparişi verdik.Ürünlerin ödemeleri peşin yapıldı,ilk parti mal siparişi takip eden 1 ay içinde bize ulaştı.Gelen mallar depoya indirildi,sağlık polisi çağrıldı,gelen mallardan lokal numuneler aldırıldı romanya kanunları doğrultusunda.Gelen mal sağlık polisi tarafından bakanlığın yetkili lisans laboratuvarına gönderildi.Lisan aşamasında numune için gönderilen mal ile tırda gelen malın parti numaraları aynı olduğu için bakanlığın lisans laboratuvarının sonuçlarını beklemeden çoğu sipariş üzerine getirilmiş ve ön ödemesi alınmış mallar alıcı firmalara teslim edildi.Mallar satıldıktan 2 hafta sonra Bükreşten sağlık polisi,mali müfettişi ile polis sabah büromuzu bastı.Bükreşte yapılan analizlerde premixin birinde ki çinkoda insan sağlığı için verilen limitin 100 katı oranında kurşun bulunmuş.Tüm mali evraklar incelenerek malın teslim edildiği tüm firmalar ile görüşüldü,ürünü artık kullanmamalarını ve şimdiye kadar kullanılan tüm hayvanlarında itlaf edileceği söylendi.Bakanlık ürünleri kullanan tüm kümes hayvanlarını kamyonlar ile aldırdı ve bakanlığın özel fırınlarında itlaf edildi.Tüm hayvanların nakil bedeli,kilo başına 0,40 euro yakma bedeli,zarara uğrayan tüm firmaların bakanlık müfettişlerince hesaplanan zarar bedelleri bizden tahsil edildi.Tüm banka hesaplarımız bloke edildi ve yasal tüm işlemler bitene kadar Romanya dışına çıkışımız yasaklandı.Şirketimize bu olaydan dolayı 100.000 lerce euro ceza kesildi.Bu ürünlerin satılması için yapılan tüm yatırımlar çöpe gitti ve firma adımız tüm tv kanallarında ve gazetelerde çıktı.Artık hiç bir şekilde iş yapamazdık. Türkiyede ki firma ile defalarca görüşmemize rağmen olay ciddiye almadılar.Sonunda satıştan önce analiz için alınıp bize de verilen sicilli numuneler Almanyadan bir lisans laboratuvarına gönderildi.Çıkacak sonuçları Türkiyede ki firmaya ve bize göndermelerini istedik.Gelen sonuçlar Romanya da çıkan sonuçlar ile aynıydı.Çinko toprağında limitin 100 katı fazla kurşun çıkmıştı.Kurşun hiçbir şekilde vücuttan atılmıyordu.Bu ürünü tüketen hayvanlar da kesinlikle yenmiyordu.
    Türkiye deki firma cezaların bir kısmın ödedi ama bizlere yardımcı olmak yerine tehdit etmeyi seçtiler.Onların karşısında duracak maddi gücümüzde olmadığı için konuyu ileriye taşıyamadık.Hala elimde konu ile ilgili tüm evrakların türkçeye tercümeleri, noterden ,adalet bakanlığı ve sağlık bakanlığından tüm evrakların orjinal olduğuna dair onayları ve Türkiyenin Bükreş büyükelçiliğinin evraklarda ki tüm mühürlerin gerçek ve orjinal olduğuna dair tastikleri var.
    Sonradan bu konuyu araştırınca hayvan premixlerinde ve diğer tüm ilaçlarda kullanılan çinko toprağını Türkiye de üreten tek bir firma olduğu ve endüstrinin ucuz olması sebebiyle çinko toprağını bu firmadan aldığını öğrendik.Eğer ben bunları yaşamasaydım ve birisi tüm bu yaşananları bana anlatsaydı ben inanmazdım.O günden bugüne kadar endüstrinin ürettiği pilici ve diğer kümes hayvanlarını yemedim ve sevdiklerimede yedirmedim.Bu yaşananlardan siz ne sonuç çıkarırsınız bilmiyorum ama üzerinde çok ama çok düşünmeliyiz diyorum.
    Saygılarımla

    1. Sayın Kamiloğlu, son tüketici olan bizler gıda endüstrisindeki teknik detaylara vakıf olamıyoruz.Premix,çinko toprağı gibi terimleri ilk defa duyuyorum.
      Çocukluğumda İstanbul’dan Ankara’ya otobüsle giderken koyun ve inek sürülerini bolca görürdüm.Maalesef geçmişte ve son yıllarda yapılan hatalı politikalar sonucu güzel ülkemizde tarım ve hayvancılık tükenmek üzere,olanlarda büyük kartellerin ellerinde.Yukarıdaki satırları okudukça evimize kanatlı eti sokmama kararımızın ne kadar doğru olduğunu birkez daha anladık.Ama acaba büyük baş hayvanlar nasıl besleniyor,bilmeden tüketiyoruz.
      Paylaştığınız gerçekler için teşekkürler,saygılarımla.

  11. KORUYUCU HEKİMLİK HAYATINIZIN NERESİNDE ?veteriner ve tavuk üreticileri yenilen gıdaların vucudun hücre duvarı üzerinde neler yaptığını biliyorlarmı ?ey veteriner ve tavuk üreticileri neden piyasadaki mısır şurubundan yapılan ballarla ilgilenmiyorsunuz ?bırakın hocalarımız her alanda araştırma yapsın ?mısır yedirilen ineklerin çoğunun şeker hastası olması sizi ilgilendirmiyor !ama onları ve bende sende olmak üzere toplumu ilgilendiriyor.hazır dondurma bal meşrubat meyve suyu hazır limonata raftaki ıvır zıvırlar hepimizi özellikle çocuklarımızı ilgilendiriyor.sonuçta lobiler hastalıklı toplum istiyor.üretici ve veteriner yaylım tavuğu ve ineği üretsin onlardan yiyelim pahalı olsun.KORUYUCU HEKİMLİK?

  12. sayın yavuz hocam tıp doktoru olarak elinden geldiği kadarıyla biz insanlara faydalı olmak için çalışıyor hocamıza destek olacağımız yere yorumlardan anladığım kadarıyla hocamı zora sokuyorsunuz.Hocam ALLAH yardımcınız olsun aslında herhangi bir ulusal kanalda program yapsanız bu tavukmu piliçmi konusunda siz ve karsı düşüncede olan bir kimseyle.daha önceki yorumumu aslında tavuk firmaları okusa ve uygulasalar çok güzel olur.

  13. 2012 yılı sonları bir hastam sayesinde Karatay hocamı tanıdım hocalara saygı duymaya başladım 2013 yılı hocanın kitaplarını okurken taş devri diyetini duydum Ahmet Aydın hocayı tanıdım onu okurken sizi tanıdım ve sizi milli tıp takımının forvet elemanları olarak görüyorum sizin gollerinizle hayatlarımız kurtuluyor nolur bu inceliğinize ve bilim insanı ciddiyetinize aynen devam etmenizi canı gönülden diliyorum bir kez daha teşekkürler

  14. Komplo teorisyenlerinin en tipik özelliği, paranoyadır. Hatta öyle ki, paranoyalarını gizlemek için, tutumlarının paranoyakça olduğunu söyleyenleri de paranoya yaptıkları kişi ve kurumlarla birlikte çalışmakla suçlarlar. Bu kişilerin en temel özelliği, sağlam delillere dayanmaksızın kişi, kurum, olay ve olgular arasında bağlar kurmaları ve kendi hayal güçlerini besleyen bağlantıları tercihe bağlı olarak seçip, işlerine gelmeyenleri elemeleridir. Üstelik bu basamakların hiçbirinde ispata gerek duymazlar, iddialarının sadece kulağa hoş gelmesi veya kabaca mantıklı gözükmesi yeterlidir. Tipik bir örnek olarak, kanser araştırma kurumlarının kanseri tedavi etmek yerine, idare edecek yöntemler geliştirdiklerini, böylece kanserli hastalardan daha uzun süreler fayda görüp para sağlayabileceklerini düşünmek gibi tuhaf iddialardır. Bir diğer meşhur örnekse aşı karşıtlığıdır. Örnekler sayı ve içerik bakımından oldukça arttırılabilir. Fakat özünde, “şeytani bir planın parçası olmak”, “şeytani kişi ve kurumlar tarafından kandırılmak”, “tüm insanları aldatan bir sistemin içinde gözleri açılmış birey olmak”, “her şeyin tıkır tıkır bazı kişi ve kurumlar tarafından yönlendirilmesi” gibi her zaman doğru olmayan düşünceler yer alır.

    Bunların ve buna dayanan iddiaların bir kısmı belki doğrudur, evet. Bilmiyoruz; (bazı çok bariz olanlar haricinde) yanlış olduğunu iddia etmiyoz. Fakat doğru olduğunu hiç iddia etmiyoruz! Somut kanıtlarla ispatlanmaksızın geçerli olarak görmenin doğru olmayacağını önemle vurguluyoruz. Çünkü bu kişilerin bir sorunu, “Aksi ispatlanmadı ki, sen benim iddiamın doğru olmadığını ispatla!” lafına başvurmalarıdır. Bilimde böyle bir argüman, başından hatalı kabul edilir. Çünkü bilimsel düşüncenin en temel ilkelerinden birisini ihlal eder: İspat yükü, iddia sahibinin omuzlarındadır. Bunun bir diğer yorumu, “bilimsel olarak ispatlanmayan bir şeyi çürütmek için bilimsel ispata ihtiyacınız yoktur” şeklinde ifade edilir.

    Eğer ki biri, bir şeyin, durumun, olgunun veya olayın var olduğunu iddia ediyorsa, onu tüm detaylarıyla ispatlamak ve diğerlerini buna ikna etmek, o kişinin sorumluluğudur. Bunu yapmanın yolu, bilimsel, tekrar edilebilir, test edilebilir, yanlışlanmaya açık deneyler yapıp, hipotezler geliştirip, bunları test ederek sonuçlarını herkesle paylaşmaktır. Ancak eğer ki bir iddianız varsa ve bunu ispatlayamıyorsanız, karşı taraf size inanmıyor diye “O zaman sen olmadığını ispatla.” diyemezsiniz. Siz ispat sunamıyorsanız, karşınızdaki onu çürütmek için ispata ihtiyaç duymaz. Zaten bu mantıklıdır da: herkesin kendince kurduğu fikirler, planlar, inançlar, düşünceler olabilir. Bunların her biri, sırf o kişiler öyle düşünüyorlar diye doğru olamaz. Bu durumda, doğru olanları ispatlamak, o iddia sahiplerinin yüküdür. İspatlayamıyorlarsa veya en azından ona işaret eden, bilimsel geçerliliği olan veriler sunamıyorlarsa, iddiaları bilimsel olarak geçersizdir ve değerlendirmeye alınamaz.

    Bu, dediğinizin doğru olmadığı anlamına gelmez. Bu, dediğinize şahsen inanmadığınız ve yalan söylediğiniz anlamına da gelmez. Ancak bu, dediğinizin bu etapta inanılabilir olmadığını ve dolayısıyla bir sonraki katın, bu temel üzerine inşa edilemeyeceğini net bir şekilde gösterir. Çünkü temeli ispatlamadan inşa edilen bir bina (argüman, teori, vs.) yıkılmaya mahkum olacaktır. İyi bir teori, sağlam ve net bir şekilde ispatlanmış temeller üzerine inşa edilmelidir. Eğer bunu yapamıyorsanız, bilimsel bir analiz yapma peşinde olan birinin sizi ciddiye almasını bekleyemezsiniz. Benzer şekilde, iddialarınızın bilimsel olarak geçerli olduğunu da ileri süremezsiniz. Onlara inanmayı sürdürebilirsiniz; ancak onların gerçek olduğunu iddia edemez, bunu baz alarak daha sofistike ve karmaşık teoriler inşa edemezsiniz. Daha doğrusu edersiniz; ancak kimse sizi ciddiye almaz. Almaması iyidir de, böylece her iddia sahibinin üzerinde bir ispat yükü doğar. Bu da, gerçeklere ulaşmamızı hızlandırır.

    Hazırlayan: ÇMB (Evrim Ağacı)

  15. Serbest sistem yumurta tavukçuluğu yapıyorum vet.sağ.tek. ve zootekni öğrencisiyim Yavuz beye çok teşekkür ederim söylediklerine katılıyorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir