Zaman bizim algımız mıdır?

Zamanın gerçekten var olup olmadığı sorgulamasını sürdürüyoruz. Önceki çıkarımların özeti, “zaman hareketten doğan bir mantık çıkarsamasıdır. Onun güneş ya da saat benzeri döngüsel sistemlerle ölçülmesi varlığını kanıtlamaz” şeklindeydi.

Bize anlatılan tarihi olaylar bile zaman kavramını dışlatacak gariplikler taşır. Bir uygarlık birden ortaya çıkabildiği gibi (öncesi nedense bilinemez, ya da bilindiği için uygarlık olmuştur), birden ortadan kalkabilir. Bugün turistik amaçla gezilen yerlerin çoğu sürekli olmayan, sıçramalı bir zaman varlığına işaret eder. Aynı bölgenin topaklarına katman katman, yani sonraki öncekinin taşlarını bile kullanmaksızın şehirler kurulmuş olmak zaman algısıyla çelişir, bu durum aslında saçmadır. Oysa arada kalan dönemde bir şey olmak zorundadır; ortak yıkım, göç hareketi ve bunların tümünü örten perde…

Bir diğer kavram ise “zamanın ruhu” olarak betimlenen “Zeitgeist” kavramıdır. Zeitgeist romantizm, rasyonalizm gibi belli akımların kümelenmesidir. Örneğin müzik aletleri ve çıkardıkları tınılar her zaman aynıdır, ama belli kompozisyonlar zaman içerisinde her dönemde rastlantısal biçimde değil, kümelenme biçiminde ortaya çıkar. Bu edebiyat akımları için de geçerlidir, üslup zamanda rastlantısal dağılmaz, etkileşimlerin günümüzde vardığı “Instagram” noktasında bile, romantizm ya da yeni gerçekçilik her neyse, ortak ruha erişmek eskisinden daha zordur.

Geometrinin nokta modeli: Uzunluk nasıl oluşur?

Bu durumda zamanın var olduğu ya da olmadığı nasıl mantıken nasıl tartışılabilir? Aslında görünen o ki, pek de tartışılmaz. İyi bilinen örneğini aslında geometriden çıkarsarız. Zamanın lineer / doğrusal biçimde aktığını düşünün, bu bir çizgi olacaktır. Çizgi uzayda farklı konumlardaki iki nokta arasında ortaya çıktığı varsayılan noktalar kümesidir. Noktanın geometrik olarak tanımı yoktur, uzunluk, boyut vb. kapsamaz, sadece bir durumdur. Ama aynı durumda iki nokta arasında da sonsuz başka nokta olduğu varsayılır. Bu durumda birbirini kesen iki doğru “parçası” (uzunluk, zaman karşılığı olarak “süre”) arasında da sayısız paralel olduğu çıkarımına gidersiniz. Lakin hiçbir uzunluğu olmayan bileşenlerin bir uzunluk oluşturması imkansızdır. İki nokta arasını uzunluk birimine çeviren bizim zihnimizdir.

Zamanın an modeli: Süre nasıl oluşur?

Bu yaklaşımın bir de zaman karşılığına bakalım. Zamana dair bizim algılayabildiğimiz birim aslında “an”dır. An da çizgiyi oluşturan noktalar gibidir. İki an arasında, iki noktanın arasında olduğu gibi sonsuz an olmak zorundadır. Anın ölçü birimi de aynen nokta gibidir, aslında bir büyüklüğü (süresi) yoktur. “Farkına varılan herhangi bir durum” an olarak kabullenildiğine göre, iki an arasında akıp geçmekte olan başka bir kavram olduğu süre algısını doğurur. Oysa an da andır, olmayan süreler birleştirildiğinde zaman meydana gelmemelidir.

Eski yazdıklarımıza bakınca, beş yıl öncesiyle bir fark olmadığı gariptir: “An zamana dair tek gerçekliktir.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir