Biz doğal koşullarımız içerisinde her ne kadar farkına varmakta zorlansak da, aslında beslenme gelenekten gelen belli bir sistematik üzerine kurulmuştur. Bu sistematiğin bir tarafında “mevsimine göre beslenme” kavramı yer alırken, nasıl oluştuğunu bilemediğimiz diğer kısmında ise hangi gıdanın, ne şekilde pişirilerek ve hangi diğer gıdalarla birlikte tüketilebileceği bilgisi vardır. Örneğin salatalık hemen hemen bütün kültürlerde çiğ yenirken, ondan çok da uzak olmayan akrabası kabak genellikle pişirilerek tüketilir. Benzer şekilde mercimek yemeğinin içerine erişte ya da hamur parçaları atılması da nedenini bilmediğimiz bir uygulamadır. Konuyu daha bilimsel bir bakış açısıyla incelediğinizde ise, seçimlerin rastlantısal olmadığı sonucuna varmak fazlasıyla şaşırtıcıdır. Örneğin salatalık içeriğinde bizim için çok gerekli olmakla birlikte, sıcaklığa son derece hassas maddeler barındırmaktadır. Gıdaların tüketim yöntemine ilişkin böle hassas bir ayrıma gitmek bugünkü olanaklar içerisinde bile aslında fazlasıyla zor bir süreçtir, ancak geleneğin süzgeciyle çok doğru bir biçimde başarılmış görünmektedir.
İnsanoğlunun doğayı açıklamadaki genel sıkıntısı, yemek alışkanlarının açıklanmasında da kendisini gösterir. İnsan öyle ya da böyle nasıl olduğunu bilmediği bir biçimde yaşamın içerisine doğar. Yemek gibi, sürekli uygulanması zorunlu bir işlev aslında sadece aile büyüklerinden görerek öğrenilir ve aynı şekilde bir sonraki kuşağa aktarılır. Dolayısıyla zaten uygulanmakta olan ve görüldüğü kadarıyla bizi bugüne başarıyla eriştirebilmiş bir sürecin bilimsel bilgi zemininde açıklanması fazlasıyla zordur. Pişirilen her yemek, diğer bakış açısıyla irdelediğinizde aslında olağanüstü bir biyolojik sentez laboratuarı özelliği gösterir. Yağın seçimi (ekstraksiyon ortamı), soğanın yağda öldürülmesi (soğan bileşenlerinin yağ ortamına aktarılması), bu karışıma diğer unsurların eklenmesi, her ne amaçla kullanırsanız kullanın yapan kişinin maharetini, yani bilgi ve deneyimini de katarsanız bir nevi simya uygulamasıdır. Süt uygun koşullarda mayalandığında mucizevi bir biçimde yoğurda dönüşür ve bunu taklit edebilecek başka bir yöntem kesinlikle yoktur.
Esas sorun kaliteli kaynak teminidir
Günlük yaşam gereksinimlerini gidermeye çalışan bireylerin yukarıda kısaca değindiğimiz beslenmenin mantığını anlamaları aslında gerekli değildir. Ortalama bilginin dışında onları bağlayan tek unsur, yaşanılan ortamda doğru besin kaynaklarına kolaylıkla erişilebilmesidir. Şehirlerin aşırı büyümesi ve kalabalıklaşması, yani kırsaldan şehre göç ve bunların aslında bir nedeni olarak gıda üretiminin doğasının dışına taşması, gerçek besin kaynağına erişimi engelleyen en önemli faktördür. Marketlerin ticari kaygısı iyi ürünün önündeki başlıca engeldir. Bugün için en doğru kaynak seçimi belediyelerin olanak tanıdığı pazarlar ve gıdanın doğrudan üreticiden temini olarak görünmektedir. Gerçek gıda kaynaklarının tüketiciyle buluşturulmasında yerel yönetimlere düşen görev giderek artmaktadır. Son birkaç yıl içerisinde giderek artan açık süt talebi, market sebze-meyve reyonlarına olan güvensizlik, gerçek gıdanın en güvenli tedarikçisi olan küçük satış birimlerine ve pazarlara olan talebi tahmin edilemeyecek kadar canlandırmıştır. Dolayısıyla yerel yönetimler, hizmet verdikleri insanların bu taleplerini de olması gerektiği biçimde karşılamak zorundadır.
Çocuklar ve gençler yemek yapmak konusunda mutlaka bilgilendirilmelidir.
O halde beslenme sadece karın doyurmanın ya da gereken eksiklerin giderilmesinin çok ötesinde bir uygulamadır. Bizim yapmamız gereken ise, sadece kültürün değil, biyolojinin de ayrılmaz parçası olan bu bikrimin sonraki kuşaklara başarıyla aktarılabilmesidir. Zira mesele sadece bir tarifin yapılabilmesi değil, bunun mevsime, gereksinime ve kaynakların durumuna göre belli bir esneklik çerçevesinde düzenlenebilmesidir. Ne, ne zaman, nasıl pişirilir, hangi koşullarda tercih edilir, gelenek kız ya da erkek, pişirsin ya da pişirmesin bir sonraki kuşağa mutlaka aktarılmak zorundadır. Zira öyle ya da böyle, ileride hangi mesleği seçerse seçsin, herkes karnını doyurmak zorunda, hangi kariyeri yaparsa yapsın öncelikle anne ya da baba olmak durumundadır.