Resim: Sahil Güvenlik (Baywatch), 1989-2001 yılları arasında yayımlanan ABD yapımı Los Angeles County cankurtaran ekibinin başından geçen olaylarla ilgili bir televizyon dizisidir. “Cankurtaranların kan değerlerinin ölçülmesi” aşaması, tıp literatürüne tam olarak “Baywatch Etkisi” veya “Baywatch Çalışmaları” (The Baywatch Studies) olarak geçmiştir. İnsan vücudundaki doğal üst sınırını ve güneşin gerçek potansiyelini anlamak için Los Angeles (Malibu ve Santa Monica) sahillerindeki cankurtaranları incelenmiştir.
Geçen hafta genel amaçlarla ölçülen D vitamini değerlerinin Türkiye’nin farklı illeri arasında değişkenlik gösterdiğini anlatmıştık. D olarak adlandırılan bileşik aslında bir vitamin değildir, vitamin sağlıklı bir beden için dışarıdan alınması gereken, yapı taşı olmamakla birlikte özellikle enzimlerin çalışabilmeleri için gereken ve tüketilen maddelere verilen isimdir. Oysa D maddesi vücutta aşamalarla kendi kendine sentezlenir. Bu maddenin sentezlenmesi güneş ışıklarının şiddetine bağlıdır, ancak geçen hafta da belirttiğimiz gibi, sadece ellerin ve yüzün güneş görmesi bile miktar için yeterli olduğundan farkın bölgelerin güneşli olup olmamasıyla açıklanması mantıksızdır. Bir konu açıklanamazsa seçilmesi gereken en iyi yöntem o bilginin tarihçesini araştırmaktır… Bu sıralar tembelim, yine yapay zeka:
Tarihte D vitamininin ilk norm (referans) değerleri, günümüzdeki gibi gelişmiş laboratuvar testleriyle değil, doğrudan çocuklardaki “raşitizm” (kemik eğriliği) hastalığının önlenmesi ve tedavi edilmesi esas alınarak belirlenmiştir. 1920’li yıllarda Elmer McCollum morina karaciğeri yağındaki anti-raşitik faktörü (D vitaminini) keşfettiğinde, ortada kandaki değeri ölçecek bir teknoloji yoktur. İlk “norm” veya “yeterlilik” tanımı, raşitizm hastası köpek ve farelerin kemiklerinin iyileşmesini sağlayan minimum doz üzerinden yapılır. Yani ilk norm, biyolojik bir etki eşiğidir.
Sınır değerlerin belirlenmesi
Çok daha sonra, 1970’lerde kandaki D vitamini depolarını en iyi gösteren metabolitin 25-hidroksivitamin D olduğu keşfedilir ve ilk hassas ölçüm yöntemleri geliştirilir. Bilim insanları, “sağlıklı” bir insanın D vitamini seviyesinin ne olması gerektiğini bulmak için vücuttaki kalsiyum mekanizmasına bakarlar. D vitamini düştükçe, vücut kalsiyumu dengede tutmak için paratiroid hormonunu (PTH) artırır. Yapılan çalışmalarda, D vitamini seviyesi yükseldikçe PTH’ın düşmeyi bıraktığı ve sabitlendiği bir kırılma noktası tespit edilir. Bu nokta (genellikle 20 ng/mL civarı), kemik sağlığı için ilk laboratuvar normu olarak kabul edilir.
D vitamininin üst sınırının (toksisite/zehirlenme eşiği) belirlenmesinde ise çok ilginç bir yöntem izlenir. Bilim insanları, güneşe en çok maruz kaldığı doğal ortamları taklit etmek adına, gün boyu güneş altında çalışan cankurtaranların ve geleneksel avcı-toplayıcı kabilelerin (Maasai gibi) kan değerlerini ölçerler. Bu kişilerin D vitamini seviyelerinin 40 ila 75 ng/mL (bazen 100 ng/mL üzeri) arasında değiştiği ve hiçbirinde zehirlenme belirtisi olmadığı görülür. Böylece laboratuvarlardaki üst güvenli sınır 100 ng/mL olarak belirlenir.
Günümüzdeki norm değerleri
Tarihten gelen bu farklı bakış açıları günümüzde iki farklı norm aralığının doğmasına yol açar. Amerikan Tıp Akademisi Standartları sadece kemik sağlığını ve raşitizmi önlemeyi temel alır. Bu yüzden 20 ng/mL üzerini “yeterli” kabul eder. Endokrin Cemiyeti Standartları ise D vitamininin bağışıklık ve diğer organ sistemleri üzerindeki hücre içi etkilerini de hesaba katar. Bu nedenle daha yüksek bir eşik belirleyerek 30-100 ng/mL arasını normal değer kabul eder.
Özetle; tarihteki ilk normlar kemiklerin eğrilmesini engelleyen ve PTH hormonunu baskılayan en düşük değerlerin laboratuvarda ölçülmesiyle tescillenmiştir. O halde sağlık ocaklarında uygulanan testlerde bir eksiklik söz konusudur, bu da kişinin PTH değerinin ölçülmesidir. Yani D vitamini norm altında kalsa bile PTH normal sınırlarda ise bu değerin de o kişi özelinde yeterli olduğu çıkarımına gidilebilir. Dahası her bireyin D vitaminine duyarlılığı farklıdır, bazılarında düşük, bazılarında yüksek bile olabilir, sözün özü sadece D vitamini değerine bakmak bir şey ifade etmez.