Yeşilçam Sineması’nın sıra dışı dönemi

Geçen haftalarda tartışmaya çalıştığımız, görsel medyanın toplum üzerindeki “imrendirmek” etkisinin cinsel içerikli filmler cephesinde de işleyip işlemediği tartışmalıdır. Ortadoğu toplumları genellikle muhafazakar tavır sergiler, ancak sergilenen ile gerçeğin ne kadar örtüştüğü ayrı tartışma konusudur. Halen gündüz kuşaklarında yayınlanan “reality show” olarak adlandırılabilecek yayınların konu ya da örnek bulmakta zorlanmamaları önermenin doğruluğu için tutarlı bir zemin oluşturmaz. İnsanlar toplum normlarına uymayan örnekleri izlemek konusunda kendiliğinden heveslidir. Bütün toplumlarda tek tük açığa çıkmayan vukuatın bulunması olasıdır, dolayısıyla bunları (hele de bugünün ünlü olmak tutkusu içerisinde) sergilenmeleri genelleme yapılmasına olanak tanımaz. Ancak yaşı tutanların bildiği bir Yeşilçam’ın seks furyası döneminin varlığı tartışılmaz. Bu dönem salon komedisi olarak tanımlanan Yeşilçam döneminin ertesine ve bu alanda ünlenmiş çoğu artistin de sinemanın dışına çıkmasına denk gelir.

Kaynaklar bu dönemi 1975 ve 1980 arasına tarihler, kişisel hatıralarım da bu zaman aralığını destekler. Aslında kimsenin tahmin edemeyeceği sıra dışı bir dönem yaşanmıştır. İstanbul gibi kozmopolit bir şehirde yüzlerce sinema olsa bile Türk sinemasının kaynağı Beyoğlu, daha da özelleştirirseniz Yeşilçam Sokağı’dır. Yeşilçam, bugün Grand Pera (eski Emek Kompleksi) olarak adlandırılan Cercle D’Orient binasının yanında olan sokağın bütünüdür. Burası aslında Emek Sineması’nın bulunduğu yerdir. O zamanın başrol artistleri olmasa bile, yan rollerde ve figüran olarak çalışanları burada “altın yürekli kötü adam” Erol Taş’ın kahvesinde toplanırlardı. Annemle zaman zaman geçerken gördüğümüz bu kahvede Sami Hazinses ya da Danyal Topatan gibi yan rol oyuncularına rastlamak da mümkündü.

Dönemin bitişi

Söz edilen 1975-1980 döneminin nasıl ortaya çıktığını tam olarak hatırlamam, annemin hep yanımda olması nedeniyle bugün mümkün olmuyor. Buna karşılık sinemaların girişlerinde yer alan camekanlarda kısmen sansürlenmiş film afişlerini ya da fotoğrafa basılmış sahnelerini ergenliğin de etkisiyle çok iyi hatırlıyorum. Sınıfın yatılı olanlarının daha içli dışlı olabildiği bu dönem Yeşilçam’ın bambaşka bir yüzünü oluşturdu.

Gösterimler elbette sadece Beyoğlu’na sınırlı değildir, Aksaray Güneş Sineması’nın müdavimi olan arkadaşlarımız bulunduğu gibi, adını bile bilmediğim çok sayıda sinema bu furyaya mecburen katılır. Dönem “civciv çıkacak kuş çıkacak” tekerlemesinin gündelik konuşmaya nüfuz etmesini sağlayacak kadar etkilidir. Zaman geçip de okuldan yalnız dönmeyi başardığımda da bu ilgi en azından bilet gişesi bölgesindeki sansürsüz afişleri görme aşamasına kadar sürdü. Nitekim kaynaklar dönemin bitişini 12 Eylül’e konumlandırır, furya sıkıyönetimin ilanı ile birlikte sonlanır. 

Cinsel içerikli furyanın açıklaması

Konuyu sosyolojik gözle irdeleyenler için açıklama nispeten basittir, muhtemelen de isabetlidir. Bu dönem aynı zamanda televizyonların yaygınlaşması aşamasıdır, artık film seyretmek için sinemaya gitmek gerekli değildir. Ancak furyayı dünyanın girdiği ekonomik daralmanın doğal sonucu olarak irdeleyenler de bulunur. Bu dönem dünya petrol krizinin yaşandığı dönemdir, sinema işi hep borçla döndüğünden ödenemeyen senetler, katlanan borçla sonuçlanacaktır. Nitekim bu dönemin doğurduğu diğer bir bileşeni olan “yüksek faizle mevduat toplama”, yani bankerler dönemi de benzer şekilde sonuçlanır. Kısa sürede batsalar da olanaksız faizlerle toplanan para gibi, Yeşilçam da daralan ekonomiden çıkışı bir Ortadoğu ülkesi için olanaksız gibi görülen cinsel içerikli filmlerle atlatmaya çalışır. Bu sekiz yüz kişilik sinemaların bile “full çektiği” sıra dışı bir dinamiktir…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.