İlber Ortaylı’yı kaybettik, başımız sağ olsun.
Çok şey yazıldı, eklenecek bir şey yok, ama düzeltilecek kavramlar var. İlber Ortaylı ile ilk tanıştığımda Topkapı Sarayı Müzesi müdürüydü. Ekrandan görünen neyse, İlber Bey sohbet sırasında da odur. Ona Osmanlı tarihiyle ilgili kitaplar götürdüm, Latince 1700’lerde basılmış nadir eserler, bir vesile almıştım. Elbette ilgilendi, ama sohbetimiz çok keyifliydi. Gerçekten irdelemiş bir tarihçiydi, kronolojiyle sınırlı bir bilgi aktarmıyordu. Müzenin ne hale geldiğini anlatarak başladı, Osmanlı’ya derin bir saygısı vardı, bize kalan eserlere yeterli özen ve korumanın gösterilmediğini, yüzeysel bir Osmanlıcılık ya da ümmetçilikten öteye geçilemediğini vurguladı.
Ne kadar haklı olduğunu sonradan anladım, Osmanlı konusunda bağlılığı çok yüksek kesim bile aslında Müslüman bir Osmanlı görmek istiyor, diğer taraflarını umursamıyordu. İlber Ortaylı en çok da bunu eleştirdi, koskoca bir imparatorluk kurmuş bir ailenin, Fatih Sultan Mehmet gibi muhteşem eğitimlilerinden, Avrupa’nın gölgesinde kalanlarına kadar doğruları ve yanlışlarıyla tartışılması gerektiğini savundu. Bir çağı kapatan düşüncenin sadece iman gücü olmadığını, ilim ve sanattaki yüksek anlayış olduğunu vurguladı.
İnsanlar garipler, aynı şeyi farklı yönleriyle benimsemek isterler, ama diğer bakış açısı kendilerine uymadığında anlaşılmaz bir soğukluk ortaya çıkar. Oysa İlber Ortaylı bize “köhne Osmanlı” olarak empoze edilmiş düşünceyi yıktı, topluma tarihini sevapları ve günahlarıyla kabul etmesi gerektiğini, dönem tarihçiliğinin doğru olmadığını, her şeyin bir sebebi olduğunu anlattı. Atatürk Osmanlı kaynaklı sebeplerin sıra dışı sonucuydu. Kendini sadece son dönem Osmanlısına odaklamış olanlarla bu noktada çelişti, o Atatürk’ü anladı, ama sözüm ona Osmanlıcıların katı tavrını ne kadar kırabildiğini bilmek mümkün değil.
Ortaylı elitist miydi? Hayır değildi, aristokrat yakıştırmasının daha uygun olduğunu düşünürüm, iyi olandan yana oldu, sadece titrin ve konumun yeterli olmadığını gösterdi. İnsanlar elit doğabilir, ama aristokrat olmak başka bir meziyettir. Doğru yerde, ama diğerlerini de rencide etmeden doğru üslup, aristokrasi iyi güç demektir, soyla alakası yoktur. Doğru olanı savunur.
Son görüşmemiz sanırım Galatasaray Üniversitesi’ne Osman Selâhaddin Osmanoğlu’nun İskenderiye anılarını anlattığı bir toplantıda oldu. Geldi, varlığını hiç hissettirmeden dinledi, dönüşte beni de Beşiktaş’a bıraktığını hatırlıyorum.
Onunla daha fazla teşriki mesaimiz olmadı, en büyük kaybım budur.
Bize bıraktığı en büyük miras kültürün öneminin yeniden anlaşılmasıdır. Gidebileceği her yere “görevdir” bilinciyle gitti, asla böbürlenmedi.
Mekânının neresi olacağını umursadığını sanmıyorum, dilerim mesaimiz orada devam eder.