Evkaftaki memurun sabah rutini

Dokuz günlük bayramı yedik, tamamen boş geçirdiğimi söyleyemem. Uzun bayram tatilleri sevdiğim aralar olmasa da bazı avantajlar sunar. Dünya sizinle birlikte genel olarak durur, herkes bayram telaşı nedeniyle bir yerlerdedir, ilk günün kutlama aramalarından sonra günler tamamen boş kalabilir. Oysa izinler böyle değildir, bir radyasyon onkolojisi uzmanının yılın neredeyse dörtte birini izinli geçirme olasılığına karşılık, dünya durmadığı için izin genellikle yanar. Sürekli birileri, hiçbir şey bile olmasa bu kez de çalıştığınız kurum rutin gerekçelerle arar. Hayat durmaz, akmaya devam eder, siz de kendinizle baş başa kalamazsınız.

Uzun aralar vermeyeli neredeyse yirmi yıl oldu, saplantının bir kısmı “ben yokken ya Çapa’yı ya Karaköy’ü çalarlarsa” düşüncesinden, ama önemli bir kısmı da “bu zamanda ne yapacağım?” açmazından ortaya çıkar. Eskiden “evkafta memur olmak” diye bir kavram varmış, doktor da aslında evkaftaki memurdan fazlası değildir. Her günün bir rutini vardır, beşte kalkılır, altıya gelirken çıkılır, dolmuşçular kapmazsa otobüsle gelmek olasıdır, avantajı simitçinin gelmiş olmasıdır.

Manyak Tekir

Odaya girince önce Manyak Tekir doyurulur. Arka cama gelen Manyak Tekir gerçekten manyaktır, onca yıldır her sabah benden mama yemesine karşılık elini kaptırmadan mama dökebilmek çevik olmayı gerektirir. Manyak Tekir tıslayarak teşekkür eder (ben öyle olduğunu varsayıyorum) ve kutu bitene kadar büyük bir sabırla saatlerce bekleyebilir. Manyak Tekir bu inadıyla bana da kısmen benzer. Çok ürkektir, başka kediler gelince kaçar, o nedenle Manyak Tekir’in beslenmesi ayrı bir iştir; meşakkatli, tehlikeli, ama bir o kadar da beklentisiz sevecen davranılması esastır. Manyak Tekir bu davranış modeliyle insanlara diğer kedilerden daha çok benzer.

Sonraki aşama ise çayın demlenmesidir. Çaydanlık önceki günden hazırlanmışsa iş kolaydır, yoksa suyu ip gibi akana ve lavabosu da zaten tıkanık olan musluk kullanılamaz. Polikliniğin olduğu kat artık terkedildiğinden bir nevi ardiyeye dönmüştür. Su karşı poliklinikten temin edilir, çayın demlenmesine geçildikten sonra bu kez de mailler yanıtlanmaya başlanır. Çok mail gelse de bunların önemli bir kısmı alakasızdır, silinerek temizlenir. Cevaplanması gerekenler cevaplanır, eğer konuşma daveti gibi bir şey söz konusuysa telefonun takvimine kaydedilir.

Rüya taşıyan yedi treni

Sabahın bu aşaması çok güzeldir, çünkü kimse olmaz. Bazen çayın demlenmiş olduğunu bilen biri gelir çay alır, hatta bazen börek de getirir, hüsnüniyetin en açık göstergesidir. Bu kadar erken saatte gelmenin getirisi hasta gelmemesi olsa da, rutini öğrenen hastalar bazen yedide kapıyı çalabilir, ister istemez beklemeleri rica edilir. Sonraki aşamada akşamdan sabah dünyada bir şeyin değişip değişmediğini anlamak için gazetelere bakılır. Genellikle iktidar ve muhalefet cenahından iki gazete okunur, özellikle köşe yazarlarının köşeyi nasıl kotardıklarına bakılır. Zaten nadiren yeni bir şey vardır.

Standart tepişmede bir değişiklik olmadığı anlaşıldığında geriye ki seçenek kalır. Ya kişisel merakı gidermek amacıyla makale taranır ya da koltuğa oturulup pineklenmeye başlanır. Bu pinekleme aşaması enteresan rüyalar görülmesi açısından çok verimlidir. Hiç aklınıza gelemeyen bağlantılar bu rüyalarda doğar, zaman zaman “rüya taşıyan yedi treni” olarak aktardığımı durum olasılıkla gerçektir, aynısı evde de olur. Sekizde ise çalışma rutini başlar, toplantılar yarım saat beriye çekildiklerinden beri yapacak bir şey yoktur.

Bu yaşam aslında rutindir, aylak adam için rutini sürdürmek bir yaşam biçimidir, ama her yaşam biçiminin sonu vardır. Hikaye de buradan devam edecek…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.