Evkaftaki memurun basit ve rutin hayatı düzenin değişmesiyle bozuldu. Binalar yenilenince bodrum kattaki poliklinikler çok daha iyi bir ortama taşındılar. Rutinin genel sorunu zaman içinde birikenlerin mekana nüfuz etmesidir. Otuz yılda çok fazla şey gelir, bunların bir kısmı gereklidir, bir kısmı dağıtılır; üstüne rutinden kopmamanın ötesinde geçmişi de biriktirmek kaygısı eklenince bu kez başkalarının gereksiz diye attığı fotoğraf, eski kitap, artık ne varsa toplanmaya başlanır. Oda giderek bir standart hastane polikliniği olmaktan çıkar, yavaş yavaş müze özelliği kazanmaya başlar ve memur da o müzenin demirbaş kayıtlarındaki unsurlardan birine dönüşür.
Zaman diğerlerini emekli ederken hafıza yavaş yavaş silinmeye başlar. Eskiyi hatırlayan olmadığı gibi elinde bir doküman bulunan da kalmamıştır. Zaten evkaftaki memurun görevi bu hafızayı saklamaktır, kendi emekliliğinin öncesinde bulunduğu dönem ve öncesinin kayıtlarını tutmaya başlar. Manyak Tekir bazen gelir, her zaman hırlar. Tekir de artık rutinin kayıtlı demirbaşlarından birine dönüşür.
Bir kutuya sığamama sorunu
Memur ister istemez poliklinikler taşınsa bulunduğu mekanın hiç olmamış odası olarak tescil edilmesini ister. Ancak artık atölye ve depolama alanına dönüşen eski poliklinikler katı, alışkanlıkları gereği ortama sızmayı başaran hastalar tarafından “nedir bu mezbelelik?” diye şikayet edildiğinde düzenin bozulması vakti gelmiştir.
Otuz yıl yaşanan mekandan bir anda taşınılamaz. Daha çok Hollywood filmlerinde işten atılma anında ortaya çıkan, özel eşyaları küçük bir kutu içine tıkıştırarak binadan çıkma hali (bana hep Lehman Brothers’ın tasfiyesini hatırlatır) evkaftaki memur için geçerli değildir. İçinde artık kullanılmayan eski kasa bile bulunan eşya yeni mekana adapte edilmelidir, böylelikle marangozluk işine geri dönülür. Her şey sökülür, gerekli olduğu biçimde, yani yeni mekana uyabilecek şekilde adapte edilir. Eksikler için yönetim her ne kadar biz alırız desek de evkafta deneyimlenmiş bir memur, bir contanın alınmasının bile ayları bulabileceğinden bunları kendi halleder. İşin hoş yanı mekan her zamanki sığınak Perşembe Pazarı’dır.
Yeni yuvalanma, yeni dünya
İş yine de tahminde uzun sürer. Rutin memurun en büyük eksiği rutin taşınmalarının olmamasıdır, deneyimsizliği apaçık ortaya çıkar. Tahsis edilen oda binalar kompleksinin öte ucunda olduğundan her bir ölçümün gidip gelip yeniden yapılması, atıklardan elde edilen buzdolabının masadan bozma tezgahın altına sığıp sığamayacağın hesaplanması bile dört gidiş gelişten aşağı olmaz. Bu işlerin en sıkıntılı komplikasyonu bel ağrısı, kollarda dermansızlık, ama en güzel yan ürünü ise ister istemez egzersiz ve kilo verilmesidir. Önce yeni mekanda yuvalanma başlar, raf olabilecek unsurlar taşınır ve değiştirilip monte edilir. Sonra taşınma planı çıkarılır, her şeyin yerli yerine oturması ise en keyifli son aşamadır, elbette sığılabiliyorsa.
Memur git ve gelleri sırasında otuz yıldır yaşadığı mekanda yeni kısa yolların var olduğunu da keşfeder, kullanmaya başlar. Kırılma riski taşıyan hatırat bizzat taşınmalıdır, “sizin için özel yaptırdık” diye hediye edilen, neredeyse yirmi, belki de daha fazlası edecek seramik Atatürk resmi, biblo benzeri ıncık cıncıklar ve elbette resim çerçeveleri çizilmeleri olasılığına karşı memurun kol gücüne bakar.
Evkaf böyle bir şeydir, kurulu, sökülür ve yeniden kurulur ve sonsuza dek yaşar.