Bilimsel konumumuzun yakın tarihi

Bugün bilimsel anlamda, özellikle de tıpta, iyi bir uygulayıcı olmanın ötesine geçemiyorsak geçen haftalardaki yazıları yeniden gözden geçirmenizi öneririm. Mevcut sistem biat edenler üzerine kuruludur, siz hocanıza biat edersiniz o da sizi yükseltir. Farklı görüş ya da değişik bakış açısı nedeniyle ayrı düşülmesi halinde sadece hoca değil, sistem de bütünüyle dışlar.

Yetişmekte olan asistanlar istedikleri kadar üniversite mezunu olsunlar, anlatılanları kendi düşünce süzgecinden geçirmek yerine hocanın ağzından çıkan olarak değerlendirirler. Bu yaklaşım kısa sürede öğretinin eksik ve hatta yanlış olsa bile kemikleşmesine yol açar. Bilimsel düşüncenin yeni yaklaşımlar açısından çok kıt olması ilerlemeyi durdurur.

Bu duraklamada birden fazla etken rol oynar. İlk etken bir alanın kurulması aşamasıdır Alanı kurup bir bilim kolu olarak kabul ettiren, buna muhtemelen kürsü kurmak adı verilir, ilk kural koyucu olduğundan sonrakiler de bu kurallara bağlı olarak yetişirler. Tarihte bilimsel ikilemler çok fazla anılır, oysa ilgili bilim dalı serpilmeye ve yeni üyeler almaya başladığında farklı düşüncelerin barınması giderek zorlaşır. Aynı alanda ikinci bir görüş daha kendini benimsetmeye başlamışsa o zaman yeni ekol ortaya çıkar, ama seyrek karşılaşılan bir durumdur.

Taht ve baht kavgaları

İkinci etken ise doğrudan hocanın ya da hocaların tutumuna bağlıdır. O alan ilk kurulurken ortada çok fazla kişi yoktur, biri bayrağı taşımaya başlar. Başlangıçta gülüp geçilen bayrak taşıyıcılık, alanın yerleşik ve sözü dinlenir hale gelmesiyle birlikte çekici bir konum özelliği kazanır. Zaman geçip de hoca yaşlandığında ya da emekli olduğunda bayrak bir başkasına geçecektir. Hoca etkeni burada iyice belirleyici olur.

Bu aslında hayvanlar âleminde yaşanan taht kavgaları ya da alan mücadelesinden farklı değildir. Hoca bayrağı ya kendinden iyi birine devreder (liyakat denen durum) ya da sözünü geçirebileceği munis birini seçer. İlki gerçekleşirse layık olan aday ayrılır ve öğretiyi başka yere taşır, çalışmalarını orada sürdürür, hatta faaliyetlerini özgürce sürdürdüğünden geldiği yeri geçer. İkinci seçenekte ise yıldız sönmesi gerçekleşir. Güzel bir konum (müdürlük ya da başkanlık) söz konusudur, ama seçilen içini dolduramadığında yıldız söner.

Alanın ilk kurulduğu yer “öncelik” nedeniyle her zaman anılır, ama etkin rol oynama özelliğini kaybeder. Bu kayıp sadece basit bir unutulma hali değildir, artık dikkate alınmamaya başlar. Mesela ilk yazılarda sözünü ettiğimiz “bir telefonla doçent yapma” becerisi ortadan kalkar. Kudret kaybı yetersiz olan müdür ya da başkanın bir süre sonra kendi çalıştığı birimde de söz geçirme becerisini ortadan kaldırır.

Türkiye’nin Bilim (Akademisi) Sınavı

Bunu hazmedenler çalışmaya devam eder, ama hazmedemezlerse karşılığı anlamsız ağlanmalardır. Giderek bir kaos hali ortaya çıkar, aradan boy veren başaklar güçlenirken, konumu kendi çıkarlarına kullanmakta sakınca görmez. Nasıl olsa artık hiyerarşi de bozulmuştur, genel toplantı düzeni, istikrarlı katılım, içerik dolgunluğu zamanla ortadan kalkar. İşler artık yapılması gerektiği için sürdürülmektedir.

Akademimizin yakın zamanlı özeti budur. Hikayenin detayını Prof. Dr. Engin Bermek’in Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi’nden çıkan (2015) Türkiye’nin Bilim (Akademisi) Sınavı adlı kitabından okuyabilirsiniz. Ana bilim akademisinin bile nasıl “tanıdık, hemşeri, ricaya binaen” işgal edildiğini ve boşaltıldığını anlatan ibretlik bir tarihçedir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.