Mekan ve akıl ilişkisi

Alt tarafı hastanedeki bir oda olan mekanın neden tefrikaya dönüştüğünü merak ediyor olabilirsiniz, mesele yaşanan mekan ile geçmişten kalanların harmanlanmasından kaynaklanıyor. İnsan içinde sürekli bulunduğu mekanla ister istemez bir bağ kurar, ama beri yandan sürekli yaşadığı mekanla da birlikte tezahür eder. Bu bir yerde ortama uygun kıyafetin doğru seçilmesine benzer. Siz kim olursanız olun, tanımayan biri için ilk vereceğiniz ipucu ya da kimlik betimlemesi, intiba derler, giyim kuşamınız olacaktır. Baloya günlük kıyafetlerle gidemezsiniz, ama balo kıyafetini de günlük yaşamda giyemezsiniz.

Oysa yaşanan mekan için bundan fazlası vardır. Çalışan biri yolda geçirdiği ve uyuduğu vakti saymazsanız yaşadığı zamanın çoğunu iş ortamında geçirir. Size ait değil bir oda, masanız bile olsa, derli toplu olmasından tutun, bezediğiniz ufak tefek aksesuar bile sizi tanımlar. İşiniz eğitimse dersi anlatacak ek donanım anlatımınızı geliştirir. Bilgisayara bağlı bir televizyon ekranı sunumun daha kolay görünmesini sağlar, öğretimi kolaylaştırır. Ama aynı ekran hastanın çekilmiş filmlerinin açıklanması, yani doğrudan hastaya gösterilmesi için kullanılırsa hastaya durumu makul biçimde açıklama olasılığı sunar. Bu sadece prestij değildir, güven kurar.

Mekanın kişiselleştirilip giydirilmesi

Kendinize ait bir odanız olması ortamın kişiselleştirilmesidir. Objeler toplamaya meraklı biri ancak bunları doğru kodlarsa kendini iyi hisseder. Ortada otuz yılı çoktan aşmış bir anı yığını vardır. Bir kongrede çekilmiş fotoğraf, bir hastanın yaptırdığı masa üstü isimlik, oradan buradan hediye ya da doğrudan toplanmış eski kitaplar, buzdolabı kapağına tutturulmak için getirilmiş hatıralıklar, her ne ise odada kendine yer bulmalıdır. Odayı dört duvar ve bir masadan çıkarıp hafıza mekanına çeviren bunlardır. Bu satın alınmış nesnelerle bezemek değildir, onlar biriktirilmiştir; otuz yıl sekiz metre kareye sığar, evde hissedersiniz.

Anlattığım kolay gibi görünse de uygulamada öyle olmaz. Bir ay süren taşınmanın nedeni en az masrafla en tutarlı sonucun elde edilebilmesidir. Mekan önce aklın derinliklerinde kurulur. Anlatalım; yeni odada ayaklı bir lavabo vardır, ama ayak şık görünse de aslında zeminden yer kaybıdır. Eski mekandaki üzerine çaydanlığı koymak için topladığınız basit çekmeceli sunta masanın önce çekmecesi itinayla sökülür, altına set altı buzdolabı sığmadığından tahta ayaklar monte edilerek mutfak tezgahı seviyesine yükseltilir, ama her şey değişken olsa da sabit olan musluktur. Sorun set üstü çanak lavabo ile aşılır, gariptir, katalogda olsa da yapı marketlerinde bulunmaz, ancak internetten ısmarlanabilir. Neyse ki Perşembe Pazarı imdada yetişir, her türlü seçenek Ceneviz’de bulunur. Çanak lavabo tezgaha dönüşmüş masa punç ile delinerek üzerine oturtulur.

Taşınma ritüeli

Benim neden bir aydır didindiğimi merak edenler odanın yavaş yavaş mekana dönüşümünü izliyor; içlerinden ne geçtiğini bilmiyorum. Tamamlanmış gibi görünen ortamı “giydirmem gerekiyor” dediğimde ne kast ettiğimi anlatabildiğimi de sanmıyorum. Neredeyse her gün Perşembe Pazarı ya da Pangaltı arasında mekik dokuyorum, iki haftalık iznin hafta sonları dahil tek bir gününü bile mekan ve aklımın oyuntuları arasında dolaşmak dışında geçiremedim. Çukur kurmaya çalıştığım şeyin ne olduğunu anlasa da, iki gün önce bu kez üçüncü katta patlayan boruyla yeniden nazlandı. Komşum atölye onlara vaat ettiğim lanetin varlığına gün be gün daha çok inanıyor.

Geride kalan masanın üzerinde bir şişe zemzem son dokunuşu yapmak üzere bekliyor.

O son dokunuş Çukur’un lanetinin ve benden ayrılamayan cinlerimin yeni mekanlarına gönül rahatlığıyla taşınmaları için yapılacak bir nakil ritüeli olacak.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.