İnsanın kendi haline erişmesinin dili ortaya çıkaran ana şamalardan biri olduğuna değindik, bu sistem ses dalgalarının yorumlanması prensibine dayanır. Oysa doğaya baktığımızda ses iletişim yöntemlerinden sadece biridir. Kurtlar ulur, filler bağırır, oysa karıncalar ya da arılar da bu iletişim de bulunmaz. Koloni biçiminde yaşamda insanın aksine “kendi” kavramı da yoktur, birey koloninin bütününü “kendi” olarak benimser. Yeryüzünde esas hakim gücün mikroorganizmalar olduğunu çok önceleri anlatmıştık, ancak hayvanlar alemine gediğimizde esas hakim güç de koloni halinde yaşayan formlardır.
Koloninin gücü bireyin gücünden karşılaştırılamayacak kadar fazladır, birey koloniden ayrılırsa yaşaması da mümkün olmaz. Bir koloni çorak sanılan arazide bile başarıyla varlığını korur, çekirge sürüsü gibi bir kolon ise mevcut kaynakların neredeyse bütününü saatler içinde tüketebilir. Ne var ki bu kolonilerin akıbeti de bilinmez. Kısa süre önce yaşanan ve arı kolonilerine musallat olan “koloni çökme sendromunun” nedeni hala anlaşılamamıştır. Konuyu alanının en iyilerinden bir biyoteknoloji profesörüyle tartıştığımızı hatırlıyorum, “araştıracak bir kalıntı bile bulunamadı” demişti, doğa her şeyi siler süpürür. Çekirge kolonilerinin akıbetleri de bilinmez.
Karıncaların düzeni
Hakim olmak konusundaki kolonilerden en iyi araştırılmış olanları karıncalardır. Çok keskin görme yetisi olmayan bu canlılar hareketlerini rastlantısal yapmazlar, sesleri olmasa da onların konuşmaları kimyasal izlerin antenler vasıtasıyla algılanması sayesinde gerçekleşir. Anlatılan odur ki karıncalar karınlarını zemine değdirerek bir kimyasal iz bırakır, bu onların sesidir ve diğerlerinin ne yapmaları gerektiğini söyler. Koloni her bir karıncanın mutlak işinin belli olmasıyla düzeni korur, eğer yuva korunacaksa bununa ilgilenen karıncalar bellidir ve gerekirse kendilerini zaman kazanmak için besin öğesi olarak sunabilirler. Aynı durum arı kolonileri için de geçerlidir. Esas olan ana koloninin korunmasıdır, işçiler sadece birkaç haftalık ömürlerine rağmen yiyeceği taşır, korumakla görevli olanlarsa gerekirse ölür.
İç sesin varlığı
İnsanlar için varlığından kuşku duyulan altıncı his kavramı koloni yaşamında tam olarak karşılığını bulur. Biz sezi olarak adlandırırız, bilimsel yöntemlerle açıklanamayacak bir iletişim yöntemi olmak zorundadır. Karıncalar, arılar ya da hayvanların çoğu sezme yetisine sahiptir. Köpekler depremi henüz en ufak bir sarsıntı bile olmadan algılar, balıklar neden açıklanmayan bir biçimde ölürler. Dini referansların “kehanet” kavramını kabul etmeleri şaşırtıcı olmaz. Peki aynı kavram neden insanlar için de geçerli olmasın, kahinlere danışmanın hala yaygın kullanıldığından daha önce söz etmiştik.
İşte bu insanın iç sesi denen kavramı duyabilmesi becerisine dayanır. İç ses aslında bir şeyler söyler, ama kendi tarafından bastırılır. “Bir ben vardır benden içeri” dizleriyle tanımlanan bu iç ses ancak benlikten vazgeçilmesi durumunda işitilebilir hale gelir.