Televizyon ürün pazarlamanın en etkili yöntemlerinde biridir. Bunun bir açıklaması ürünün doğrudan (film ya da dizinin içinde kullanılarak) gösterilmesi, ama beri yandan özenilen oyuncunun bir bileşeni haline getirilmesidir. Mesela artık çay yerine kahve tutkusu vardır, ama mesele kahvenin kendisi değil, giderek bollaşan ve çeşitlenen kahve makineleridir. Mutfak sahnesinde set üzerine yerleştirilen bir kahve makinesi tanıtımı siz fark etmeseniz bile en iyi reklam olacaktır. Nasıl olsa dizi seyrederken başka kanala atlamak olasılığı yoktur, beri yandan makine de işlevi açısından eksiksiz tanıtılmaktadır. Üstelik bu makine artık modern yaşamın olmazsa olmaz bileşenidir.

En iyi yöntem yayının içine ürün yerleştirmektir
Zamanın mutfak robotlarını hatırlayın, bir motorlu makine karıştırıcı ya da doğrama aleti olarak kullanılabilir. Bunun aslında hiç kullanılmayacak ve zaten küçük mutfaklar tezgahlarına sığması imkansız onlarca parçası bulunmasına rağmen girmediği çeyiz seti kalmamıştır. Makine bir süre baş tacı olarak tutulur, ama “raftan indir, kullan ve yıka kaldır” çok zahmetli olduğundan, alt tarafı bir soğan doğramak için fazla meşakkatlidir. Bir süre sonra plastik aksam sararır ve eninde sonunda atılır.
Zaman geçer, günümüzün modası ise air-fryer denen sıcak havayla pişiren makinelerdir. “Bunlar o kadar maharetlidir ki, fırının yerini alabilir, hatta iki yemeği kokuları birbirine karışmadan pişirebilir. Modern yaşamın zorunlu hale getirdiği hızlı çözüm bu makinelerle elde edilebilir…” Bir süre sonra bütün evlerde bulunmaya başlar, zamanı gelince yeni ürün sunulur.
O halde ürün değişir, ama tanıtım biçimi değişmez. Lütfen herhangi bir dizinin sahnelerini bu gözle izleyin, çok eğlencelidir. Siz saçını fönle düzelten birinin maharetini seyrederken, sahne bitmeden altyazıda reklam geçer, ana reklama gidince de algı pekiştirilir. Hatta unutulmasın diye reklamın son karelerinde kısa biçimde bir daha verilir. Bazı ürünler ise doğrudan dizinin içine yerleştirilirken, seyirciye neredeyse adıyla reklam yapılır, çamaşır deterjanları, “ay kahve döküldü…” diye başlayan sahnenin reklam bileşeni görsel biçimde de sunulur, sadece ismi zikredilmez.
İmrenmenin sonucu olarak borç batağı
Meselenin özü imrendirmektir. Bir kere imrenilirse satış artar, dizi yapımcısı da yerleştirilmiş reklamdan ayrı ücret alır. İnsanların kısa sürede harcama tutkusuna kapılıp borç batağına sürüklenmeleri rastlantısal olmaz, nihayetinde “pırlanta her kadının hakkıdır…”. Güneş gözlükleri kıyafetler, takılar, say say bitmeyen ürün pazarlamasının bir arka planı da program oynarken aktif hale gelen Instagram gibi mecralardır. Burada limit yoktur, biri merakından sorarmış gibi başlar, aslında yemdir, sayfayı takip edenler sorunun cazibesine kapılır.
Sonuç ise bir başka filmle anlatılır; The Jonases, zengin kasabalara dadanan göstermelik ailenin öyküsüdür. Büyük şehirden gelmişlerdir ve çok alımlılardır. Anne günler aracılığıyla kadınlara, baba şehir kulübünde erkeklere, çocuklar da okul arkadaşlarına pazarlar. Sonuç iflaslar ve intiharlardır.
Bizden bir farkı var mı, değerlendirmeyi size bırakıyoruz.