Greyfurt denince ne anlamalıyız?

Greyfurt aslında portakalla pomelo denen bir başka bitkinin tozlaşmasıyla ortaya çıkan bir ara formdur. İçerik portakala göre daha az tatlı, ekşiye yakın ve buruktur. Ama besin değerine bakıldığında A vitamini ve C vitamini açısından zenginleşmiş bir biçimi oluşturur. Doğruya doğru, buruk, ekşi ve hatta ağızda bıraktığı acılığı aslında doğrudan tüketimini kısıtlar. Ama bunun çözümü kolaydır, suyu içilecekse, ki bu da yeterince besleyicidir, portakal suyuyla karıştırılır. Böylelikle içerikteki yoğun A ve C vitamininden yine faydalanılmış olur. Geleneğin bulduğu diğer çözüm ise reçele dönüştürmektir. Bakın bu özellikle önemlidir, zira reçel dendiğinde esas kabuklar kullanılır. Biz mesela portakalın ya da limonun kabuğunu da yemeyiz, ama o ince sarı katman kurabiyelere karıştırılarak besin değeri geri kazanılabilir. Okumaya devam et “Greyfurt denince ne anlamalıyız?”

Nar denen gizemli meyve

Önce size bu yazıları hazırlarken nasıl bir yol izlediğimize dair kısa bilgi verelim. Eğer aktarmaya çalıştığımız doğrudan bilgimiz dahilindeyse kolay anlaşılır biçime sokup yazıyoruz. Ama nar gibi daha az bilinen bir alansa, bu kez bir ön okuma yapıyoruz, bunlar bilimsel makaleler oluyor. Nar bugüne dek üzerinde en çok araştırma yapılan besinlerden biri çıktı, hatta “nar bilimi” diye bir kavramdan söz ediliyor. Narı anlamadım dememin nedeni daha çok yapısı, içinden her biri ayrı çekirdek içeren taneler çıkıyor, doğada pek benzeri yok. Okumaya devam et “Nar denen gizemli meyve”

Kemik suyu ve beslenmedeki yeri

Kemik bizim et kaynağı olarak tükettiğimiz canlıların çok önemli bileşenlerinden biridir. Tıp her ne kadar konuyu “hareket sisteminin desteği” boyutuna indirgese de, kemik bundan fazlasıdır. İçine kalsiyum çökerek sertleşen bir kollajen ağ örgüsü içerir, bizim kemik suyu elde etmekte kullandığımız dana kemiklerinde bunun merkezinde ayrıca kemik iliği bulunur, yani kan yapımını sağlayacak başlıca maddeler burada depolanır. Bu bölgenin yapısı ise tamamen farklıdır, pelte kıvamında olur. Ama biz kemik suyunu kemiğin bütününün kaynatılmasıyla elde ederiz. Okumaya devam et “Kemik suyu ve beslenmedeki yeri”

Zeytinyağı neden bu kadar makbuldür?

Aslında bütün yağlar genel olarak makbuldür ve zorunludur. Biz yağ kaynakları biraz zorlama olarak sınıflarız. Hayvansal yağlar “yaşamın akışkan hali” olan sütten elde edilen tereyağı ve vücut yağlarından oluşur. Bitkisel yağlar ise tohum yağları ve meyve yağları olarak sınıflanır, zeytinyağı meyve yağı olması özelliğiyle ayrı bir yere konumlanır. Yağların besleyici değerini veren özellikleri ise içerdikleri yağ asitlerinin “çoklu doymamış” uzun zincirli olanlarının miktarıyla belirlenir. Yağ molekülü aslında uzun bir karbon zinciridir, ama zinciri oluşturan atomlar arasındaki bağlar “çift bağ” özelliği gösteriyorsa “doymamışlıktan” bahsedilir, bu çift bağları açıp hidrojenle doyurursanız o zaman da margarin denen katılaşmış biçimi elde edersiniz. Ama zeytinin “var yılı – yok yılı” gibi kavramları hesaba kattığınızda bu fazlasıyla yetersiz bir sınıflamadır. Okumaya devam et “Zeytinyağı neden bu kadar makbuldür?”

Gıdada durum değerlendirmesi (III): Taraf olan bakanlığa rağmen giderek değişen beslenme algısı

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın gıdaya yaklaşımı istikrarlı olmasa da, sosis, sucuk gibi et ürünlerinde “beyaz ve kırmızı etin ayrıştırılması” olasılıkla en iyi uygulamalarıydı. Buna karşılı uzun ömürlü süt, ekşimeyen yoğurt ve hızlı pişen piliçte sorgulamamanın ötesinde taraf oldular. Bu taraflılık durumu İkinci Gıda Kongresi’nde aşikar hale geldi. Aslında aramızda dostluk bulunduğunu zannettiğim bir bakanlık yetkilisi, esas konuşmasını tamamladıktan sonra, “UHT süt, ekşimeyen yoğurt ve 20 dakikada pişen pilici” savununca, durumun Bakanlık nezdinde ciddi endişe yarattığını anlamış olduk. Aynı yaklaşım süt oturumda da kendini gösterdi, uzun ömürlü UHT süt özellikle süt gıda teknolojisi uzmanları tarafından savunuluyordu. Ne var ki beslenme alanında çalışan bilgisine güvendiğim uzmanlar da UHT’nin sütte ciddi değer kaybına neden olduğunu ifade edince, rüzgar birden endüstri aleyhine esmeye başladı. Bu yaşananları medya ortamında doğrudan paylaşmadım, ama süt ve yoğurt konusundaki söylemimiz sürdü ve toplumdan karşılık buldu. Bakanlığın süt endüstrisinden beklentisi ise çok daha farklıydı. Anlaşılan Bakanlık ve endüstri aynı potada erimişlerdi. Nitekim konunun bundan sonrası yoğurt tebliğinin hangi gerekçelerle değiştirilmiş olduğuna odaklanmak zorundaydı. Okumaya devam et “Gıdada durum değerlendirmesi (III): Taraf olan bakanlığa rağmen giderek değişen beslenme algısı”