Toplum bilimini bilsek de “toplum mühendisliği” olarak betimlenen alanın nasıl işlev gördüğü bize anlatılmadı, böyle bir alanın var olduğunu ancak filmlerden öğrenebildik. Genel kaynaklara göre “toplum mühendisliği, pazarlama, sürekli tekrar, çocuklar, gençler, fakirler ya da kadınlar gibi daha savunmasız gruplara yönelik propaganda ve organizasyonlar ilealternatif veya rakip düşünceyi düşmanlaştıran zihinsel örgü ve bu bilinci şartlandırma yöntemleridir.
Toplumun demografisinde, sosyal dokusunda, tarihten gelen yapısında değişiklik yapmak, tepkilerini, nefretlerini, isteklerini, sevgilerini, tutkularını ve kitlesel şekilde ifade ettiklerini duygularını yönlendirebilmek, kontrol altında tutabilmek, paralize edebilmek gibi yetileri içeren iştir. Aslında böyle bir meslek dalı yoktur. Toplum mühendisliği, çeşitli meslek dallarından oluşan bir ekip tarafından, parasal destek, koruma, iletişim ve başka araçlar yardımı ile gerçekleştirilebilir. Daha çok askeri ve istihbarat alanlarda kullanılan bir terimdir.”
Çok sayıda kanal neden zorunludur?
Geçen haftanın son cümlesinin açıklaması budur, aslında televizyon kanallarının çoğaltılması doğrudan etki yapmaz, ama ekonomik modelin değişmesi söz konusu olduğunda, ki buna piyasa ekonomisi denir, gereklidir. Tek televizyon kanalı olduğunu düşünün, bu kanal özerk bütçeli devlet kanalı olsa bile reklam alabilir. Matematiksel olarak tek kanal varsa izlenme oranı yüzde yüzdür, her televizyon sahibi ister istemez bu kanalı izleyecektir. Ne var ki tek kanalın reklam kuşağı kapasitesi sınırlıdır, yani parasını bile verseniz herkes reklam vermek isterse kanal sadece reklam oynatabilir.
Oysa tüketim ekonomisinde ürünün doğrudan topluma pazarlanması en etkili yöntemdir, bu durumda ister istemez zaman sorunu ortaya çıkacağından birden çok paralel kanal, dar zamanın genişlemesini sağlar. Dizilerin amacı artık bir şey anlatmak değildir, dizi seyirciyi o kanalda tutmak için gereklidir, iyi dizi daha çok izlenir, bu reklam talebini artırmanın ötesinde reklamın birim zaman fiyatının da artmasını, dolayısıyla kanalın kazanmasını sağlar. Günümüzde reyting savaşları dediğimiz, aslında nasıl ölçüldüğünü tam olarak bilmediğimiz kavram seyircinin ilgisini ölçülmesi üzerinden reklam bedelinin belirlenmesinde kullanılır. Daha çok izlenen kanalın reklamları birim zaman fiyatı daha yüksek getirilidir.
Neden hep aynı anda reklama girilir?
Burada cin fikirlilik yapıp “madem öyle biz de diğerleri reklama gittiğinde diziyi vermeye devam ederiz, seyirci nasıl olsa reklam yerine diziyi tercih eder” diyebilirsiniz, ama bu durum en baştan (kanunen yeri var mı bilmiyorum) bir anlaşmayla bağlanır. Bütün kanallar aynı anda reklama girmek zorundadır. Siz tam dizinin en heyecanlı yerinde reklama giden kanala sinirlenip başka kanala geçseniz bile aynı reklamla karşılaşmanız rastlantısal değildir. Bütün kanallar, ister dizi, ister tartışma programı ve hatta ister haber olsun aynı anda reklama girmek zorundadır.
Dolayısıyla seyirci ister istemez reklamları izler, diziler reklamlarda tanıtılanları “ürün yerleştirme” ile destekler. Kanun gereği her dizi başlamadan önce, gözün takip edemeyeceği kadar hızlı akan bir şerit geçirerek, “bu programda ürün yerleştirilmesi kullanılmıştır” uyarısını verir. Böylelikle imrendirme sadece reklamla değil, seyircinin özdeşleşmeye çalıştığı diziyle de pekiştirilmiş olur.