Ahlak olarak özetlenebilecek etik kavramının nasıl olup da bilimin ayağına takıldığı aslında ibretlik bir örnektir. Pek çok kaynaktan kolaylıkla erişeceğiniz gibi, etik insanların kurduğu bireysel ve toplumsal ilişkilerin temelini oluşturan değerleri, normları, kuralları doğru-yanlış ya da iyi-kötü gibi ahlaksal açıdan araştıran bir felsefe dalıdır. Ahlak da bir toplumun iyi ya da kötü olarak kabul edilen davranışları belirleyen yazısız kurallar bütünüdür. Öğretmen – öğrenci, satıcı – müşteri ya da hasta – doktor ilişkisi olsun (hatta diğer canlıları da kapsam içine katabilirsiniz), aralarında geçen olaylar etikte de bir karşılık bulur. Öğrenci dersini yapay zekaya yaptırabilir, yüksek not da alabilir, ama etik değildir. Müşteri satıcının açığını yakalayabilir, uyarırsa düzelir, ama düzelmesine rağmen konuyu resmi düzeye taşıması da etik değildir.
Üstelik etiğin tanımı aslında özneldir, kişiden, bölgeden, ülkeden ve elbette dini inançtan da etkilenebilir. Doktor hasta ilişkisini bu nedenle ayrıca örneklemek istedik. Hastanın durumu vahimse Batı normlarına göre bu hastaya söylenmelidir; etik olan hastanın durumunu bilmesi, özellikle borçlarını ya da alacaklarını buna göre ayarlamasıdır. Bu coğrafyaya gelirseniz yaklaşım farklıdır, hastalığının umutsuz olduğunu doğrudan yüzüne söylemek onu umutsuzluğa düşüreceği için tercih edilmez. Ama daha kötüsü doktor pozisyonunu kullanarak hastanın suratına doğrudan “nerede kaldın, en fazla üç ay yaşarsın” da diyebilir. Bize göre bu da etik değildi, tarzı yanlıştır, gerçeğin umut ve çözüm merciinin ağzından bu şekilde sarf edilmesi kesinlikle etik olmayacaktır.
Kavramın yersiz kullanımı
Etik kavramın yaşamımıza (en azından tıpta) yaklaşık 30 yıl önce girmiştir; gariptir girdiği toplantıyı bile hatırlıyorum, bir ilaç firması sponsorluğunda bir otelde yarım günlük bir programla duyurulmuştu (konuşmacının adı bende kalsın). Kavram çok kısa sürede yerleşse de aynı hızla deforme edilmeye başlandı. Dünyada bu kadar açlık varken yemeği ete boğmanın etik olmamasından tutun, sınıfa erken gelip oturacak yer kapmaya kadar her kavram etiğe bulandı. Tılsımlı sözcüğü ben de bir kere koz olarak kullandım, çok iyi tuttu. Söz, binaları çürük olduğu için yenilenen temel bilim dalından arkadaşlarımıza, doktor meslektaşlarımızın “siz diğer eski binanın bodrum katına geçin, yeni binayı poliklinik yapalım” deyince sarf edildi, “ama bina onlar için yapılıyor, bu etik olmaz” dedim. Bir daha kimse sesini çıkaramadı.
Kavramın densiz kullanımı
Ne var ki eğilip bükülmeye çok açık etik kavramı tıpta derin etki yarattı. Mesela bir kişi sokağa tükürürse ayıptır, hastanede tükürürse tıbbi atıktır, ama aynı tükürüğü kişiden bilimsel çalışma amacıyla isterseniz etik değildir. Dolayısıyla özellikle bizim gibi çalışma düzeni olmayan ülkelerde etik bilimsel pranga halini aldı, bugün bile bir etik kuruldan idrarda yapılacak bir incelemenin geçirilmesi deveye hendek atlatmaktan zordur.
Son örnekten ise geçen hafta haberim oldu; konuşma yaptığım tıp fakültesi öğrencilerine sakatatçıdan koyun kalbi alıp inceleyebileceklerini söyledim. Onlar da bunu zaten anatomi hocasına önerdiklerini, ama etik olmayacağı gerekçesiyle geri çevrildiklerini belirttiler. Böylelikle yemek yapmak için satılan bir dokunun, bilimsel amaçlı irdelenmesinin etik kavramına sokulup engellenebileceğini de görmüş oldum.
Bugün tıp Batı’nın aşırı etkisine girmişse sorunun kaynağı onların daha iyi olması değil, daha çok bizim zahmete girmek istemememizdir.