Zamanın akıl almaz kurgusu

Fal, eşzamanlılık, kehanet gibi kavramları irdelediğimiz yazıları tamamlamak için açıklamakta zorlandığım bazı olayları anlatmalıyım. Olaylar aslında bizim dışımızda vuku bulur, geçtiği yerler çoğu kez değil, her zaman aynıdır. Ben genellikle Çapa ve Şişli arasındaki bir örüntüde yaşarım, buradaki binaların neredeyse hepsi sabittir. Binalar hep aynı kalır, ama insanlar değişir. Önünden binlerce defa geçsem de herhangi bir sokağa girme ihtimalim işim düşmediği sürece sıfırdır, önünden gelip geçilir.

Mekanlar bu kadar sabit kalsa ve insanlar değişse de, bazı insanların hiç değişmeden aynı kalması şaşırtıcıdır. Çocukken annemle gördüğümüzde kaçıştığımız “kayışlı adam” herhalde bir on yıl önce vefat etti, gazetelere haber konusu olduğunda bildim, bazen kilisenin sokağındaki bir binadan çıkarken gördüğüm bir kedi severdi. Teknik olarak aradan elli, haydi kırk yol geçmesine rağmen simasını çok iyi bildiğim o adamın var olmasını açıklayamadım.

İnsan – mekan çelişkisi

Her şeyin değiştiği bir sistemde bazı şeylerin sabit kalmasını açıklamak zordur, genellikle mekanlar ve kimi zaman da bazı insanlar zamanın dışında görünür. Tepebaşı’nda otobüs beklerken karşıda gördüğümüz metruk binaların ben doğmadan çok önce boşaltıldığını düşünüyorum. Durak komşumla sahiplerinin Yunanistan’a göç etmiş ve varis bırakmadığını varsayarız. Bu zaman kesiti bir on ya da yirmi yıl olabilir, ama çoğu zaman asırlık hesaplardan bahsetmeye başlarız. Her şeyin çok hızlı değiştiği ortamda mekanın zamandan muaf kalması kafa karıştırıcıdır.

Ve nihayetinde metro ya da Marmaray’da yardım isteyen insanlar, bunlar da garip biçimde aynıdır. Bazen insanların sabrının test edildiğini düşünürüm, göçmen olarak gelen çocuk artık askerlik yaşına gelip sakalı çıksa da hep aynı melodiyi çalar. Çocuğu Baltalimanı’nda tedavi gören kadının çelik korse ihtiyacı hiç değişmez. Sesini aşırı derecede iç gıcıklayıcı hale getirdiği için bir kez tepki aldığına tanık olduğum kadın da belli durakta biner ve belli durakta iner. Arabadaki çocuk büyür, biz yaşlanırız, ama Baltalimanı için gereken çelik korse parası bir türlü toplanamaz.

Sürekli tekrarlayan örüntüler

Bu örüntülere artık hiç görmediğim “al yavrum al evladım” diyerek Taksim Harbiye arasında yürüyerek sakız satan gözleri görmeyen değnekli adamı, Taksim de kağıt mendil satan çarşaflı kadını, Beyoğlu’nda içi dolu market arabasıyla dolaşan eski Fransızca öğretmenini de ekleyebilirim. Daha dün karşılaştım. İngilizce bilip bilmediğimi sordu ve arkasından emekli öğretmenliğine geçerken “I alredy know you” demek zorunda kaldım. Her şey değişir ve devinirken bazılarının takılıp kalması da anlaşılmaz. Sonra bir de kendime bakarım, çoğu insanla tanımadan selamlaşırım, bazıları deprem uzmanı olduğumu düşünür, bazıları “salatalık yemeye devam” der, hatta bir doktor neden peynire karşı olduğumu sorar.

Konunun artık insanların algı düzeyiyle ilişkili olmadığını düşünüyorum. Bizler yolda belli bir olasılıkla karşılaşan örüntüleriz, hepimizin aynı zaman ve mekanda olduğumuzu düşünmemiz sanırım bizim yanılgımız.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.