Türkiye’de siyasi veliaht sisteminin kısa tarihi

Veliaht sorunundan geçen hafta bahsetmiştik. Hanedan yönetiminin uygulandığı ülkelerde veliaht adayları zaten bellidir. Zaman zaman “tahttan vazgeçti” olarak öykülerini dinlediğimiz örnekler aslında adayların hepsinin gönüllü olmadığını anlatır. Hanedan zaten iktidardadır, dolayısıyla veliaht olmama halinde de yaşamda çok fazla değişiklik olmaz. Bilakis sorumluluklar azalır, imkanların gani olduğu bir konumda sorumluluk almak yükünden kurtulunur.

Resim: Celal Bayar, İsmet İnönü ve Adnan Menderes (Kaynak: http://devlet.com.tr/makaleler/y495-IX_YASAMA_DONEMINDE_IKTIDAR_MUHALEFET_ILISKILERINDE_ILK_GERILIMKOREYE_ASKER_GONDERME_KARARI_VE_DIGER_GELISMELER.html ).

Veliaht meselesi bu nedenle daha çok demokratik siyasetin sorunudur. Çok güçlü bir lider varsa, sonrasında aynı makamın aynı beceriyle doldurulması kolay değildir. Bu sorunun en iyi bilinen örneği Atatürk’ün hayata veda etmesinden sonra yaşanan gelişmelerdir. Atatürk bir destandır; savaşlar kazanmış, dağılmakta olan bir imparatorluktan bağımsız bir devlet kurmuş, halktan kopmamış bir liderdir. Üstelik hayata bir anda veda etmemiş, uzun süren bir hastalık dönemi yaşamış, sonuna kadar sağlık durumunun müsaade ettiği ölçüde çalışmaya devam etmiştir. Bunu en iyi Hatay meselesinin çözüme ulaştırılma aşamasında gözlemleriz.

Atatürk sonrası dönem

Atatürk’ten sonrası için seçenek de neredeyse tektir, ama aynı başarının beklenmesi söz konusu olduğunda akla gelmeyen gelişmeler yaşanır. Birincisi bırakılan konumun yükü çok ağırdır, bir konuma oturmakla o konumu doldurmak aynı şey değildir. Üstelik dünya genelinde bir savaş olasılığı mevcuttur, zaten savaştan yeni çıkmış ve yapılanmasını sürdüren memlekette, çıkacak savaşta yalpalamamak zordur. İnönü çok iyi bir komutan olsa bile Atatürk’ten sonrasında aynı seviyeyi tutturması beklenemez. Savaş sonunda çıkar, bir tarafta Almanya, diğer tarafta Amerika (ABD), yokluk yılları, hangisinin kazanacağı bilinmeyen bir süreçte Türkiye de sonunda biten savaşa sembolik olarak katılır.

İnönü’nün üzerindeki en büyük yük selefinin yeni doldurulamayacak Atatürk olmasıdır. Kendi adına para bile bastırır, ama taşlar yerine otururken, çok partili düzene geçilen ikinci seçimde iktidar el değiştirir. Menderes ile başlayan bu dönem aslında hala devam eder. İktidarın sürdürülebilmesi için savaşın galibinin bütün talepleri ister istemez kabul edilir. Oysa savaşın bir diğer galibi daha vardır, o da komşu Rusya’dır (SSCB). Amerika bölgenin Rusya’nın kontrolüne girmemesi için elindeki bütün kartları oynar, bu kartların biri de NATO’dur (bizim katılmamız 1952). Dolayısıyla iktidar Rusya’ya yöneldiğinde sonraki darbelerin zemini hazırlanmış olur. Görüldüğü kadarıyla Marshall Planı ile başlayan süreç günümüzde de aslında kesintisiz olarak devam eder.

Siyasi veliahdın dış belirleyicileri

Dolayısıyla Türkiye’nin siyasi veliaht meselesi sadece liderin empoze etmesine ve Türkiye’nin de kabullenip seçmesine bağlı değildir. On yıllar, daha doğrusu yarım yüzyılı aşan bir süreçte dokunmuş bir kompozisyon vardır. Bunu basit bir siyasi dayatma olarak görmeyin; otoyolların yapımı, milli uçak ve otomobil üretiminin sonlandırılıp ABD kökenli merkez firmalara bağlanması, dolayısıyla gelen benzin bağımlığı, kendi doğal rezervlerinin kullanılmasına müsaade edilmemesi, metronun kurulması, kıtalar arası köprüler bile aynı dokumanın desenleridir.

Hanedan yapısının aksine siyasi veliahtta bir de rakip sorunu mevcuttur, ama bu sorun Orta Doğu coğrafyasında ayrı bir boyuta taşınır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.