Geçen hafta sözünü ettiğimiz akademik yükseltme kriterleri sadece puan toplamak açısından değil, bambaşka açılardan da sorun yaratır. Birincisi, bu yaklaşım yayın yapılmasını gerektirir, hasta bakmak ile alakası yoktur. Siz hasta bakarsınız, veri toplarsınız, bu veriler genellikle kendini yayın yapmaya verenler tarafından kullanılır, en fazla sizi de yayının ucuna eklerler. Bu durumda emeğinizin karşılığını almanız kolay değildir, daha doğrusu sadece küçük bir pay alabilirsiniz. Ama son yıllarda “etik” kavramı altında eklenen kriterler özellikle bu coğrafyada çalışma yapmayı iyice güçleştirir.
Etik elbette bilimin de ayrılmaz parçası olmalıdır, bir araştırma yapacaksanız bunun hastanın özel verilerinin kullanımı, bu verilerin olası kötüye kullanımı gibi bileşenleri de bulunabilir. Klinik araştırma kavramı bu nedenlerle hastalarda yapılacak aktif (girişimsel) ya da pasif (zaten var olan verinin kullanımı) gibi araştırma yöntemlerinde de hastanın bilgilendirilmiş onamının alınmasını şart koşar. Bu imza koşulu makul görülebilir, ancak sizin de önünüze uzun bir metin konsa ve imzalamanız istense tereddüt edersiniz. İki cümleye karşılık beş sayfa metin, aslında banka sözleşmelerinden farklı değildir. Okunması imkansız bir yığın alt başlığı bulunur; hasta imzalar, ama imzalamasının nedeni doktora olan güveni ya da işinin görülmesi beklentisidir.
Tükürük örneği
Süreç aslında makul, ancak bir o kadar da zahmetlidir. Yeni araştırma yapılmasının önünün tıkayan ve bizim gibi ülkeleri yeni araştırma yapmaktan vaz geçiren ana neden budur. Mesela yapılmak istenen yukarıda anlattığımız pasif bir çalışma olsun, yani hastanın normal bir çıktısını (tükürük ya da idrar olabilir) gerektirsin, “yeni bir ameliyat yöntemi ya da ilaç” denemekle aynı prosedüre tabidir. Gerçekten komiktir; hasta sokağa tükürse en fazla kınanacak bir eylemken, hastanede yere tükürürse tıbbi atık kabul edilir. Ancak numune kabına tükürmesinin karşılığı kalın bir araştırma protokolü dosyası, bunun etik kurul onayı ve üstüne üstlük hastaya imzalatılacak beş sayfalık belge olacaktır.
Dolayısıyla tükürükten bakılacak bir basit test bile bir anda karmaşık özellik kazanır. Çoğu doktorun bu aşamalar için zahmet göstermesi mümkün değildir, ancak bir bitirme tezi söz konusu olduğunda bu külfetli aşamalara katlanılır. Pek çok araştırma basit deney kitleri kullanılarak çok kolay gerçekleştirilecek olsa bile, öncesindeki bu külfetli prosedür ve buna uyulmaması halinde “etik dışı davranışla yaftalama” riski nedeniyle daha başlamadan biter. Yabancı ülkelerde bu aşamaları gerçekleştiren ayrı bir iş gücü bulunduğundan sorun onların değil, bizim sorunumuz haline gelir.
Bilimsel hegemonya
Bu yaklaşım ve karmaşık süreç elbette klinik ilaç araştırmaları için de geçerlidir. Ancak ilaç araştırmalarının bütünü CRO olarak kısaltılan (contracted research organization) özel kuruluşlar tarafından yürütüldüğünden, uygulaması çok büyük titizlik gerektiren aşamalar doktorlara külfet yaratmaksızın CRO katkısıyla geçilir. Tıbbın “etik” gibi iyi niyetle başladığı araştırma şartları bir süre sonra sadece sermaye sahibi olanların uhdesinde kalmış olur. O halde bizim ülkemizden dünya çapında çalışma çıkmamasının nedeni sadece tez canlılığımız değildir. İlaç endüstrisi dünya genelinde doğal olarak nitelikli bir bilimsel hegemonya kurar. Bu hegemonyanın araştırma dışında yöntemleri de vardır; sonuçta ilaç satışı da pazarlama yöntemlerine tabidir.