Dualite nasıl açmaza dönüşür? (Garip bir doçentlik hevesi hikayesi)

Dualite, yani ikilik kavramı günlük yaşamda kişinin var olanları ister istemez bir diğeriyle ilişkili biçimde konumlandırmasına neden olur. Kişi var oluşu açısından tektir, ama kendi ile ilişkili kişiler var olduğunda teklik durumunu yitirir. Sokakta yalnız yaşamayı seçmiş bir evsiz için teklik durumu, başkalarının sorumluluğunu taşıyan birine göre çok daha kolaydır. Evsizin sorunu başını o akşam için sokacağı bir çatı altı bulmak ve karnını doyurmakla sınırlıdır. Oysa yükümlülükleri olan biri bu “azat olma” halini yaşayamaz. Kendine ait bir evi olması bile yetmez, ev büyük şehirde beraberinde başka yükümlükleri getirir; elektrik, su parası, apartman aidatı ödenmek durumundadır. Aile olması durumunda ise diğer bireylerin, yetişmekte olan çocukların gereksinimleri buna eklenir, dualite ister istemez sorumluluk doğurur ve “azıcık aşım kaygısız başım” saptaması değerini yitirir. Bu durumda koşullar başka değişkenler, örneğin gelirin yeterliliği, ekonomik göstergeler, enflasyon gibi kavramlarla iç içe girmeye başlar. Gelir kayıpları ve ek harcamaların doğması kısır döngüye dönüştüğünde bu kez kendi içinde bir muhasebe doğar ki, yeni çözüm / uyum arayışı (genleşme ya da esmene) doğar.


Görsel http://www.lascandal.org/ adresinden alınmıştır.

Kişisel açmazın dokuz maddede açıklaması

Bu yazı aslında benim içine düştüğüm “sürdürülemezlik” halinin hesaplaşması ve açıklamasıdır. Şahsımda olaylar şöyle gelişir:

  • Elli beş yaşında tıp uzmanı akademisyen, bir yardımcı doçent kadrosunun verilmesiyle gelir düzeyi olarak yazarlık vb. ek işler olmasa da idare eder haldedir.
  • Bu kadro İstanbul Üniversitesi Sağlık Meslek Yüksek Okulu’ndan verilmiştir, gelin görün ki üniversite Cumhurbaşkanı’nın isteği üzerine ikiye bölünür, kadro yeni kurulan İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa’da kalır, oysa oradaki görev ders vermektir ve döner sermaye ödemesi almaz.
  • Yeni üniversite asıl çalışılan yere yeniden görevlendirmez ve aylık yaklaşık 5000 liralık döner sermaye ödemesi ortadan kalkar. Oysa siz hastalar nedeniyle aynı yerde çalışmaya ve beraberinde dersleri de vermeye devam edersiniz. Aradaki fark bir süre kitap telif ödemeleriyle dengelenir.
  • Çalıştığınız kurumdan yeni kadro açmasını beklersiniz, ama Mayıs 2018’den bu yana belli olan süreç ilerlemez, yani 1 Ocak 2019’da bağınız resmen koparken üzerine geçen on ayda da çözüme yönelik bir gelişme olmaz.
  • “Olsun” deyip doçentlik için başvurusunuz, 2009’daki başvurunuz zaten reddedilmiştir, ama Cumhurbaşkanı da yardımcı doçentleri doçent olarak değiştirdiğini açıklamıştır, sevinirsiniz. Yapacağınız tek şey dosyanızı göndermek ve geçmesi durumunda doçentlik unvanını almanızdır, böylelikle doçent kadrosu açılabilecektir. Dosyayı Üniversiteler Arası Kurul’a (ÜAK) yollarsınız.
  • Mart 2019’da yapılan başvuru bir ağır ceza davasında tanık olarak dinlenmiş olmanızın getirdiği engellilik nedeniyle askıya alınır. Üniversiteler Arası Kurul Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı’na bir yazı göndererek durumun açıklığa kavuşturulmasını ister, dolayısıyla başvurunuz Ekim 2019’a ertelenir.
  • Oysa dava çoktan sonuçlanmış, ilişkisiz olduğunuza dair karar size tebliğ edilmiştir, ama ÜAK bunun “Mersin Adliyesi’nden gelecek yazıyla” teyit edilmesini ister. Yani sizin ÜAK’ya gönderdiğiniz, ekinde dava sonucunun bulunduğu dilekçe işe yaramaz.
  • Üniversiteler Arası Kurul’un Mersin’e gönderdiği Temmuz 2019 tarihli yazı bir sonraki başvuru olan Ekim 2019’a kadar yanıtlanmaz. Siz Mersin Adliyesi’ne erişir, durumu anlatısınız, “faks numarasına yeniden kağıdı göndermeleri halinde hemen cevaplayacaklarını” söylerler, ama istek gerçekleşmez, başvuru bu kez Nisan 2020’ye kalır.
  • Üç ayda gelemeyen yazının altı ay daha gelmeyecek olması şaşırtıcı değildir, işi mecburen akışına bırakırsınız.

Bir sonraki aşamanın tartışılması

Yukarıda anlattığım hikaye benim hikayemdir, emin olunuz başkalarının da başına gelmiştir ve gelecektir. Çalışma arkadaşlarınız duruma üzüldüklerini söyler, ama bir çözüm girişiminde bulunmazlar. Eh, ödeme bekleyenlerin de bu açıklamalardan etkilenmesi beklenemez.

Peki siz benim yerinde olsanız ne yaparsınız? Sorun tam da budur. Bir evsizin tekillik hali aslında durumunu koruması açısından üstünlüktür, ama tekil olmayanlar için neredeyse imkansızdır. Siz istediğiniz kadar direnseniz de, hayatta en azından ikilik, belki daha fazlası hakimdir, çünkü olayların büyük kısmı sizin dışınızda gelişir. Bu durum ister istemez genleşme ya da esnemeyle sonuçlanacaktır.

Bir sonraki aşama genleşme ya da esnemenin ne olacağının tartışılmasıdır.

“Dualite nasıl açmaza dönüşür? (Garip bir doçentlik hevesi hikayesi)” için bir cevap

  1. Sevgili Yavuz Hocam,
    Benzer bir durumda pire icin yorgan yakmis ve bundan pisman biri olarak nacizane gayretinizin devamini diliyorum. Sonuc eminim sizi memnun edecek.
    Saygilarimla,
    Semra Gundogan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir