Likenlerin anlattıkları, bir kere olan neden bir daha olmasın?

Bilim ne yazık ki bazen ana akım güzergahlarına takılır, çok daha ilginç olan ve model oluşturabilecek diğer alanları dikkatinden kaçırır; likenler de bu alanlardan biridir. Zira işlev ve şekil olarak tamamen farklı alg ve mantar gibi iki canlı grubunun “biçimli” birliktelikler oluşturabilmesi herhangi bir moleküler mekanizmanın açıklanmasından çok daha ilgi çekicidir. Bilimde genel geçerli bir kural da “bir kere olabiliyorsa, yani böylesi de mümkünse, neden diğerleri için de bir açıklama oluşturmasın” düşüncesidir. Buna karşılık liken gibi bir uç formun memelilere uyarlanması sıkıntılıdır, beri yandan imkansız da görülmemektedir.

Resim: Embriyonun gelişimi (https://en.wikipedia.org/wiki/Human_embryogenesis adresinden alınmıştır)
Resim: Embriyonun gelişimi (https://en.wikipedia.org/wiki/Human_embryogenesis adresinden alınmıştır)

Biyoloji biçimin oluşumunu nasıl olduğunu bilmese de DNA’dan köken alan moleküler mekanizmalara bağlar. Moleküller DNA’da kodlanmıştır, ilgili genin ortadan kaldırılmasının biçim değişikliğine etkisini araştırmak mantıklı görünmektedir, ancak sonuçlar genellikle beklendiği gibi olmaz. İlgili genin işlevinin ortadan kaldırılması genellikle ya yaşaması mümkün olmayan, yani hiç gelişemeyen ya da çok küçük bir değişiklik gösteren canlı biçimiyle sonuçlanır. Dolayısıyla ilk sonuçta gen ürünü molekülün ne işe yaradığı anlaşılamaz, ikinci sonuçta elde edilen “çok hafif etki” ise kafa karıştırıcı olur. O nedenle “genin etkisizleştirilmesi” gibi sofistike bir araştırma yöntemi bile bekleneni vermeyebilir.

Embriyonun tek bir döllenmiş hücreden geliştiği “inanç” meselesidir

Peki memeli vücudunda aslında bir liken gibi “bileşik form” olduğunu düşündürecek özellikler var mıdır? Bu düşünce başlangıçta saçma görünmektedir, ama detayını irdelerseniz o kadar saçma olmadığı fark edilir. Düşüncenin saçma görünmesinin temel nedeni yeni canlının anneden gelen yumurtanın, babadan gelen sperm çekirdeğiyle birleşmesi, yani memelinin (ya da kuşun) tek bir hücreden geliştiği inancıdır. Buna “inanç” diyorum, çünkü böyle düşünülüp sorgulanmadan kalabilmiştir. Dahası “tüp bebek” gibi yöntemlerde işlemin başlangıç aşamasının dışarıda yapılması, anne rahmine ekilmesinin sonradan olması inancı destekler. Dolayısıyla genel algı bu tek hücrenin çoğalmaya başladığı, yeterince çoğaldıktan sonra biçimin ortaya çıktığı, yani omurganın uzaması, organ taslaklarının oluşumu, kolların bacakların çıkması gibi biçimsel özelliklerin bu tek hücrenin bölünerek çoğalmasına bağlı olduğu şeklindedir.

Döllenmiş hücre “ortamın oluşturulması için” gereklidir

Oysa embriyonun gelişimi bu şekilde olmaz. Döllenmiş ilk hücre (1-7. gün) bir şekilde çoğalır ve anne rahmine gömülür, gömülme aşamasında zaten artık tek hücre değildir (trofoblast). Bu sırada anne rahmiyle (toprak, ortam) etkileşim hücrelerin çeperini oluşturan zarla sağlanır. Tüp bebek tedavisinde pek çok döllenmiş yumurtanın “tutunamaması” bu zarın işlevinin yetersiz ya da uygunsuz olmasından kaynaklanır. Bu küresel yapının içerisinde bir boşluk oluşur, yani kistleşir. Ve derken kistin bir kenarında bir hücre topluluğu ortaya çıkar, buna “embriyoblast” adı verilir (5. gün). Embriyoblast büyürken bu kez bu hücre topluluğu ve ana küre arasında bir boşluk daha ortaya çıkar, buna da amnion boşluğu adı verilir ki, doğan bebeği saran sıvı budur. Buna karşılık embriyo, her iki sıvı küresiyle ayrılıp ortada kalan ince hücre tabakasından (embriyo diski) belirmeye başlar (12. gün). Yani olayın döllenmiş hücrenin çoğalması biçiminde algılanması hatalıdır. Arada gerçekleşen aşamaların bütünü ise anne rahminin varlığını gerekli kılar, gelişmekte olan embriyonun etrafını saran dokuların önemli bir bölümünün kaynağı belli değildir, yumurta, anne (rahim) ya da arada kalan “gri zon” kökenlidir.

Embriyo önce rahim duvarına gömülüdür, ama yumurtanın kendi kaynakları büyümesine yetmez, plasenta gelişir. Plasenta memelilerin bir kısmında olan büyüleyici bir ara-yüzdür, bebek anne dokusuna (hücresel düzeyde) temas etse de, kanına temas edemez. Dolayısıyla aslında döllenmiş yeni hücreden tek başına gelişim diye bir kavram bizim algı kusurumuzdur, gelişimin başlangıç aşaması bir yerde likene benzer bir mantık barındırır. Bebeğin anne ya da babaya benzemesi genetik özelliklerden çok ”tohum-ortam” ilişkisine bağlıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir