Skip to main content

Sağlık Bakanı Akdağ’a müteşekkiriz, sesimizi duydu!

Geçen hafta kaleme aldığımız “Hükümetin tam gün konusundaki doğruları ve yanlışları” başlıklı yazı üzerine Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ bizatihi arayarak Tam Gün Yasası konusunda bilgi aktardı. Bakan Akdağ doktor maaşlarının bu yasa ile ortalama olarak 7000 liraya ulaşacağını belirtti. Söz konusu yasa ile, öğretim üyelerinin sadece hasta bakarak değil, yaptığı eğitim, araştırma gibi hizmetlerden de katkı alacağını vurgulayan Bakanımız, böylelikle hastanelerin daha verimli çalışacağını, havuzun dolayısıyla büyüyeceğini vurguladı. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nin Pendik’te yapılan yeni binada hizmet vereceği örneğinden hareketle, İstanbul Üniversitesi’nin de örneğin Bağcılar’daki hastane ile “afiliye” (ilişkilendirilmiş) olarak çalışarak kapasitesini artırabileceğini söyledi. Bakan Akdağ, geçen yazımızda özellikle vurguladığımız “doktor kalitesinin düşmekte olduğuna” istinaden ise, hekimlerin tam gün çalışma koşullarına dönmesiyle birlikte “eğitim kalitesi”nin de doğrudan iyileşeceğini belirtti.

Biz Bakan Akdağ’ın iyi niyetinden ve halisane yapısından bugüne dek zerre kadar kuşku duymadığımız gibi, olağanüstü nezaketinden ötürü de müteşekkiriz. Geçen hafta söylediğimiz gibi, doktorların bir kısmı gerçekten de meslek haysiyetiyle asla bağdaşmayacak kadar ağır bir sömürü düzenini kendilerine hak görmekten çekinmemişlerdir. Oransal olarak yüzde 10’u geçmeyecek olan kesimin içerisine düştüğü bu onursuz tutum, Türk Tabipleri Birliği, İstanbul Tabip Odası gibi meslek kuruluşları tarafından bile engellenememiştir. Sayıları birkaç yüzü geçmeyecek bu açgözlü doktor güruhu, meslek odalarının savunduğu ilkelerin arkasında duramamış, konuyu dile getirmek için düzenlenen toplantılara bile gelmekten imtina etmişlerdir. İşte bu gerekçe, Tam Gün Yasası’nın görünür “haklılık payını” tamamıyla teslim etmektedir. Buna karşılık aynı yasa mesleğini insanlık erdemine uygun olarak icra etmeye çalışan diğer binlerce hekimi de ister istemez etkileyecektir. Üstelik bu grubun içerisinde işini layıkıyla yapmakla kalmayıp, eğitim, araştırma gibi diğer iki görevini de başarıyla yerine getiren çok parlak bilim insanı arkadaşlarımız vardır. Tam Gün Yasası’nın esas mağdurları onlardır.

Önerilen maaş artışları “reel” beklentinin çok gerisinde

Bununla birlikte, Bakan Akdağ’ın katıksız içtenliğiyle dile getirdiği “maaş artışları”, işini layıkıyla yapan hekimlerin ortalama muayenehane gelirlerinin çok gerisindedir. Gerçek bir örnek vererek açıklamaya çalışalım, İstinye’de (Nişantaşı piyasası değil) muayenehanesi olan bir çocuk uzmanı arkadaşımız 60 TL’ye hasta bakmaktadır. Günde on hasta baktığını varsayalım (ki çok daha fazlasına bakıyor), bu günde 600 TL, haftada beş günden 3000 TL, ayda 12 bin TL eder. Bu verdiğimiz örnek akademik titri olmayan iyi bir çocuk hastalıkları uzmanı örneğidir. Lakin mesele (Osmanlı’nın avlanma mekanı olan) Nişantaşı piyasasına gelince, söz konusu aylık kazancı doğrudan sekiz-onla çarpmalısınız. O zaman yeni soru şu olur: “Ayda 100 bin TL kazanan bir doktor, 10 bin liraya üniversiteye döner mi?” İşte bu sorunun cevabı, benim (üç kedi ile paylaştığım “ıssız ve yalnız” yaşamımın) merkez noktası olan İstanbul Tıp Fakültesi (Çapa) açısından çok, ama çok önemlidir.

Tam Gün Yasası nasıl yerine ulaşır?

Zira bu öğretim üyelerinin bir kısmı, onları var eden kurum olan İstanbul Üniversitesi ve İstanbul Tıp Fakültesi’ne liyakatlerinde (saygı ve bağlılık) bazen fiilen yetersiz kalsalar bile, ne olursa olsun “işi bilen adamlar” durumundadırlar. Çapa (ve Cerrahpaşa), onların ayrılmaları durumunda ortaya çıkacak “yetkin iş gücü ve yetkin eğitim” boşluğunu doldurmakta zorlanabilir. Bu durumda Tam Gün Yasası amacını gerçekleştirmekte zaten yetersiz kalır ve “işi bilenlerin boşluğu” kadroların bir şekilde doldurulmasıyla karşılanamaz.

Tam Gün Yasası’nın mükemmel işlemesi için İstanbul Tıp Fakültesi’nin mevcut altyapının düzeltilmesi şarttır ve bu yine elbette Çapa koşullarında olmalıdır (adı üstünde, burası Nuh Tufanı’ndan beri Çapa’dır, başka bir yazıda açıklarım). Önce İstanbul Tıp Fakültesi’nin koşulları ivedilikle ve bulunduğu mekanda düzeltilmelidir. Bunun için gerekli proje çalışmaları İstanbul Üniversitesi Rektörü Yunus Söylet tarafından zaten başlatılmıştır. İstanbul Tıp Fakültesi öğretim üyeleri ve çalışanlarının Rektör Söylet’e bu konuda desteği “tam”dır. Bakanımız, söz konusu olağanüstü elzem proje (göz ardı edemeyeceğimiz deprem riskini lütfen hesaba katın) tamamlanana dek, Sağlık Bakanlığı’na afiliye hastaneler yoluyla bütün desteğimizi vereceğimizden asla kuşku duymasın.

İşte ancak bu koşullarda Türkiye’nin dört bir yanından şifa bulmak için zorunlu olarak bize gelen sevgili hastalarımız, onların layık oldukları “mükemmel koşullarda”, önce inancımızın şartı şefkatimizle, sonra bilgimizle tedavi olurlar, döner sermaye gerçekten “döner” (ihtiyaçlarımızı karşılar), eğitim kalitesi yükselir ve Tam Gün Yasası da yerine ulaşır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir