Skip to main content

Vasistasla ilişkili bilgiler, kelime oyunları ve yorum

Geçen haftanın devamı olan bu yazının amacı elbette bir konuya bilimsel ışık tutmak değildir. Öncelikle bir değerli okurumuzdan gelen uyarıyı aktaralım, geçen hafta Türkçe’nin Hint-Avrupa kökenli olduğuna dair hatamız “Ural-Altay kökenli” olduğu şeklinde düzeltildi, teşekkür ederim. Tabi biz de bu durumda dillerin kökeni kavramını okumaya başladık. Dillerin kökeni bambaşka bir durum, dilin ortaya çıkmasını açıklayan en az on yedi teori bulunmakta (Karaman Bİ, Dilin köken. Akademik-Der 2017;1). Bunlar ses benzerliğinden sosyoloji ya da genetiğe kadar çok sayıda nedeni ileri sürmekte. Dil aslında hiç bilinmeyen nesnelere ya da eylemlere aklında yer edecek kelime karşılıkları bulunmasıyla ortaya çıkıyor. Bu durum insanların sadece şimdiki zamanı aşıp, geçmiş ya da geleceğe dair söylemler oluşturmalarıyla sonuçlanmıyor; cisimleşmemiş olanın (bir anlamda soyut) isimlendirilmesini de sağlıyor. İlk kelimelerin ortaya çıkışı için eninde sonunda bir kök hece gerekiyor, bundan diğerleri türetilebiliyor. Ama dil ailelerinin ayırt edilmesinde ekleme biçimi, dişilik-erkeklik durumu, cümle yapısının ne olduğu (özne-tümleç-yüklemin sıralanış biçimleri) ayırt edici esas özelliği oluşturuyor. Zaten ilginç olan da bu, yani bir dile aktarılan düşüncenin cümlede nasıl sıra takip ettiği, neden özneyle başlayıp yüklemle devam edip, tümlecin arkadan geldiği (Avrupa dillerinin çoğu) ya da diğer seçenekleri tercih ettiği (Türkçenin özne-tümleç-yüklem sırası gibi) muamma.

Resim: Notre Dame’ın Kamburu, Esmeralda’nın Quasimodo’ya su verdiği sahne (Lon Chaney ve Patsy Ruth Miller, 1923 yapımı film; kaynak: https://en.wikipedia.org/wiki/Quasimodo)

Etimoloji ise kelimenin kökenine bakıyor, bunun sağladığı pratik sonuç dilin mensup olduğu aileyi çözmekten çok dilden dile geçişlerin izlenebilmesi. Bazı sesler bazı gırtlak yapıları için telaffuz edilemez olduklarında değişerek aktarılabiliyor. Standart örneklerden biri, çift sert sessizle başlayan bazı kelimelerin Türkçede başa “i” eklenerek telaffuz edilmeleri (Skoç-İskoç, skorbüt-iskorbüt gibi). İşin eğlenceli yanı işte bu, etimoloji konusunda fazla sözlük bulunmasa da, mevcutların çok büyük kısmı anlamdan öteye geçemiyor. Bilinmeyen bir sözcük için en fazla yazılı metinlerdeki ilk kullanışı saptamak olası. Ama dili kavrayabilirseniz, mesela “kokoreç” örneği, her gün kullandığımız bir kelimenin parçalanmasıyla “koko-rotsi” (Latince kökler) “dönerek pişirilen” anlamı yerine oturuyor. Mesele bolca hayal gücü, yeterli bir sözlük, vokal sistemin esnekliğinin sınırlarını zorlamak… Sonra diğer dillerdeki karşılığa bakmak, onların etimolojilerini aramak, internet işi kolaylaştırıyor. İlişki yakalayabiliyorsunuz ya da en azından “bilinmiyor” sonucuna erişiyorsunuz.

Kelimeyi bilmek bir sınavı kurtarabilir

Vasistas için de durum farklı değil. Sonunda vardığınız noktanın doğru olup olmadığını maalesef kimse bilemiyor, çünkü veri yok. Ama yeni şeyler öreniyorsunuz, çok iyi bir düşünce jimnastiği yapıyorsunuz, hayal gücünüzün sınırı genişliyor, vargının doğruluğu ayrı bir konu. Bazen de yaptığınız egzersiz birilerinin ciddi işine yarıyor ve teşekkür alıyorsunuz. Aktarmadan geçmeyeyim, “doçent ne demektir” sorusu cerrahi alanındaki bir doçentlik sınavının ilk sorusu olarak sorulmuş ve yazdığımız metin sayesinde arkadaşımız sınavı geçebilmiş. Bu tür sınavlar bir yerde “jürinin niyetine” bağlıdır ve niyetleri yoksa böyle bir soruyla da başlayabilirler. Nitekim soru önceki sınavlarda da “çaktırmak” amacıyla sorulmuş, ama sonraki aday araştırınca Fakülte Dergisi’ne bir zamanlar koyduğumuz açıklamayı bularak yanıtlamış, sonra sınavı da almış. Ben sınav dönüşü havaalanında karşılaşınca teşekkürü aldım (Doçent Latince “on ikilikler” anlamına gelir. Öğreten kişi ise “profeta” olarak adlandırılır, yani profesyonel anlamında değil, elçi, nebi, peygamber anlamında kullanılır).

Vasistasın açıklaması

Vasistası açıklamak ise daha zordur. Bunun için Roma kapıları, Orta Çağ İngiltere pencere tipleri gibi geniş bir alanı taradım, hepsi bilimsel makalelerdir, ama bulamadım. Elbette kelimeyi inceleyen başkaları da olmuş, hemen her dilde “orada kim var penceresi” anlamına varmışlar. Fransız Brachet “Dictionnaire Étymologique de la Langue Française (1868)” adlı Fransızca sözlükte “kaynağı bilinmiyor” olarak tanımlamış. Ama Fransa’da bir düşes 14 Kasım 1760 tarihli ev işleri notlarında “vasistas” olarak kullanmış (diğer örnekler ve kaynağın aslı için: https://www.grammarphobia.com/blog/2013/11/vasistas.html).

Gelelim buradaki açıklamaya. “Orada kim var?” (Almanca “Was ist das?”) betimlemesi eylemin amacına açıklama getirse de, bir nesnenin durumu olmak için fazla dolaylıdır. Yani buna “dikiz penceresi”, “soru gözü” gibi isimler vermek olasıdır, başka dilde karşılık bulunması da zor değildir. O zaman seslerin esnemiş biçimleri de hesaba katılmalıdır. Derken Almanca “Quelle” kelimesini hatırladım, benim bulduğum anlam da o zaman yerine oturdu. Almanlar Quelle (“kaynak” demektir, biz ses yapısıyla ilgileneceğiz) gibi “q” ile başlayan kelimeleri bizim gibi ku-el-le” biçiminde okumazlar, kelime “kuw-el- le” şekline dönüşür, “q” düşer, “wel-le” baskın olarak kalır (zaten Welle dalga anlamına gelir). “Q” kaybının vasistas için de geçerli olup olmadığını elbette bilmiyoruz, ama devamı olan “ist-das” ulanmaz, yani “istas”a dönüşmez, Almanca ist-das ayrımını yapacak fonetik özelliktedir.

Ama “q” düşmesi işin şeklini değiştirir, zira bu durumda kelimeyi “quasi”ye dönüştürebilirsiniz, Latince “yarı” anlamına gelir (Quasi-modo, “yarı yarıya bebek, neredeyse insan”, Notre Dame’ın Kamburu). Geriye ne kalır, “stas”, bu da kolaylıkla stasis (duruş) kelimesine götürür. O zaman vasistas artık “quasi-stas” olur, yani “yarı duruş, yarı konum”. Bu anlamlıdır, ama çıkarımın doğruluğu her zaman tartışılır. Doğrulama için “kelime acaba ilk kez dünya pencere fuarında mı tanımlanmış” sorusunun da yanıtını aradım, bulamadım. Nitekim en erken yazılı kaynak 1700’lerin ortasına götürüyor. Olsa olsa daha erken tanımlandığını, dilden dile geçerken Latince iki kökten rastlantısal olarak kalıplaştığını öne sürebiliriz.

Etimolojinin keyfi de işte budur, sizi vasistastan alır, Ural-Altaylardan geçirir, Quasimodo’ya bile götürür.

4 thoughts to “Vasistasla ilişkili bilgiler, kelime oyunları ve yorum”

  1. 1) kokoreç- mısır koçanına benzediğinden- mısır koçanı demektir- elence’de de- rusça’da da. endi kendine “döner” yunanca “giros”tur ( bakınız “giroskop”
    2) doçent- latince “docere”- öğretmek kelimesinden gelir. almanca “dozent” olmuştur ( latince “c” harfi- sezar zamanında “k” olarak sonrasında “ts” olarak okunmuştur ( bakınız kaiser / kaiserslautern/ kayseri- ama fransızlardan rusçaya geçen: tsar diye okunan (çar) /imparator kelimesine.
    almanca “dotsent”i biz doÇent yaptıkbizim “ts” okuyamamamız nedeniyle “ç” olmuştur
    saygılarımla iyi bayramlar

    1. Bir kiraz üreticisi olarak ben Size; Ruslar o Şeftalileri aşırı yağışlardan veya eksik ,zamanında yapılmamış fungusit ilaçlamaları yüzünden monilia fructigena adlı meyvenin raf ömrünü yok eden ve çürümesine neden olan bir mantar hastalığı nedeni ile geri göndermiştir.Çürümüş olan yeri kesersiniz meyvenin kalan etli yerini yersiniz ve sorun yoktur.Hastalık zaten yukarıda söylediğim gibi eksik,zamanında yapılmamış veya aşırı yağıştan etkisini kaybetmiş ilaçlama yüzünden ortaya çıkmıştır.Yazdığım bu olayla ilgilidir ve diğer sistemik ilaçlarla hasat öncesi zamana uyulmayan uygulamalarla alakalı değildir ve bu konuda hepimiz süper risk altındayız.Ayrıca bende onkoloji hastasıyım ama hatasını (öngörüsüzlüğünü) tespit ettiğim tedavimi yöneten hocayıda sadece ısrar ederek yönlendirebiliyorum.Doğruyu ancak ortak efor ve akıl harcarak bulabiliriz.

  2. Meraklı insanları severim, ben de kendi kalibremde kendimi meraklı sayarım. Hem de merakın insanların başına ne dertler açabileceğini de bilen biriyim.
    Yavuz kardeşimin de bir merakın peşinden kapı pencere çam çerçeve araştırmasından mutlu oldum ama doğru sonuçlara ulaştığını göremedim.
    Gene Alman’ ların şöyle bir sözü vardır: “Namen sind Schall und Rauch” derler.
    Türkçeye kelime kelime çevrilecek olursa “isimler ses ve dumandır” gibi abuk bir ifade çıkar.
    Oysa bu, mana olarak “isimler önemsizdir” demektir, isimlerin peşinden koşup dolaşmayın, kendinizi yormayın, manasını aramayın, isim isimdir demektir.
    Bu sözü Goethe’ nin meşhur eseri Faust’ da kullandığını da bu vesile ile öğrendim (işte merak’ ın faydası!).
    Gelelim “Was ist das?” a. Yavuz “Orada kim var” diye tercüme etmiş ama bu, “Bu nedir” demektir.
    Vasistas’ lar benim bildiğim kapılarda değil pencerelerde olur, (Roma ve Orta Çağ dönemi hakkında bilgim olmadığını hatırlatırım) dolayısıyla da kapı tıklandığında kapıda açılacak bir vasistas yoktur.
    Ancak kapı yerine pencere tıklanırsa vasitas vasıtasıyla “Orada kim var” diye sorulabilir ama bu da pek zorlama bir izahat olur: pencere tıklanması pek mutat bir şey değildir… tıklansa bile vasistasa gerek kalmadan varsa perdenin aralığından ve camdan tıklayan görülebilir… yok panjur varsa tıklayan panjurun aralıklarından görülebilir…vs…vs…
    Bazı kapılarda bir zamanlar geleni görmek için vasistas işini görebilecek dürbün olurdu şimdilerde pek kalmadı ya da ben görmüyorum. Roma döneminde kapılarda çok küçük “dikiz” bölümlerde var mıydı bilemiyorum.
    Her neyse ne…
    Benim vasistas için şöyle bir senaryom var.
    Alman’ ın biri bundan yüzlerce sene evvel ilk defa bir vasistas görmüş ve ağzından hayretini mucip olan bu sistem için gayri ihtiyari “Was ist das?” sözleri dökülmüştür.
    Karşısındaki Alman da “Ja, was ist das?” diye soruyu tekrarlamıştır.
    Bunun üzerine soru soran Alman pencerenin adının “Wasistdas” olduğunu zannetmiştir ve gittiği birahanelerde de bu olayı anlatıp “Wasistdas”‘ ın ne olduğunu anlatmış ve muhtemelen de kahkahalarla gülmüştür.
    Henüz bu tür pencerelere bir isim de verilmemiş olduğundan bu isim yerleşmiştir.
    Olay budur.
    Namen sind Schall und Rauch, verstanden?

    Dikiz penceresi ve soru gözü gibi isimler de manasızdır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir