Geçen haftadan devamla, demokrasilerin sorunu seçilen kişinin zaman içinde neye dönüşeceğinin bilinmemesidir. Tarihte günümüzde diktatör olarak kabul edilen pek çok kişi demokratik seçimle gelir, ama beklentileri karşıladıktan bir süre sonra seçim sisteminin özelliklerini değiştirerek ve yetkilerini kullanarak sonsuza kadar kalıcı olmaya çalışır. Bunun doğal götürüsü olarak zaten güdük olan demokrasi kilitlenir, önce baskıcı bir sistem ve nihayetinde tiranlık ortaya çıkar. Halkın seçme ve seçilme özgürlüğünün gasp edilmesi sadece körü körüne itaat eden bir kitle (çoğunluk olmak zorunda değildirler) ve zamana bağlıdır. Başarılı bir tiran önce medyayı kontrol altına alır, böylelikle olumsuzlukların gösterilmesine izin vermediği gibi yeni seçenekleri ortadan kaldırır. Aslında demokrasilerde basının kontrol altına alınması kolay değildir. Gerçek demokrasiler ne kadar ağır eleştiriler yaparlarsa yapsınlar, saygı sınırı geçilmediği sürece basını serbest bırakır. Saygı sınırı geçilse bile konu hukuka taşınır ve gerekliyse ceza kesilir, ama yayın durdurma ya da ekran kararta aşaması söz konusu olmaz; çünkü basın insanların bağımsız sözcüsüdür. Radikal tarafları temsil eden yayın kuruluşları da vardır, genel kuralı ihlal etmeden faaliyetlerini sürdürürler. Pek çok ülkede tiranlığa giden yol medya sahiplerinin yayıncılık dışında başka ticari faaliyetlere soyunmalarıyla başlar. Sistemin işleyişi son derece açıktır. Güçlü medya hükümeti kontrol altında tutar, oysa medya ticarete soyunduğunda gücünü işlerde avantaj elde etmek için de kullanır. Bir tür şantaj olan bu yaklaşım inşaat, enerji sektörleri gibi devlet garantili projelerin alınmasının anahtarıdır.
Basının kontrol altına alınması
Tiranlığa dönüşen yönetim tam da bu özellikten faydalanır. Tiran adayının basını kontrol altına alması yargının kontrol altına alınması için gereken sürece tabidir. Kanunların işleyip işlemediğini kontrol eden hakimler ve yargıçlar kısmen siyasi otoritenin seçimine bağlı olduğundan, zaman bileşeni işin içine girer. Artık eski “misyon sahibi” gazete sahipleri yoktur, bilakis başka işler nedeniyle dallanıp budaklanmış patronlar vardır. Bunların palazlanmış diğer ticaret alanlarına hücum edilir ve başında bulundukları yayın kuruluşları yandaş olarak adlandırılan diğerlerine sahiplendirilir. Böylelikle basın özgürlüğünü yitirir, sorunları dile getiren gazeteciler işlerinden uzaklaştırılır. Ayrıksı ses kalmaz, ama medya da ister istemez gücünü yitirir.
Sermayenin el değiştirmesi
Bu kritik aşamalar geçildiğinde tiranlık bir yerde kaçınılmazdır. Halk adaya değil, partinin listesine oy verir. Yeni zamanların sosyal medyası bile kolaylıkla kontrol altına alındığından algı tiranın isteklerinin dışına taşamaz, musluğun / muslukların başı çoktan tutulmuştur. Tiran muslukları en çok güvendiği yakın çevresine verdiğinden sermaye kısa sürede el değiştirir. “Akçeli iş ya da ballı börek” olarak tabir edilen devlet destekli projelerden gelen büyük para başka kaplara dolmaya başlar. Bütün bunların gerçekleşmesi yozlaşmanın artışıyla doğru, hatta katlamalı ilişki gösterir. Eski dost çaycı imtiyazlar sayesinde AVM sahibi olur. Eski muhalifler bile kendilerini gücün şehvetine kaptırdıklarından işbirliğine girer ve ödüllendirilir. Gidişatın iyi olmadığına içtenlikle inananlar bile sonunda bezginliğe kapılır ve “yapacak bir şey yok” aşamasına gelir. Şatafat para döngüsünün yüksek olabilmesi için özellikle gereklidir. Ülkelerin sahip olduğu varlık kısa sürede tükenir ve konumun sürdürülebilmesi için zorunlu olan para yabancı sermayenin istilasıyla takviye edilir. İşte sonlanma bu aşamadan başlar, ülke varlıkları ister istemez satılır, tiran böylelikle dizginleri başkalarına kaptırır. Ama dahası da vardır…