Tiran aşamasına erişmenin gerek bireysel, gerekse toplumsal getirisi hem de götürüsü bulunabilir. Aslında bir kişinin kararına bağlı olmak çok istenecek bir durum değildir. Ancak çok güçlü pozisyona geçmiş biri, kazandığı konumu devletinin ya da başında bulunduğu kurumun mutlak çıkarları için kullanırsa çok hızlı bir gelişme sürecini açar. Tarihte bunu yapabilen örnekler nadirdir, çünkü tiran da olsa bir süre sonra koltuğun etkisi ağır basmaya başlar. İşe girişilirken temel dürtüyü oluşturan misyonlar zamanla törpülenir. Tiranlık zor zanaattır, koltuğun yönetmesinden kasıt da budur, tiran koltuğu hiçbir zaman kaybetmek istemez, aksi takdirde oyun dışında kaldığını düşünecektir.

Bu durum üstesinden aşılması çok zor bir süreçtir. Koltuğu korumanın iki yolu vardır, ya başkalarının da konumdan faydalanmasına göz yumarsınız ve dış tehditleri onların üzerinden ortadan kaldırırsınız ya da etrafınızı düşük profilli, sizi tehdit etmesi olasılığı bulunmayan birileriyle doldurursunuz. Her iki seçenek de birbirinden beterdir. Göz yumma hali diğerlerinin de sıraya girmesine neden olur, kontrolünüz dışında gelişecek entrikaların kapısını aralar. Ne de olsa tarihte hiç kimsenin üstesinden gelemediği bir zaman mevhumu vardır, insanların yaşam süreleri bellidir, hatta yetkin kalma süresi daha kısadır.
Veliaht sorunu
Diğerleri mutlak hakimiyeti elinde tutan mevkiinin hayallerini kurmaya başladıklarında sona yaklaşılması hızlanır. Bu “diğerleri” babadan oğula geçecek bir sistemin hayaline kapılabilir ya da çıkar sahipleri işlerine en çok yarayacak kişiyi öne süremeye başlarlar. Bu kişi de ister istemez tiranın becerisinin altında olmak zorundadır. Hiçbir tiran kendine veliaht belirlemez, ondan sonrasının tufan olacağı düşüncesi en doğru seçenek haline gelir. İşin ironi tarafı, bu olasılık gerçekleşse bile veliaht genellikle çok başarısız olur, tarihte güçlü tiranın daha güçlü varisi örneğini bilen varsa lütfen bizi de bilgilendirsin.
Bu yolun kapısını açanlar zaten çevredeki düşük profillilerdir. Bunlar aslında yetersizdir, ama bir yandan kendi ikballerinin peşine düşerken, diğer yandan da tiranın etrafında etten bir duvar örerler. Ortalama bir tiran düşünün, sabah kalkıp gazetelere bakması, akşam muhalif kanallardan haberleri izlemesi ya da halkın arasında karışması mümkün değildir. Bir zamanlar içinden çıktığı halka zaten yabancılaşmıştır, yollarda oluşan konvoyun araç sayısı giderek artar. Bu bir yandan varlığının hissedilmesi için gereklidir, diğer yandan kervana katılmak da prestij sayılacağından araç konvoyu meydana gelecektir. Toplumdan bu kadar kopmanın mümkün olmadığını sanmayın, padişahların bile zaman zaman tebdili kıyafet eyleyip halkın durumunu gözlemlemeleri hem hakikat hem de bazı mesellerin ana malzemesidir.
Tiranın çöküşü
Etten duvar çok tehlikelidir, çünkü tiran için en büyük bozgun içinde bulunduğu durumun hakikatinden kopmaktır. Sarayın kapıları arkasında her şey mükemmel, göründüğü kadarıyla ekonomi tıkırında, iş insanları da memnundur. Ayrıksı ses çıkarsa daha tiranın dikkatine bile varamadan susturulur. Sistem tirana hizmet etmeyi yegane yükümlülüğü olarak beller, durum düşük profilli yancıların çıkarlarıyla bire bir örtüşür.
Çökme aşaması bundan sonra gelir. Tiran bir gün zayıfladığını anlarsa çok sevdiği koltuğunda vazgeçemeyeceği için taviz vermeyi artırır. Etten duvar böylelikle daha da kalınlaşır, ama bu kadar kalınlığı besleyecek kaynak olmadığından içeriden çürümeye başlar. Ve derken kaderin “yaşam süresi” bileşeni devreye girer. Tiran da sonunda ölümlüdür, bir gün hayata veda eder. Bu aşama kaos durumudur, duvar birden fazla bloğa bölünür, onca yılın olumlu ya da olumsuz mirası yağmalama aşamasına girer. Bazı payını alanlar çekilirken, ya içerinde birliği yeniden sağlayacak beklenmeyen biri çıkar ya da ana kütle parçalara bölünür.