Toplumsal coşkunun kazanılması ve yitirilmesi

Toplumlar bir araya geldiklerinde, eğer onları birleştirebilecek bir lider ya da liderliği üstlenen bir grup varsa devlet yapısını kurabilirler. Milletlerde de devletlerde de aynı kişiler bulunur, ancak devlet sadece ahlaki normlarla yönetilemez, ya teamüle bağlı (yazılmamış, ama korunmuş) ya da yazılı yasalar sistemi uygulanır. Bu yasanın temel biçimine anayasa adını veriyoruz. Anayasa diğer yasaların yapılmasındaki temel koşulları da belirleyen uzlaşma metnidir. Bizim anayasamızda olduğu gibi, devletin adı, yönetim biçimi, vatandaşlığın tanımı, başkentin neresi olacağı gibi temel kavramlar anayasa metninin daha henüz başında yer alır; böylelikle “kim” sorusu yanıtlanmış olur.

Bütün devletlerin kuruluş aşamaları coşkuludur, kurulana kadar kazanılan başarıların en önemlileri, kuruluş metninin kabul edildiği tarih, bunların dışında dini kutlamaların yapıldığı bayramlar da bu coşkunun sabit günleri olarak belirlenir. İlk kuruluş coşkusu genellikle geçmiş muhasebesinin taçlanmış halidir. Diğer devletlerle ya da içeride savaşlar, ekonomik yıkım ya da çeşitli güçlükler gelinen aşamanın kilometre taşlarıdır. Artık yeni bir barış dönemi vardır, insanların beklentileri makuldür, dolayısıyla kuruluş aşaması “on yılda on beş milyon genç…” şeklinde devam eder.

Bayram coşkusunun nedenleri

Bayramlar coşkulu kutlamalar ve özel önem verilen resmigeçitlerle taçlanır. Bir Cumhuriyet Bayramı’nda annemle Taksim’e çıktığımızı ve annemin resmigeçit sırasında ağladığını çok iyi hatırlıyorum, okula başlamış mıydım, bu hafızamın dışında. Bu aşamada yerli üretim önemlidir, insanlar aslında kendi kendine yeterli olmanın önemini ders notlarından dinleseler de, önceki nesil çekilen yoksulluğu hatırladığından, kendi üretiyor olmanın önemini kavrar.

Bu dönem herkesin bugün nostaljiyle baktığı detayları da içerir. Bir başka yazıda da değinmiştik, nostalji aslında her dönem yaşanan algı olsa da, “nerede o eski güzel günler” yaklaşımı devletlerin kuruluş aşamaları için çok daha baskındır. Nitekim bugün bile Kuruluş Osmanlı gülümsenerek hatırlanan bir dizi adıdır, dizi o dönemin gerçeklerini ne kadar yansıttığı bilinmese de, imparatorluğa dönüşen kuruluş aşaması insanları mutlu eder. Dolayısıyla Kemalettin Tuğcu hikayeleri de karşılık bulur. Farklı olanlar birbirlerine karşı tahammüllüdürler, farklı inançları olanlar, benim çocukluğumda kalan komşularımız gibi, birbirlerinin inançlarına saygı duyarlar. Bayramlar kutlanır, ikramlar sunulur. Toplumsal coşku ve mutluluk genele hakimdir.

Coşkunun yitirilmesi aşaması

Ne var ki bağımsız ve kendine yeten devletler bile, baskın güç karşısında dayanmakta zorluk çekerler (kuruluş aşamaları genel temaşadan uzak kalınan dönemdir, içe kapanık olmak zorundadır). Bu zorluk devlet mekanizmasından kaynaklanmaz, zorluğun kaynağı insanların beklentilerinin zaman içerisinde değişmesi, daha önemlisi bu beklenti çeşitliliğinin toplumsal algıya hakim olmasıdır. Artık kuruluş yılları geride kalmış, taşlar yerine oturmaya başlamış ve yokluğun giderilmesinde kaynaklanan coşku hali tükenmiştir. Yeni nesil zorluk görmediğinden mevcutla yetinmeyecek kadar isteklidir. Hele hele seçeneklerin herkese ayan beyan gösterilir, gözü açılmamış arpacık kumruları buğday ambarının kenarına getirilirse, talep koşulu yener.

Kırılma noktası bu aşamada ortaya çıkar; Türkiye Cumhuriyeti Devleti de aslında bundan nasibini layıkıyla alır, hatta almaya devam etmektedir. Bu dönüştürmenin ana yöntemi özellikle medya üzerinden imrendirmektir. Üstelik imrendirmenin sınırı yoktur, kimi eski yönetim biçimine, kimi daha iyi yaşam koşullarının cazibesine, kimi de toplumun rol modellerinin şatafatına, “itibardan tasarruf olmaz” söylemine özenir. Gerisi kolay gelir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.