Bilginin doğumu ve gelişimi

Yaşım hayli ileri olsa da kendi bilincimi kazanmam yaşımın yarısı bile etmez, en fazla son beşte birinde olduğunu söyleyebilirim. Kendi bilincinden kast ettiğim şey, söylenenleri kendi akıl süzgecimden geçirerek “değerleme” becerisidir. Bilgi biri tarafından sunulur, kaynak bildirilmez, sunulan bilgi genellikle söyleyen tarafından değerlendirilmeden aktarılır. Bu biraz papağanın tekrarlamasına, biraz da kulaktan kulağa oyununa benzer. Bilginin ilk üretim aşması hayli zordur, hatta bu bilimsel bir mecra ise bilgi oluşturmak daha da zordur; işin içine bir yığın terim, okunması mümkün olmayacak kadar uzun teferruat girer.

Yaşım hayli ileri olsa da kendi bilincimi kazanmam yaşımın yarısı bile etmez, en fazla son beşte birinde olduğunu söyleyebilirim. Kendi bilincinden kast ettiğim şey, söylenenleri kendi akıl süzgecimden geçirerek “değerleme” becerisidir. Bilgi biri tarafından sunulur, kaynak bildirilmez, sunulan bilgi genellikle söyleyen tarafından değerlendirilmeden aktarılır. Bu biraz papağanın tekrarlamasına, biraz da kulaktan kulağa oyununa benzer. Bilginin ilk üretim aşması hayli zordur, hatta bu bilimsel bir mecra ise bilgi oluşturmak daha da zordur; işin içine bir yığın terim, okunması mümkün olmayacak kadar uzun teferruat girer.

Bir zamanlar mahkemelerde savunma sunarken avukat arkadaşlarım “çok uzun yazma, hakim bunları okuyamaz” diye uyarmışlardır. Çok detaylı açıklamanın ve uzun bir metnin daha etkili olacağına ilişkin kanaatin bu şekilde değişti. Evet, haklılardı, çok doğru bile olsa bu kadar sayfanın okunması olası değildi. Ben de önce özetle başlamaya karar verdim, bir sayfa, hatta birkaç paragrafı geçmeyen özetle içeriği sundum, muhtemelen işe yaradı. Mahkemenin kalemine gidip sürekli kabaran dosyayı görünce avukat arkadaşlarımın ne kadar haklı olduklarını bir kez daha gördüm. Düşünün, önünüzde bir iddia ve buna ilişkin iki yüz sayfa yazı var, neresinden başlarsınız, hangisini okursunuz? Bugün bu iş daha çetrefil hale geldi, işin içine giren yapay zeka birkaç saniye içinde dünyanın dört bir yanından başka mahkeme kararlarına atıflarla ya da gazete haberlerini kullanarak binlerce sayfalık iddialar hazırlayabiliyor.

Ekilen bilgi hayata nasıl tutunur?

Ne var ki girişte sözünü ettiğim değerleme becerisi bu değil. İlk bilgi oluşumu dediğim gibi meşakkatlidir, çoğu özet içeriği layıkıyla yansıtacak kadar uzun olamaz, sınırı bellidir. İnsanların bir söze inanmalarının ya da sözün karşılık bulmasının olasılıkla iki nedeni vardır. Bunlardan ilki sözü kimin söylediğidir, eğer o ağız muteber birine aitse bilgi kabullenilip aktarılmaya başlar. Diğer neden ise bilginin ya da aktarılan görüşün karşılık bulmasıdır. Yani çoğu kişi anlatılana benzer bir deneyim yaşamıştır, sözler karşılık bulmuştur. Bu ister istemez bir köpürme dinamiği yaratır, ama köpürmenin nedeni iddianın kendisi değil, başkaları tarafından yaşanmış olup doğrulanmasıdır.

Bilgi ya da görüş aktarılıp ne kadar köpürse de bunun değerleme ile bir alakası olmaz. Günümüzde insanların çoğu birinden öğrendiklerini diğerine satarlar. Tıp alanında bu kaynak genellikle kongrelerdir, bilgi kongrelerde sunulur, aslı nadiren okunur, ama sonrasında yayılmaya devam eder. Kongre dinamiğini çok fazla anlattık, ama kongreyi düzenleyenler de insanların bu özelliğini bilir. Hiç görmediğiniz bir memlekette yapılan kongre size sadece bilim değil, oranın kültür ve mekan özelliklerini de sunar; dolayısıyla katılanlar gezmek isteyeceklerdir. Bu ikilem ticaret amacıyla yapılan, yani herkesin kendi ürününü tanıttığı fuarlarda görülmez. Fuar gün boyu canlıdır, gezmek ancak akşam ya da fuarın kapanması sonrasındaki bir kaç güne sıkıştırılır.

Aslının ne olduğunu kimse bilmez

Bilimsel kongreden bir mesaj çıkacaksa, düzenleme kurulu bu insan davranışını dikkate alarak günün içeriğini “preliminary section” (ön gösterim diyebiliriz) denen sabahın ilk oturumunda verir. Bu özet oturum sonrası kalmak isteyen kalır, ama gezmeye gidenlere de bilgi aktarılmış olur. Aktarılan özetler elbette kongrede daha detaylı sunulur, bunların izleyicileri gerçekten meraklı olanlardır. İş burada kalmaz, eğer bilginin reçete gibi bir sonucu varsa, etki kongre sonrasında yerel toplantılarla ya da firma temsilcilerinin ziyaretleriyle pekiştirilir. Böylelikle bir kere ekilen bilgi köklendirilir ve aslının ne olduğu bir kere bile gözden geçirilmeksizin yeni uygulamaya dönüşür.

Bilginin sorgulanmadan aktarılması sadece tıbba özel değildir, günlük yaşamda da pek çok bilgi bu şekilde yayılır; ister yeni gerçeklik deyin, isterse şehir efsanesi, söylem ağızdan ağıza aktarılarak yaşamaya devam eder.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.