Kuzey Avrupa için yorumlar, aranan özellikler

Geçen haftaki yazıya iki yorum geldi, biri çok değerli arkadaşımızdan, şöyle der; “Kuzey Avrupa’ya dair özendiğim şey gündemleri. Ülkemizde çocuk istismarı, şiddet, siyasilerin türlü can yakıcı sözleri, terör vb. bizi hiç boş bırakmayan gündem var. Fakat Kuzey Avrupa ülkelerinde; çevre, sanat, siyasilerin eğlencenin dozunu fazla kaçırıp kaçırmadığı gibi şeyler gazete manşetlerinde. Böyle “light” gündemin olduğu bir ülke olamayışımıza kızıyorum. 🙂 İstanbul ahalisinin kaliteli yaşam kavramı; daha az kalabalık metrobüs, kimse ile kavga etmeden günü tamamlamak, kadınsanız daha az taciz ile günü bitirmek.”

Diğer yorum ise twitter üzerinden aktarıldı: “Hocam meslektaşınız olan bir cerrah arkadaşımız çocuklarının geleceği için İsveç’e yerleşmişti. Bir yıl sonra yine çocukları için neredeyse kaçarak geri döndü. İfadesi aynen şu; “İsveç’te çocuklarınız asla sizin değil, devlete aittir. Çocuklarınızı siz değil devlet şekillendirir.

Şehir imgesi olarak mimari

Herkesin değerlendirme kriteri farklı olsa da, bir şehrin oluşturduğu etkinin ilk gerekçesi yapılarının bıraktığı etkidir. Bu açıdan baktığınızda Avrupa şehirlerinin en azından merkez bölgeleri, nostalji olarak betimlenebilecek “kartpostal” görüntüsünü destekler, hele hele Beyoğlu’nda büyümüş biri için yabancılık yaratmaz. Ne var ki şehir sadece binalardan oluşmaz, insanları da vardır. Kısa intibaların bıraktıkları “bu insanlarla birlikte yaşanabilir” olmuştur, çünkü bize öğretilen normun dışına çıkan neredeyse yoktur; ne taşkınlık görebilirsiniz ne de kavga. Verilen ücretlerin asgari standardını tutturmanın ötesinde iyi bir yaşam olanağı sağlar. Bu durumda Kuzey Avrupa’nın seçenek olmasının önünde iki engel kalır; iklim soğuktur ve mevsim kışa döndüğündeyse gündüzler bitmez, “geceler beyazdır”. Arada sadece iki saat farkı bulunmasına rağmen, kuzeyde olmanın bu doğal sonucu insanı önce şaşırtır, ama kısa sürede uyum sağlandığı da açıktır. İnsanların kalıcı yaşam alanı olarak Kuzey Avrupa ülkelerini tercih etmelerinin olası nedenleri düzen, düşük suç ve göreceli ekonomik refahtır.

Yerleşik hale geçmenin “almak-vermek” denklemi

Ama bir sınıf arkadaşımın “kendini atacak ülke/şehir” arayışını da aktarayım; kriterleri “bisiklet yolu, ortalama hava sıcaklığı ve düşük suç oranı” oldu. Ülkeleri tanımak adına The Boston Globe’dan Çin gazetelerine kadar her türlü yayını düzenli okudu. Üçüne de uyan bir Amerika şehri bulamadı, bisiklete uygun olan soğuk, diğerleri vergiler nedeniyle pahalıydı ve tabi adamımız müşkülpesendin ötesi… Bir iki gazetesini okuduğu İrlanda bir bıçaklanma olayını iki ay boyunca birinci sayfadan tartıştığı için klasman dışı kaldı, hayat durmuş göründü. En son bıraktığımda bir üniversite şehri olan Massachusetts Cambridge üzerine odaklanmıştı.

Dolayısıyla yerleşip kök salmak emeli biraz da sizin hayatla olan “almak-vermek” denkleminize bağlı görünür. Hayatı daha makul yaşamak biçiminde algılayanlar için Kuzey Avrupa “örnek alınması gereken model” siluetine bürünür. Kuzey Avrupa sizden düzenli bir vatandaş ya da yaşayan olmak dışında bir şey istemez, lakin kurulu düzeninden fazlasını da veremez, ama çok düzenli olandan “enstalasyon” tadında yaşam çıkar. Şaşırtıcı yenilikler ise daha çok, çok kültürlü dalgalanmaların girdaplarından yükselir.

Biz de herkese düşlerini gerçekleştireceği sağlıklı ve mutlu bir yeni yıl dileyelim…

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir