Geçen hafta söz ettiğimiz gibi, söylenen bir şeyin akıl süzgecinden geçirilmeksizin kabul edilmesi nadir değildir. Orson Welles’in Uzaylı İstilası örneği uç bir senaryodur, ama Sakallı Bebek ya da Pasamet Hayvanı örnekleri de olanaksız senaryolar olmalarına rağmen üniversite mezunları arasında bile kolaylıkla kabul görür. Bu üç örnek de aslında kimin söylediğinden çok hangi mecrada söylendiğinin önemli olduğuna işaret eder. Belli ki gazete, radyo ya da televizyondaki yayın genellikle tartışmadan kabullenilir. Anlaşılan insanlar kamusal düzeyde yayın yapan mecralara özel bir önem atfeder, burada anlatıcının kim olduğunu sorgulamaz.
Zaman geçip de sosyal medya yaygınlaştığında kamusal yayın kuruluşlarının sıralamadaki yeri hayli gerilere düşer. Radyo sadece araba kullanılırken dinlenir, televizyon ise sadece belli yaş üzeri kesime hitap eder. Tahminen kırk ya da elli yaş altında televizyon izleyen, özellikle de “ajans dinleyen” kimse kalmaz. Bu yaşın altında internet aracılığıyla aktarılan bilgi daha fazla karşılık bulur, ama ilgi süresi çok kısalmıştır. Uzun uzun aktarımlar yerine beş ya da on saniyede geçilebilecek paylaşımlar ağırlık kazanır. Ekranlar çok küçüktür, okunması gereken metinler birkaç satırı aşmamalı, izlenmesi gereken kaynaklar ise birkaç dakikadan uzun olmamalıdır.
Facebook dolandırıcılıkları
Akıllı telefonlar giderek yaygınlaşır, çok fazla çeşitlilikte mecra vardır, ama mecralar yaşa göre farklıdır. Mesela Facebook’u kullanan daha çok ileri yaş kesimdir. Algoritma siz özellikle çabalamasanız da profilinizi eski tanıdıklarla eşleştirir ve konsantre eder. Bu mecra daha çok eski günler nostaljisi ve elbette hayattan ayrılanlar haberlerinin yoğunluklu olduğu alandır. Ancak Facebook’un ileri yaş grubunca kullanılması sahtekarlık için de verimli bir alan olmasına neden olur.
Televizyonun otorite kabul edilmesini hatırlayın, çoğu sahtekarlık yapay zeka sayesinde ayırt edilmesi pek mümkün olmayan kurgunun “televizyondan alıntı yapılarak aktarıldığı” üzerine kurulur. Algoritma arama motoruna yazılanla eşleşen kavramları ön plana çıkarır. Biri “idrar kaçırma” yazarsa daha çok özel hastanelerin siteleriyle yanıtlanır. Ancak arama Facebook ya da diğer kanallara da yansır, aranan kavram doğrudan hedef kitleye iletilir. Belli yaşın üstünde sorgulama çok zayıftır, haber biçiminde sunulan yapay zeka örüntüsünün gerçek kabul edilerek sipariş verilmesi çok da şaşırtıcı olmaz.
Akıllı ekranın televizyonla karıştırılması
Bu mecraların internet özelliği olan televizyonlara aktarılması ise bambaşka bir algı değişikliği yaratır. Youtube üzerinden yapılan yayınlar özellikle bir yaşın üzerindeki “televizyonda izledim” etkisi oluşturur ve ciddiye alınması olasılığını yükseltir. Günümüzde internet bağlantılı televizyon sayısı giderek artar, daha doğrusu normal televizyon neredeyse üretilmemektedir. Bu yaklaşımın diğer getirisi kişiye özel seçici reklam verilebilmesidir. Yani cep telefonunda “idrar kaçırma” sorununu araştıran kişinin önüne konuyla ilgili videolar, reklam olarak da artık her markette rahatlıkla bulunabilen yaşlılık ürünleri gelir.
Günümüzde artan imkanlara karşılık gerçek ve gerçek olmayan arasındaki çizginin bulanıklaşması doğal bir sonuçtur. Bilgi kaynakları çeşitlendikçe bilgilenme artmadığı gibi güven sorunu ortaya çıkar. Sistem bu tür güven sorunu için bir eşik belirler, kıstas haberin ne kadar izlendiğidir, belli sınır açıldığında doğrulama siteleri işe karışır. Ama mesele haber özelliği taşıyan ciddi bir meseleyse resmi otorite sorunu “yayın yasağı” ile çözer.