Toplumun yeni bilgiyi kabul aşamaları

Önceki yazılardan anımsarsanız, biz bu konuya bir sözün ya da vaadin hangi koşullarda dikkate alındığını irdelemek amacıyla girdik, irdelemeyi toplumun nelere inanabileceği örnekleriyle sürdürdük. Bu noktaya dek ortaya çıkan mesaj “haberin kaynağı ve iletim biçimi” oldu. Bu durum elbette bilimsel yayınlar için de geçerlidir, konuyla ilgilenenler yayının içeriğinden önce hangi dergide yayınlandığına bakarlar. Hatta doçentlik dosyalarının değerlendirilmesi gibi ciddi süreçlerde bile yayınlar genellikle okunmaz, hangi dergide yayınlanmış olduğu dikkate alınır.

Buna karşılık günlük yaşamımızı da ilgilendirecek derecede kabul gören söylemler yayın mecrasının ne olduğuna değil kim tarafından söylenmiş olduğuna bakılarak değerlendirilir. Herkes bir şey söyler, ama bazıları daha muteber kabul edilir ve ciddi karşılık görür. Bu sözün ötesinde kişinin itibarıyla ilgili bir durumdur. Söz, özellikle güven, ahlaki sorumluluk ve ikili ilişkilerin temelini oluşturduğu durumlarda önemli kabul edilir. Söz, kişinin karakterinin bir yansıması olarak görülür ve karşılık bulduğunda kişinin itibarını besler.

Söz neden dikkate alınır?

Söz söylemek kişinin kendisini o söze bağlaması ve yükümlülük altına girmesidir. Bu sadece ikili ilişkilerin temel yapı taşı değildir, sözü söyleyen kişi toplum tarafından kendi sözleriyle özdeşleştirilir. Sadece gerçekçi sözler önemli ve kıymetlidir. Toplum söyleneni algılandığında kendi akıl süzgecinden geçirir. Biz hafızamızın ne kadar yanılmaz olduğunu düşünsek de yavaş değişimler hafızayı zayıflatır. Toplumun dikkate aldığı söylemlerin büyük bölümü aslında bu silinmekte olan hafızada yer bulduğu için önem kazanır. “Ya gerçekten böyle bir şey vardı…” sözünü söyletebilen ister istemez dikkatleri üstüne çeker.

Sonraki aşama sözün sahibinin değerlendirilmesi aşamasıdır, yani kişinin istikrarına bakılır. İstikrar sadece “yaptığını söyle ya da söylediğini yap” betimlemesi değildir. Toplum söylemin açık verilmesini ister, sıra dışı iddiada bulunan biri bunu doğrudan söylemeli, sonrasında sözüne sahip çıkmalı, konuyu gereksiz tartışmalarla soldurmamalıdır. Kısmen belagat olarak adlandırılabilecek bu yaklaşım özellikle bizim coğrafyamız için temel kıstastır. Hep verdiğimiz örnek, dinleyenler anlatılanların sadece küçük bir kısmını algı seviyesine getirebilir, ama söyleniş biçiminden kimin haklı ya da özgüvenli olduğunu kolaylıkla kavrar. İki konuşmacı olsun, ikisi de bilinmeyen bir dille konusun, bu coğrafyanın insanı hangisinin doğru söylediği konusunda şaşırtıcı biçimde isabetli kanaat sahibi olur.

Muteberlik aşaması

Dinleyicinin değerlendirmeleri daha çok mesajın veriliş biçimiyle şekillenir. Bu üslup meselesidir. Bazen söz sanatının cilveleri ya da mimikler kullanılabilir, bütün mesele mesajın kalıcılığının sağlanmasıdır. Bu nedenle mesaj net olmalıdır. Sözü söyleyen açıklamasını ifade ederken iç tartışmalara soktuğunda ana mesaj tartışma içerisinde kaybolur. Açıklama yapılacaksa da mesajın verildiği an değil, sonrasında yapılır. Böylelikle mesaj sabit kalır, ama isteyen tartışmanın diğer kısmını sonrasında dinleyebilir.

Buna karşılık toplumun mesajı kabullenme aşaması yine de bir süreç ister. Toplum her zaman kuşku içindedir, mesajın sahibini bellerse izlemeye alır. “Acaba söylediklerinden bir çıkarı var mıdır? Kendisi sözlerine sadık mıdır? Yoksa sözlerini sadece aykırı olup dikkat çekmek amacıyla mı sarf etmektedir?” Sözün sahibi bu aşamaları da başarıyla geçerse, söz konusu süre haftalar değil genellikle yıllardır, o zaman “muteber” (itibar sahibi, sayılan kişi) kabul edilir.

Muteber olan artık kabullenilmiştir, toplum onu takip etmeye başlar. Bu duruma bir yandan iyi, ama sözün sahibi için de ağır bir yüktür. Samimi ise zedelenme olmaz, ama en ufak aykırılık bile artık haber değerine sahip bir önem kazanacaktır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.